Home / Gelecek / Mars’ta tek bayrak, tek din, tek millet…

Mars’ta tek bayrak, tek din, tek millet…

İntiharları bile epeyce kanıksadık artık. Yaşamından vazgeçen insanlara kaygısız gözlerle bakabiliyor, televizyonda onlarla ilgili haberlerde sıkılıp kanal değiştirebiliyoruz.

Ama Dünya’yı terk etmeye hazırlananlar, doğrusu çok yeni bir konu. Mars’a gidip bir daha geri dönmeme kararı verenleri son zamanlarda duymaya başladık.

Düşünün bir an için. Memleketinizi terk etmek, yüzlerce kilometre uzaktaki başka bir kente yerleşmek ne kadar zor bir karar…

Ya da binlerce km ötedeki bambaşka bir ülkeye göçmek…

Mars ise kıyaslanmayacak kadar daha uzak. Mesafe, milyonlarca km ile ölçülüyor. Yolu bile 200-300 gün sürüyor.

Bir de, nasıl demeli, yolculuk tek yön. Yani dönüş bileti yok. Hani 80’li yıllarda Boney M Grubu’nun söylediği şarkıdaki gibi: “One way ticket”.

Nasıl? Bu şartlarda Mars’a gitmeyi düşünür müydünüz? Hayır mı? Peki, sizce gitmek isteyenler olur mu? Olumsuz cevap vermekte acele etmeyin isterseniz.

10 yıl sonra Mars’a gitmek ve geri dönmemek üzere 200 bin kişi başvuru yapmış. Adaylardan 2511’i Türkiye’den.

Dünya bize dar geliyor…

Malum, gezegenimizde hayat yavaş yavaş tükeniyor. Ve biz, “Nasılsa bize yeter!” diyerek torunlarımızın çocuklarını ve daha ötesini umursamıyoruz. Aslında çocuklarımızı, hatta kendimizi bile pek umursamıyoruz.

Ekolojik sorunlar çığ gibi büyüyor, gezegende kirlilik artıyor, küresel ısınma tehdit edici boyutlara geliyor, temiz su bulmak giderek zorlaşıyor…

Korkuyor muyuz? Yooo… İlgilenecek onca günlük işimiz ve didişme konularımız varken, bunlara vakit ayıracak kadar aptal değiliz herhalde.

Peki, bizden daha akıllı olan politikacılar, devlet yöneticileri neler düşünüyor? Cevap, mega ticari projelere bağlı olarak yok edilen ormanlarda ve nehirlerde, doğanın giderek bozulan dengesinde saklı.

Öte yandan uçsuz bucaksız topraklarımız bize yetmiyor. Ülkemizden taşıp bölgemizde da daha etkili olmak, imkânlarımızı ve sınırlarımızı olabildiğince genişletmek istiyoruz. İstiyoruz ki, dünyanın en büyük devletlerinden biri olalım. Güçlenelim. Çoğalalım. Yayılalım.

Sadece bizde değil, birçok ülkede de bu eğilimler var. Hatta kimisi yayılma çabalarını yeryüzüyle kısıtlamak istemiyor. Uzay çalışmaları onlarca devletin gündeminde.

İstikamet: Kızıl Gezegen

Dünya’da hayatın ışıltısı artık eskisi kadar parlak olmadığından, gözler uzaya çevrildi. 1961’de Sovyet kozmonot Yuriy Gagarin uzaya çıkmıştı. 1969’da da Amerikan astronot Neil Armstrong Ay’a ayak basmıştı. Yakın komşumuz Venüs gezegeniyle ilgili epeyce çaba sarfedildi, ama şartlar pek uygun görünmedi (Japonlar hâlâ inatla oraya gideceklerini söylüyorlar gerçi, bakalım).

Ve gözler Mars’a çevrildi. Mars (diğer adıyla Merih, lakabı “Kızıl Gezegen”), yeryüzüne benziyor. Mars’ta su ve hayatın olabileceği söyleniyor. Sıcaklık da bizdekinden çok uzak değil: Eksi 50’ler civarında, bazı katmanlarda eksi 18.

ABD 1976 yılında, Mars’a Viking 1 ve Viking 2 adlı uzay araçlarını gönderdi. Ardından Ruslar, Japonlar, Tayvanlılar, Hollandalılar ve daha birçok milletin temsilcileri Mars’a gitme hayaliyle yanıp tutuşmaya ve uzun vadeli araştırmalar yapmaya başladı.

Avrupa Uzay Ajansı’nın Mars Express Projesi önemli bir aşama oldu. 2003 yazında Kazakistan’ın Baykonur Uzay Merkezi’nden havalanan Mars Express, 6 ay sonra Mars’a ulaştı. Ancak inişte “trafik kazası” yaşandı. Tüm hasara rağmen, Almanya’da geliştirilen son derece yüksek çözünürlüklü kameralarla çekilen üç boyutlu fotoğraf ve videoların uydu aracılığıyla Dünya’ya aktarılması süreci başladı ve böylece “Kızıl Gezegen”le tanışma süreci hızlandı.

‘Kızlı-erkekli’ Mars yolculuğu

Şu anda Mars’ı keşfetmek, keşif de ne kelime, zaptetmek için bir dizi açık ve gizli proje yürürlükte. Bunlardan birinin yöneticisi olan, Amerikan özel uzay-havacılık şirketi SpaceX’in kurucusu Elon Musk, 500 bin dolarlık gidiş bileti parasını ödeyen gönüllülerle Mars’ta 80 bin nüfuslu bir koloni kurulmasını amaçlıyor.

Ancak son zamanlarda Hollandalı Profesör Gerardus’t Hooft’ın başında olduğu MarsOne Projesi daha popüler. Buna göre, 2023’te iki kadın ve iki erkek (hay Allah, yine “kızlı-erkekli” oldu!) Mars’a gönderilecek.

Teknik olarak gönderme işlemi daha kolay görünüyor, ama geri dönüşün teorisi bile fazla geliştirilememiş durumda. Dolayısıyla gidenler “sonuna kadar” orada kalacak. Ardından her iki yılda bir dörder kişi (yine “2+2”) aynı yolculuğa çıkarılacak.

Geri dönüş yok!

Anlayacağınız ok yaydan çıkınca, “Sıkıldım, bıktım, özledim, ben oynamıyorum, dönüyorum” falan yok. Deyiş yerindeyse “ölmeye ölmeye geldik” diye ineceksin Mars’a.

“Ben Mars’a gitmek istiyorum” diye başvurarak elemelere katılmaya hak kazanan 200 bin kişi, 10 yıl sonrasını nasıl öngörüyor, açıkçası ben pek anlayamıyorum. En azından evlilik, çoluk-çocuk, aşk-meşk kesinlikle engel oluşturmamalı!

Gerçi “orada” TV ve internet iletişiminin sağlanacağı öngörülüyor. Görmek ve konuşmak mümkün olacak yani. Ama dokunmak yok.

Dokunmak demişken, Mars’ta seks serbest (“şimdilik”, bu arada nikah zorunluluğu hakkında bilgi edinemedim), ama çocuk doğurmaya izin verilmiyor.

Yeni bir gezegen, yeni bir hayat!

Şimdi bir duralım. Bir insan neden vazgeçer Dünya’dan, sevdiklerinden, alışkanlıklarından? Neden dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkmak ister? Neden Mars’ta yaşamayı tercih eder?

Tamam, organizatörler orada küçük de olsa konforlu bir ev şartları vadediyor. Ayrıca yerçekimi Dünya’dakinin yüzde 38’i kadarmış; yani burada 90 kilo çeken bir kişi orada bir anda 34 kiloya düşebilir. Bir de Mars’ta bir gün, 24 saat, 39 dakika, 35 saniye sürüyormuş; yani 24 saate sığdıramadığınız işler için 39 dakika 35 saniyeniz daha var…

Ben dahil bazı kötü niyetliler, bunda “Dünya’dan bıkmak ve umutsuzluk” belirtileri arayabilir. Ama gazetelerde okuduğum ve televizyonda izlediğim “Mars yolcu adayları” hiç de o havada değil.

Bir kısmı “bilimsel çalışmalarla insanlığa ve tarihe hizmet”ten söz ediyor, diğer bazıları ise “yeni bir hayat kurmak”tan ve “bilinmeyen deneyimlerin ve duyguların heyecanı”ndan.

Okuduklarım arasında en beğendiğim amaçlardan biri, “Dünya’da yaptığım hataları Mars’ta asla tekrarlamamak” idi.

Mars’ta Türk bayrağını dalgalandırmak…

Bir gazetenin yazdığına göre, genç bir Türk aday, Mars’a gitmek istediği için yakın akrabalarınca bir güzel pataklanmış; “Güzel Türkiyemiz yetmiyor mu ulan sana!” demişler.

Aynı delikanlı mı, bilmiyorum, televizyonda izlediğim bir aday şöyle diyordu: “Orada Türkler’in üstün zekâ ve yeteneklerini kanıtlayacağım; Mars’a şanlı bayrağımızı dikeceğim!”

Onu dinlerken çok etkilendim, tüylerim diken diken oldu. Kendisi mutlaka öteki uluslara mensup taze Marslıları köşeye sıkıştıracak ve orada “sıfır sorun” modeline uygun bir Türk egemenliği kuracaktır. Zamanla Kızıl Gezegen’in merkezî bölgelerinde AVM’ler ve TOKİ binaları kuracağından da umutluyum.

Hatta “Mars’ta tek bayrak, tek din, tek millet!” sloganını bile icat edebilir.

Allah yardımcısı olsun!

Hayırlı yolculuklar!..

Hakan Aksay

Dünyalılar

Rastgele Haber

Geleceǧin Toplumu (4): Distopik Bir Toplum mu Olacak?

Gelecekte distopik bir toplum mu olacağız? Huxley’in “Brave New World (Cesur Yeni Dūnya)” bașlıklı romanındaki …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir