Home / Güncel / Medyanın Dili Çocukları Olumsuz Etkiliyor

Medyanın Dili Çocukları Olumsuz Etkiliyor

Sosyal Duvarları Yıkalım Projesi’nde görev alan beş sivil toplum kuruluşu basına yönelik bir açık mektup yayınladı. Mektubun tam metnini aşağıda inceleyebilirsiniz.

Neredeyse her gün gazete ve TV’lerde karşılaştığımız manşetler, haberler, diziler ve sinema filmleri bizi bu mektubu yazmaya yönlendirdi.

Biz, Sabancı Vakfı Toplumsal Gelişme Hibe Programı tarafından 2013-2014 dönemi boyunca desteklenen Sosyal Duvarları Yıkalım projesinde görev alan beş farklı sivil toplum kuruluşu olarak yıllardır sosyal hizmetler, çocuk, gençlik ve kadın hakları alanında hak temelli yaklaşımların toplumda yerleşmesi için kamu ve hukuk düzeyinde uğraş veren kuruluşlarız.

Türkiye’de devlet korumasında yetişen çocuk ve gençler, haberlerde ve filmlerde çoğunlukla; potansiyel suçlu, şiddet eğilimli veya cinsel istismar mağduru olarak yansıtılıyor; bağımsız birer özne olarak yer almak yerine haberin veya senaryonun nesnesi konumuna getiriliyorlar. Farkında olmadan bu tür etiketlemeler kullanan medya mensupları, toplumsal bir soruna değinmeye ya da çocuk ve insan haklarını gündeme getirmeye çalışırken, ister istemez toplumsal önyargılarımızı pekiştirmiş ve devlet korumasındaki bireyler ile toplum arasındaki mevcut sosyal duvarları daha da güçlendirmiş oluyorlar. Medyanın baskın dili, çoğu zaman bizim de gündelik hayatta kullandığımız sözcükleri oluşturuyor, söylemlerimizi etkiliyor.

Örneğin; “Sevgi evlerinde yetişen 31 bin kız çocuğunun değerlendirilmeye alındığı bir araştırma, bu çocukların yüzde 70’inin okullarında başarılı olduğunu ortaya koydu” cümlesi, söylem ve dil olarak etiket barındırmayan, olumlu bir kullanım iken, “Sevgi evlerinde yetişmelerine rağmen 31 bin kız çocuğunun yüzde 70’i okullarında başarılı” dediğimiz anda, ‘rağmen’ sözcüğü ile kamuoyuna olumsuzluğu empoze etmiş oluyoruz. Bu tür başlık ve içerikler sonucunda devlet korumasındaki çocuk ve gençlerin aslında başarısızlığa mahkûm olduklarını ama bu kez bizi şaşırttıklarını satır aralarında söylemiş oluyoruz. “Devlet korumasındaki çocuk” yerine “kimsesiz çocuk” kalıbını kullanırken, onların kimsesiz değil, yalnızca ailenin ölümü, ekonomik yetersizliği, ihmal ve istismarı gibi çeşitli nedenlerle kendi ailesi yanında yetiştirilemeyen 0-18 yaş arası çocuklar olduğunu, kendi ailelerinin yanı sıra, kurum bakımı altındayken dostlarından oluşan bir aileleri olduğunu ve bu tanımlamanın kendilerini değersiz hissetmelerine neden olduğunu unutuyoruz.

Neredeyse her gün karşılaştığımız “yurttan kaçan 18 yaşın altındaki kız çocukları” gibi maalesef artık alışılagelmiş tanımlamalar, benimsenmiş bir kalıp gibi manşetlere taşınıyor, onarılması çok zor olan fiziksel ve psikolojik travmalar yaşayan bu çocuk ve gençleri suçun ve sorunun asıl kaynağı gibi gösteriyor. “Çocuk” ve “fuhuş” sözcüklerinin yan yana kullanıldığı sayısız haber ise, pedofiliye, çocuk cinsel istismarına ve örgütlü suça odaklanmak yerine, bu iki sözcüğün birlikte kullanımını bilinçaltımızda normalleştiren olumsuz ve çarpık bir işlev kazanıyor.

Araştırmalarımız sırasında karşılaştığımız dizi ve filmlerin ortak yanı ise; başkarakterlerinin tamamının devlet korumasında yetişmiş olmaları ve büyüme aşamasında başlarına taciz, hırsızlık, dayak gibi kötü olayların gelmesi. Karakterler birer yetişkin olduklarında ya hayattan ve çevresinden intikam almak istiyor ya da önce ‘yaramaz çocuk’, daha sonra hırsız oluyor. Bu gibi film ve diziler, biz farkına bile varmadan hâlihazırda varolan devlet korumasındaki bireylerle ilgili toplumdaki olumsuz ve çelişkili algıları pekiştirmeye devam ediyor.

Sabancı Vakfı Toplumsal Gelişme Hibe Programı tarafından desteklenen Sosyal Duvarları Yıkalım projesinde, siz medya çalışanlarının desteğini de alarak zaman içinde ortak bir iletişim dili oluşturmak ve uzun vadede kolektif bilinçte etkili bir dönüşümü hayata geçirmek istiyoruz. Bunun için yanlış ile doğru dil kullanımı arasındaki farklara değinen Doğru Sözlük, devlet korumasında yetişen ve karşılaştıkları engellere rağmen topluma entegre olmayı başaran gençlerin hikâyelerini içeren Başarı Öyküleri ve Bizim Sözümüz gibi içerikler üzerinden önerilerimizi dikkate almanızı; çalıştığınız kurumlar içerisinde bu kullanımların yaygınlaştırıldığını görebilmeyi ve bundan sonra hayatımızda yer alacak haber ve filmlerdeki olumsuz söylemlerin ve hatalı kullanımların sayısını sizlerle birlikte düşürmeyi umuyoruz.

Çocuk ve gençleri kaybetmemek, onların önyargılardan arınmış bir yolda kendi potansiyellerini gerçekleştirmelerini ve içlerindeki ışığı bulup aydınlığa taşımalarını sağlamak için gelin hep birlikte sosyal duvarları yıkmak için adım atalım, etiketlemeye son verelim!

Katkınız ve çabanız için şimdiden teşekkür ederiz.

Saygılarımızla.
Sosyal Duvarları Yıkalım Proje Yürütücüleri:

Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği

Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği

Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı

Koruyucu Aile ve Evlat Edinme Derneği

 

Dünyalılar

Rastgele Haber

Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler… – Fikret Başkaya

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir