Home / Arka Bahçemiz / Kıyaslamalı Diktatörlük

Kıyaslamalı Diktatörlük

Ülkenizde uygulanan rejim diktatörlük mü, değil mi? Attila Tuygan’ın da peşine düştüğü bu sorunun cevabını bulabilmek için dünyada daha önce yaşanan örnekleri hatırlamak ve yaşananları kıyaslamak gerekiyor.

diktatör

 

Madem bir kıyaslama yapmaya başladık, Lawrence Britt, Umberto Eco gibi aydınların faşizm analizlerinden yararlanarak sürdürelim kıyaslamayı:

*faşist rejimler insan haklarını aşağılar; insanlar, ‘ihtiyaç’ halinde insan haklarının gözardı edilebileceğine ikna edilirler. böylece ‘kitleler’ işkence, yargısız infaz, suikast, uzun süreli gözaltı gibi uygulamalara karşı başlarını başka tarafa çevirme eğilimine girerler.

*ırksal, etnik ya da dinsel azınlıklar, liberaller, komünistler, sosyalistler, terörist ya da iç düşmanlar olarak gösterilirler; ülke güvenliği ve bütünlüğü adına insanlar sokaklara dökülürler.

*orduya hükümet bütçesinden aşırı miktarda pay verilir ve askerî hizmetler yüceltilir.

*kitle iletişim araçları kontrol altına alınır; medya ya hükümet tarafından doğrudan ya da genelgeler, mevzuatlar, satılmış medya temsilcileri ya da yöneticileri tarafından kontrol edilir. sansür, son derece keskinleşir.

*ulusal güvenlik takıntısı yaratılır.

*din, halkı manipüle etmek için bir araç olarak kullanılır. iktidar, yerli yersiz dini retorik ve terminolojiyi kullanır.

*cinsel ayrımcılık şahlanır; kadın küçük görülür; kürtaj karşıtlığı ve homofobi had safhadadır.

*faşist hükümete karşı tek gerçek tehdit emeğin örgütlü gücü olduğundan, işçi sendikaları ya tamamen saf dışı edilir ya da şiddetle baskı altına alınır.

*polislere kanunları zorla uygulamaları için neredeyse sınırsız bir yetki verilir; insanlar genellikle, polisin suiistimallerine göz yummaya ve hatta vatanseverlik adına sivil özgürlüklerden feragat etmeye razı edilirler. faşist uluslarda, sınırsız güce sahip bir polis kuvveti vardır.

*yüksek öğrenim ve akademiye karşı açıkça düşmanlık yürütülür ve körüklenir. aydınlar ve sanatçılar aşağılanır sansüre uğratılır, hatta tutuklanırlar.

*adam kayırma ve yozlaşmada sınır tanınmaz; ülke, yönetim kadrolarına tanıdıkları atayarak hükümetin güç ve otoritesini onları hesap vermekten korumak için kullanan bir grup ahbap tarafından yönetilir.

*kaynaklar ve hazine utanmazca gasp edilir.

*demokratik seçimler yoktur; seçimler genelde göz boyama amaçlı yapılır; çamur atma kampanyaları, hatta muhalefet adaylarının sindirilmeleri; seçmen oylarının ve seçim bölgelerinin kontrolü için yasama kurumlarının alet edilmesi esastır. çoğulculuk değil, çoğunlukçuluk geçerlidir.

*lider, kitlelerin sözcüsü konumundadır; liderin gücü kitlelerin zayıflığından gelir; kitleler o kadar çaresizdir ki bir kahramana ihtiyaç duyar ve kendi zayıflılıklarını liderle unutmaya çalışır.

*sürekli milliyetçilik pompalanır; vatansever şiarlar, sloganlar, semboller, marşlar ve benzeri hamasi şeyler ganidir.

*eleştiri kabul edilebilir bir şey değildir; görüş ayrılığı ihanettir; farklılıklar korku kaynağıdır.

En azından Hitler’in Almanya’sında, Mussolini’nin İtalya’sında, Franco’nun İspanya’sında, Suharto’nun Endonezya’sında, Pinochet’nin Şili’sinde, Hirohito’nun Japonya’sında, Salazar’ın Portekiz’inde, Albaylar Cuntası’nın Yunanistan’ında bu böyleydi.

Erdoğan Türkiye’sinde de aynı şeyler mi yaşanıyor, siz karar verin…

Attila Tuygan

www.dunyalilar.org

Rastgele Haber

kafka

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

  “İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA[*]   TEMEL DEMİRER   “Cihê kevirê giran qehîm e.”[1] …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir