Home / Gündem / Kırmızı Saçlı Kadın’ın Ensest Suçu

Kırmızı Saçlı Kadın’ın Ensest Suçu

Orhan Pamuk’un “Kırmızı Saçlı Kadın” kitabının 114’üncü sayfasındaki “ensest” ilişki ile ilgili anlatıyı Türk örf, adet ve ahlaki değerlerine aykırı olduğunu, yazarın çokça görülen ve çeşitleri olan bir olaymış gibi betimlediğini iddia eden Sakaryalı bir vatandaş, kitap ve yazar hakkında Düzce Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. 

Kırmızı Saçlı Kadın-Bayram SarıVatandaş, suç duyurusunda kitabın toplatılmasını, bu bölümünün çıkarılmasını, bundan sonra yeniden piyasaya sürülmesini, Türk halkından özür dilenmesini ve Türk halkına hakaret davası açılmasını talep etti.

Orhan Pamuk, “Kırmızı Saçlı Kadın” romanında son yıllarda medyada sıkça yer alan haberlerle ilgili bir kurguyu oluşturarak satırlarında değindi. “Çok işlenen ve sayısız çeşitlemeleri olan ikinci cins cinayet ise, cinsel açlık içindeki oğulun, bir cinnet anında zorla anasıyla yatmasıydı. Bu oğulların bazıları kendilerini durdurmaya ya da cezalandırmaya çalışan babalarını öldürüyordu” ifadesini kullandı.

Oedipus kompleksi esas itibariyle baba-oğul ve anne ilişkisi bağlamında var olan ve bu sebeple üç temel saç ayağı bulunması gereken bir kavram olmasına rağmen, erkek egemen bakış açısının etkisiyle yüzyıllar boyunca sanat-edebiyat-roman dünyasında sadece baba-oğul ilişkisi bağlamında irdelendi. Mitolojide ve kutsal kitaplarda arkaik örneklerine rastlanan baba oğul ilişkisi, pek çok romancı tarafından işlendi. Turgenyev, Dostoyevski, Kafka gibi yazarlar, baba oğul ilişkisine odaklandı, baba oğul ilişkisi bağlamında kuşak çatışmalarını, iktidar-muhalefet çekişmelerini, gelenek-yenilik süreçlerini ele aldıkları toplumsal atmosfer içerisinde sorguladı.

Psikanalist yöntemin roman incelemelerinde kullanılmasıyla sistematik biçimde saptanan, teorize edilen bir tema olarak beliren Oedipus kompleksi, edebi metnin çözümlenmesinde önemli bir anahtar haline geldi. Freudyen bakış açısının etkisiyle sadece cinsel bilinçaltının sorgulanmasına indirgenen bu kavram, farklı boyutları ve çağrışımlarıyla da roman tarihi boyunca genişleyerek ve anlam çeşitliliği kazanarak varlığını korudu.

Nobel ödüllü Yazar Orhan Pamuk, edebiyat dünyasında sevilir veya sevilmez ama Sakaryalı bir vatandaşın yazar hakkında yaptığı suç duyurusu, celladı ile özdeşleşen kurban olma durumunu açık seçik başka türlü gösteremezdi. Belki de konu üzerinde durulmaya bile değmeyecek kadar boş; fakat, Türkiye’nin özgürlükler ve düşünce hayatında geldiği noktayı göstermesi açısından önemlidir. Kurban da “Öyle bırakmam onu, hesabını sorarım” söylemini hayata geçirmiş bulunmaktadır.

“…bir vatandaş bireyci olmayı ve kendi çıkarlarını toplumsal çıkarların önüne koymayı tercih edebilir. Ama toplumsal bir yapının parçası olarak, bir vatandaş bireyciliği bir yana koyarak toplumsal bir irade yaratmaya çalışacaktır. Bu nedenle hukuk bütün olarak neyin toplum için faydalı olduğuna karar vermeli ve bireyler buna razı olmalı ya da zorla razı edilmelidir.” Jean Jacques Rousseau özgürlüklerin kısıtlanmaları ve toplumsal kuralları “Toplum Sözleşmesi” isimli eserinde anlatır. Rousseau’nun düşündüğü kadar basit midir peki bu kısıtlamalar? Edebiyat okuru olarak görevimiz dedektifliğe soyunarak kitaplarda suç ögesi mi aramaktır?

orhan pamuk-dünyalılar

Sanatçılara açılan davalar ve verilen uzun hapis cezalarının oluşturduğu baskı atmosferinde gelinen nokta, vatandaşın da devlet gibi düşünmeye başlamasıdır. Cezalandırma, yasaklama, hedef gösterme, tehdit etme, korkutma, aşağılama, engelleme, saldırı, ötekileştirme sansür olaylarında kullanılan yöntemlerdendir. Bu suç duyurusu da göstermektedir ki, sadece yasalarla değil, farklı aktörlerle uygulanan çeşitli absürd sansür yöntemleri de insanları dumura uğratabilmektedir. Sansürü kendi var olmaları sürecinde uygulayanlar arasında devlet kurumları, politik gruplar, partiler, mahalle örgütlenmeleri, kültür-sanat kurumları, küratörler, meslek örgütleri, sektör temsilcileri, fon veren kuruluşların yanında, devletin çıkarını gözeten bireyleri de görmezden gelmek bugün büyük hatadır.

Düşünce dünyamız bir sansür ağının gölgesinden yaşıyor. Kitle medya organları tamamıyla otoritenin kontrolü altındadır. Gözden kaçırılmak istenilen, tartışılmasına izin verilmeyen tüm konulara medya yasakları konulmaktadır önce; sonra, doğru budur algısı, iktidarın teorisyenleri tarafından kitlelere benimsetilmektedir. Otoriteyi salt “devlet” kavramı içinde düşünürsek yanlış yollara saparız. Otorite ve iktidar denildiğinde “Sermaye” gruplarını unutmamak gerekmektedir. Bu otorite/ iktidar/ sermaye medyası kendi çıkarlarını korumaktadır; dinci sermayeyi korumakta ve bundan da öte, bilgiye ulaşmakta kendi elinde tuttuğu rolü de korumaya çalışmaktadır. Korumaya çalışmaktadır, çünkü internet bu konuda kitle medyasının tahtını devirmek üzeredir. İşte bu noktada suç duyurularının başında “hakaret” algısı gelmektedir. Dine, kişiliğe, vatana, örfe, adetlere hakaret ediliyor suçlamalarının altında otoriteyi sarsacak güç bulunmaktadır.

Suç işleme korkusu, sponsorların talepleri, polisten ve yargıdan kaynaklanan baskılar, iktidar lehine tepkiler/ saldırılar, güvenlikle ilgili riskler, yandaş medyanın küçümseyen kibirli tutumları, piyasayı oluşturan dinamikler sansüre her daim katkıda bulunmaktadır. Tüm kültürel alanlarda ifade özgürlüğü kendi kendini devam ettiremez, özgür dünyanın özgür insanları olma yolunda görüyorsak kendimizi, yaşanan veya yaşanmakta olan hak ihlalleri karşısında tepkimizi ortaya cesaretle koymalıyız.

Bayram Sarı

www.dunyalilar.org

Rastgele Haber

Tayyip Erdoğan ve AKP’nin Suudi Aşkı…

Suudi Arabistan, anayasası bile olmayan bir mutlak monarşidir ki, dünyada nesli tükenmekte olan dört mutlak …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir