Home / Arka Bahçemiz / Kimsenin Birbirine Güvenmediği Bir Ülke

Kimsenin Birbirine Güvenmediği Bir Ülke

Bir ülke düşünün, bireyler birbirine hiç güvenmiyor. Güven düzeyi dibe vurmuş. Toplumun bir yarısı diğer yarısına düşmanca duygularla bakıyor, “öteki” diye ayırıyor. “Öteki” kültürünün yarattığı bir cepheleşme mantığı her türlü toplumsal ve ekonomik hedefi ikinci plana atmış.

Toplum bir diğerini hasım olarak gören zihinsel, yaşam biçimsel, ekonomik fay hatları ile bölünmüş. İşte burası Türkiye. Bizzat Başbakan’ın kendisine oy vermeyenleri “ahlaki zaafı olan, güvenilmez” insanlar olarak gösterdiği bir ülke. Böyle bir ülkenin 21. yy’da müthiş bir rekabet içinde yarışan dünya ülkeleri içindeki geleceği ne? Bugünün toplumsal yarılmalarıyla sarsılan Türkiye, küresel ligin hangi kümesine oynuyor? İçinden bir türlü çıkamadığımız bu meselenin kültürümüzle mi ilgisi var? Ekonomik gelişmeyi sosyal sermaye belirliyor.

Japon asıllı Amerikan siyaset bilimcisi Francis Fukuyama, “Güven” adlı kitabında, ülkeler arasındaki ekonomik gelişme farkını, kültürel bir kavram olan sosyal sermayeye ve bir toplumun bireyleri arasındaki güven duygusunun yaygınlığına bağlıyor. Buna göre toplumları yüksek güvenli ve düşük güvenli olarak ikiye ayırıyor. Bireylerin birbirine güven duyması, bu güven duygusu doğrultusunda belli bir amaç doğrultusunda bir araya gelebilmesi, ekonomik ve sosyal işbirlikleri oluşturabilmesi gibi yeteneklerin yüksekliğinin bir toplumun gelişmesinde asal rolü oynadığını öne sürüyor. Çevirisini yaptığım bu kitaptaki temalar, Gezi sonrası, cepheleşmenin doruğa çıkarak Türkiye’nin tüm enerjisini emdiği bir dönemi farklı bir açıdan aydınlatıyor.

Türkler birbirine güvenmiyor.

Sosyal sermayenin en önemli bileşeni, bireylerin birbirine duyduğu güven düzeyi. Elimizdeki verilerin ışığında, güven düzeyi açısından Türkiye gerçekten acınası bir noktada. Dünya Değerler Araştırması verilerine göre Türkiye, dünya ülkeleri arasında güven düzeyinin en düşük olduğu ülkelerden biri. 55 ülkeyi kapsayan araştırma’ya göre, güven düzeyi Türkiye’de yüzde 6.5 olarak ölçülüyor.

Bir diğer deyişle toplumun yüzde 94’ü birbirine güvenmiyor.

Başka bir açıdan ise, insanların birbirine güvenmesi sağlıklı bir ekonomi için olduğu kadar istikrarlı bir demokrasi için de önem taşıyor. Sivil toplum çok zayıf. Fukuyama’nın üzerinde durduğu konulardan biri de aile ile devlet arasındaki gönüllü sivil kuruluşların varlığı. Güven düzeyi ile birlikte sosyal sermayeyi oluşturan bu faktör, ekonomik ve siyasi yaşamımızda belli bir amaca yönelik olarak “bir araya gelebilme, birleşebilme” yeteneğinin ne denli zayıf olduğunu gösteriyor. ” Türkiye bireylerin üye oldukları ortalama sivil kuruluş sayısı 0.5’le 47 ülke arasında 45. sırada yer alıyor.

Bireylerin sivil kurumlarda aktif rol oynama derecelerinden hesaplanan aktif katılım endeksinde ise Türkiye sonuncu ülke olan Çin’in sadece üç basamak üstünde 44. sırada gelirken, ABD ilk sırada yer alıyor.

Düşük sosyal sermayenin sosyo-ekonomik sonuçları.

Düşük sosyal sermaye, suç örgütlerinin gelişmesine yol açıyor, güçlü merkezi devlete ve bürokrasiye ihtiyacı artırıyor, rüşveti ve yolsuzluğu yaygınlaştırıyor ve yalnızca küçük aile işletmelerinin gelişebilmesine imkan tanıyor. Günümüzde Türk insanı, yolsuzluklar nedeniyle daha fazla vergi ödemek zorunda kalıyor ve bu durum devlete olan güvensizlik duygusunun artmasına neden oluyor. “Price Waterhouse Cooper”ın raporuna göre, Türkiye, yolsuzluk sıralamasında 35 ülke içinde dördüncü sırada bulunuyor.

Türkiye’deki sosyal sermayenin oldukça zayıf olduğunu gösteren göstergelerden biri de “kayıt dışı ekonomi”. Türkiye 29 ülke arasında kayıt dışı ekonominin toplam ekonomideki büyüklüğü açısından yüzde 45 ile 24. sırada yer alırken, ABD yüzde 9 ile 3. sırada yer alıyor. Sorun nereden kaynaklanıyor? Bir toplumda sosyal sermayenin düşmesine yol açan en temel unsur otoriter, merkezi devlet yapısının sivil hayatı ezmesi, hatta Arap ülkerinde olduğu gibi tamamen yok etmesi ve özgürlükleri ellerinden alınan bireyleri güvensiz, endişeli bir ruh haletine bağımlı kılması. Devletle vatandaşlar arasında tampon görevini görecek sivil kuruluşların eksikliği veya bunlara katılımın düşüklüğü, adil bir yargılama ve hukuk sisteminin eksikliği, yaygın yolsuzluk, özgür bir medya ve ifade özgürlüğünün olmaması… Tüm bu faktörleri yan yana koyduğumuzda Türkiye’deki bireyler arası güvensizlik hiç şaşırtıcı gelmiyor. Diğer yandan, modern insanın coğrafi hareketliliğinin artması, boşanmalar ve tek ebeveynli ailelerin çoğalarak çekirdek ailenin özellikle kentlerde çözülmeye maruz kalması, boş zaman geçirmelerde topluluksal aktivitelerden uzaklaşarak TV, bilgisayar başında zaman harcama veya sosyal ağlarla sanal iletişim kurulmasının getirdiği atomizasyon ve yalnızlık, tüm dünyada toplumların içini oyuyor, bireyleri birbirine yabancılaştırıyor.

Gezi ile ötekileşme zirveye çıktı. Türkiye’de bireyler arası güvensizliğin yanı sıra mevcut kurumlara da güvensizlik çok büyük. Siyasi partiler, medya, hukuk sistemi güvensizliğin en yüksek olduğu kurumlar. Siyaset alanına geçildiğinde, birbirine hiç güvenmeyen toplumsal cephelerin varlığı fay hatlarını daha da derinleştiriyor. Özellikle Gezi hareketi sonrasında, iktidarı elinde tutanlarla muhalefet arasındaki ötekileşme zirveye çıktı, Türkiye resmen içerden derin güvensizlik hatlarıyla bloklar halinde bölündü. Elimizdeki tüm veriler Türkiye’nin sosyal sermaye düzeyinin düşüklüğünü gösteriyor. Sosyal sermayeyi yükseltmesi beklenen siyasi otorite, aktif, genç, eğitimli, kentli, kısacası demokrasinin ana motoru olabilecek bir kesimi direkt olarak karşısına alarak sosyal sermayenin daha da azalmasına yol açıyor. Cephelere ayrılmış, bir hedef etrafında kilitlenemeyen Türkiye, dinamizmini, enerjisini kanalize edemeyerek tehlikeli virajlara direksiyon kırıyor.

 

New York’ta yayınlanan Posta212 adlı gazetede köşe yazarı olan Ahmet Buğdaycı, sosyal, ekonomik araştırmalar ve trend analizleri üzerinde uzmanlaşmıştır.

Yazarın www.dunyalilar.org’ta yayınlanan diğer yazıları

http://dunyalilar.org/ey-gezici-arkadas-iktidara-nasil-gelirsin-2.html

http://dunyalilar.org/gezi-partilesirse-ne-kadar-oy-alir.html

http://dunyalilar.org/islam-demokrasi-misir-turkiye-abd.html

http://dunyalilar.org/gezi-kamuoyu-aktorlerini-nasil-teshir-ediyor.html

http://dunyalilar.org/gezi-direnisini-laik-chp-analiziyle-aciklamanin-tarihsel-yanlisligi.html

http://dunyalilar.org/amerikan-dusunce-kuruluslari-gelismeler-icin-ne-diyor.html

http://dunyalilar.org/dunyadan-turkiye-nasil-gorunuyor.html

http://dunyalilar.org/big-brother-degil-big-data-internet-kayit-altinda.html

 

 

Rastgele Haber

15 temmuz ismailağa

‘Cüppeli Ahmet Hoca’ bir istisna mı?

‘Cüppeli Ahmet Hoca’ bir istisna mı?  Fikret Başkaya ” İşçi çıkarılınca kıdem tazminatı almak caiz …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir