Home / Genel / Marihuna’ya Karşı Savaşta Son Perde

Marihuna’ya Karşı Savaşta Son Perde

MARİHUANA’YA KARŞI SAVAŞTA SON PERDE

İnsanoğlunun başta marihuana (ot, esrar) olmak üzere keyif verici maddelerle başı hep belada oldu. Döneme göre bu maddeler ya yaygınlaştı, sosyal kabul gördü veya şeytanlaştırılarak yasaklandı. Toplumların bu tabuya karşı tutumu ise, Amerika’da eşcinsellerin evlenebilme haklarını kazanmalarında olduğu gibi, zamanın ruhuyla uyumlu olarak değişim gösteriyor.

Amerikan toplumu bu konuda ilginç bir süreçten geçiyor. Politikacıların yıllardır oy kaygısıyla yürüttüğü, yüzbinlerce insanın demir parmaklıkların arkasında uzun yıllarına mal olan marihuana yasağının kalkmasına karşı Amerika’nın en etkili gazetesi The New York Times’ın geçtiğimiz günlerde gündeme bomba gibi düşen bir çağrı yapması farklı bir döneme girdiğimizin tarihi bir kanıtı.

marijuana

30 milyon Amerikalı’nın düzenli olarak, nüfusun yüzde 50’ye yakınının da çeşitli aralıklarla içtiği marihuana Amerika’da günlük bir realite. Hatta eski başkanlardan Clinton ve mevcut başkan Obama bile gençliklerinde marihuana kullandıklarını kabul ediyor. Bilimsel araştırmalarla otun alkole kıyasla çok daha az zararlı olduğunun açığa çıkması da kenevirin popülerliğini artırıyor.

Diğer yandan ilaçların, ağrı kesicilerin çare olmadığı durumlarda, milyonlarca AIDS, kanser, kemoterapi, epilepsi hastası marihuanaya başvuruyor. Halihazırda 35 eyalette marihuana’nın medikal amaçlar için kullanımı mümkün; iki eyalette de tamamen serbest. Nüfusun yüzde 76’sı bu konuda gevşetilmiş yasalar altında yaşıyor.

Bu gelişmeye rağmen Amerikalıların çoğunluğu marihunayla savaşın başarısız olduğuna, artık sorunun ot içmek değil, bizzat bu adaletsiz savaşın kendisi olduğuna inanıyor. Kendi vergileriyle finanse edilen bu savaşın, aslında devletin “sivil özgürlükleri” kontrol etmesi anlamına geldiği, yasak karşıtı hareketin çıkış noktası. Yasağın kalkmasını savunanların oranı son yirmi yılda yüzde 58’e çıkmış. Bu geniş destek cephesi, şiddete bulaşmamış yüzbinlerce insanın ot bulundurmaktan veya içmekten yıllarca içeride yatmasına karşı sesini yükseltiyor. Bu arada ot bulundurmaktan tutuklananlar, sonradan salıverilseler bile bu sicillerine işleniyor. Dolayısıyla da mortgage veya herhangi bir banka kredisi, sağlık hizmeti, sürücü ehliyeti ve iş bulma gibi sosyal fırsatlardan faydalanamıyor, bir başka deyişle hayatları kararıyor.

YASAĞIN EKONOMİSİ

marijuana-uses_5125e36ada850_w15001970’lerde federal devletin başlattığı Uyuşturucuyla Savaş programının perdesini kaldırdığımızda karşımıza çok katmanlı bir yapı ortaya çıkıyor. Her yıl 3.6 milyar dolarlık bir bütçenin harcandığı savaş öyle bir boyuta varmış ki, 2011 yılında marihuana nedeniyle tutuklananlar diğer tüm suçların toplamını aşmış.

Amerika’da cezaevlerinin büyük kısmı özel sektör tarafından, yani kar amaçlı olarak işletiliyor. Tutuklu başına ihaleye giren şirketler, boş yatakların artması durumunda zarar edeceklerinden devletten yüzde 90-100’lere varan tutuklu kotası garantisi istiyor.

Tutuklunun kendisi kar amaçlı bir nesne haline gelince, polislere de bu kotayı tutturmaları için tutukladıkları kişi başına “fazla mesai” yazılıyor.
Tabii bu arada, polisin motivasyonu marihuanaya kaydığı için uzun zaman alan ağır suçların çözümü, kaygılandırıcı bir şekilde ikinci plana atılmaya başlanmış. FBI’a göre 2012’de ulus genelinde işlenen ağır suçların yarısı çözülememiş.

IRKSAL AYRIMCILIK

Uyuşturucuyla Savaş, aynı zamanda açık bir ırk ayrımcılığı temelinde yürüyor. Beyazlarla siyahlar arasında marihuana kullanımı aynı düzeyde iken, siyahların sadece üzerinde ot bulundurmaktan tutuklanma olasılığı beyazlara göre 3.7, demir parmaklıklar arkasına gitme olasılığı ise 10 kat daha fazla. Kısaca uyuşturucuyla savaş yoksul, eğitimsiz Afro-Amerikalıları sokakta bol kepçe yakalarken, beyaz kullanıcılar kapalı kapılarının ardında güvenceli bir şekilde dumanlarını tüttürüyor.

Sorunun kökeninde yüzyıllarca yıllık ekonomik, politik, sınıfsal bir süreç yatıyor. Özellikle ekonomik kriz dönemlerinde, tekstil fabrikaları, sanayi tesisleri kapanıp, üretim üçüncü dünya ülkelerine taşındıkça, işsiz kalıp yoksullaşan “en alttakiler”in kümeleştikleri gettolarda uyuşturucu ekonomisiyle geçinmekten başka çareleri kalmıyor. Uyuşturucuya karşı savaş açıldığında da doğal olarak otoritenin ilk hedefi olan getto halkı cezaevine “transfer ediliyor.” Ekonomik kriz geçince de devlet bunu bireyler üzerinde sivil kontrol haline getiriyor.

Kısacası nereden bakılırsa bakılsın, artık ot içmek değil, otla savaşın yarattığı toplumsal ve bireysel tahribat öne çıkıyor.

marijuana1

BİREYSEL ÖZGÜRLÜK KAZANIYOR

Otun herhangi kalıcı bir zararına rastlanmamasına karşın, bağımlılık yaratıcı etkileri ve özellikle, artık yetişkinleri aşıp onlu yaşlardaki ergenlere yayılması toplumun en büyük kaygısı.

Buna karşılık, marihuana kullanımının serbest olması gerektiğini savunanlar, aynen alkolde olduğu gibi, sıkı denetim, vergilendirme ve yasal düzenlemelerin sorunu çözeceğini söylüyor.

Her şeye karşın, ifade özgürlüğü ve sivil toplum zenginliğinden beslenen Amerikan demokrasisi, yasakçı zihniyetle marihuanayı bastırmanın mümkün olmadığı, konunun ekonomik, sosyal, medikal ve en nihayetinde bireysel özgürlükler temelinde ele alınması eksenine kayıyor.

Hollanda’nın satışını, Uruguay’ın ise yetiştirme, ticaret dahil tamamıyla serbest bıraktığı marihuana konusunda, ABD’nin savaşı kaybettiğini kabul ederek “kontrollü serbestlik” getirmesi ise, dünyanın geri kalanında süren “adaletsiz savaş”a da rehber olabilecek önemli bir gelişme olacak.

Dünyalılar

Rastgele Haber

Öldürmenin “Kutsallığı” Üzerine

Yine bir Kurban Bayramı yaklaşıyor. Yine her yer kan gölüne dönecek. Yine nice hayvan acemi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir