Home / Genel / Mısır’da Sorunun Kökeni: Ulusal Kimlik/sizlik

Mısır’da Sorunun Kökeni: Ulusal Kimlik/sizlik

İslamcı olmayan iki Mısırlının konuşması (NYTimes):

– Nereye gidiyoruz? Birbirimizle sonsuz bir şekilde savaşacak mıyız? Arkadaşı cevaplıyor. -Ben Mursi karşıtı gösterilere katıldım, polisler beni korudu o zaman, ama şimdi Mursi yanlılarını öldürüyorlar. Bir taraf gösteri yapınca emniyette, öbür taraf yapınca öldürülüyor. Ya, hepimiz Mısırlı değil miyiz aslında?”

Evet Mısır’ın yaşadığı trajedi bundan daha güzel anlatılamazdı. Şimdi İslamcı olmayan Mısırlılar da, ordunun katlettiği kişilerin kendi kardeşleri olduğunun farkına varmaya başlayarak, hayatlarını riske atma pahasına göstericilere destek veriyor. Olay Mursi destekçiliğinden çıkıp haksızlığa karşı direnişe dönüşüyor. Yüzbinlerce Mısırlının sokaklarda, alanlarda çadır kentlerde, aynen Gezi örneğinde olduğu gibi, başlattığı oturma eylemlerine katılanların bir kısmı da Müslüman Kardeşlere’e muhalif olan çoğu ılımlı, işinde gücünde insanlardan oluşuyordu. Seçimle gelmiş bir iktidarın uğradığı haksızlık onları pasif direniş etrafında toplamıştı. Şimdi de kiliseler, İslamcı olmayanlar direnişe destek olmaya başlıyor.

Egypt

M.Ö 3500 yıl öncesine kadar giden bir tarihi ve kültürü olan bir ülke neden içine düştüğü kanlı girdaptan bir türlü  çıkamıyor. Sorunun kökenini dış güçlere, diktatörlere ya da İslamcılara bağlamak işin en kolayı. Ama bu kadim kültürün tarihi sürecinin analizi, bugünkü bölünmeyi daha derinden kavramamızın ip uçlarını veriyor.

Mısır’ın yaklaşık 2500 yıl sürecek bir esaret hayatı M.Ö. 345 yılında Medlerin işgali ile başladı. Daha sonra Yunanlılar, Romalılar, Araplar, Osmanlılar ve İngilizlerin egemenlikleri birbirini izledi. İki yeni din, Hristiyanlık, İslam ve yeni bir dil, Arapça Firavunların ülkesinde belirdi. 19. yüzyılda Mısır kendisini Arap kimliğinden kesin çizgilerle ayıran, buna şiddetle karşı çıkan, bir milliyetçiliğe tanık oldu. Halen de Mısırlıların bir bölümü kendilerini Arap saymıyor. 20. yüzyılın ilk onyılları, 2500 yıllık işgale son verecek bir uyanışa tanıklık etti. Ortaya üç temel ideoloji çıktı: Firavun kültürünü genişleten Etno Mısır milliyetçiliği, seküler Arap milliyetçiliği, pan-Arapçılık ve İslamcılık. 1952 devrimiyle Mısır nihayet Mısırlıların olacaktı. Ama devrimin lideri Cemal El Nasır, Pan Arapçılığı Mısır’ın yeni ideolojisi ve kimliği olarak açıkladı. Mısır Arapların yeni lideri olacaktı. Nasır ülkeyi hızla Araplaştırmaya başlayarak ulusal kimliğin eksenini tayin etti. Otantik Mısır kültürünün tolerans, sevgi, özgürlük gibi değerlerini silerek, Arap kimliğini topluma dayatan bu politika Mısırlıları kendilerine yabancılaştırdı, köklerinden kopardı. Araplaşma, İslam’ı kendince yaşayan Mısırlıları Arapların sofu İslam anlayışına doğru sürükledi. 1950’lere kadar kara çarşaf pek bilinmezken, bu tarihten sonra İslam’ın Arap yorumu yaygınlaşmaya başladı, kadınlar örtünmeye başladı. Ama İsrail karşısında bozgunla biten 1967 savaşı Nasır’ın “Birleşik Arap Dünyası” hayalini kumlara gömdü. Bir zamanlar “sosyalist Arap kahramanı” olarak anılan Nasır’ın seçimi, aslında politik kurumların toplumların hayat çizgisinde ne denli yaşamsal bir rol oynadığının da kanıtı. Daha sonra iktidara gelen Sedat ve özellikle Mübarek, otoriter-seküler bir politika izledi. Sivil hayatı bastırarak toplumun sosyal organizasyonlar oluşturma yeteneklerini, dinamizmini boğdular. Mübarek, gücü ordu merkezinde ve elitler çevresinde toplayarak, halkın büyük çoğunluğunu tamamen dışlayıcı, paylaşımcı olmayan bir politik sistem kurdu. İsrail karşısında ezilmiş, ABD’nin desteğiyle ayakta duran, kimlik olarak seküler-otoriterliği öne süren rejim, yaygın yoksulluğun ve baskının ortaya çıkardığı siyasi İslamcıları tabanda güçlendiriyordu. İslamcılar ise Araplaştırılma karşısında yabancılaşan toplumun özellikle yoksul kesimlerini, “mazlumluk”larından güç alarak, bu sefer diğer ekstreme, tamamen İslamcı bir karaktere büründürmeye ittiler. Toplumu yine köklerinden kopardılar ve başka bir yönde yabancılaşma başladı. İslamcılar, Firavunları “tiran” olarak tanımladılar, müzelere saldırarak nefretle andıkları bu kültürün izlerini yok etmek istediler.

Mursi geçen sonbaharda yeni bir anayasaya hazırlayarak demokrasiye geçiş için bir adım attı. Ama Müslüman Kardeşler’e göre anayasanın dayanacağı temel zemin, ulusal kimlik, İslam’dı. Oysa demokratik bir devletin bazı, insanları birbirine bağlayan ulusal kimliktir. Bu kimlik de o toplumda insanların benimsediği tüm dinler, topluluklar ve politik görüşlerle uyumlu olmalıdır. Ulusal kimlik Japonya örneğinde olduğu gibi kültürel değerler veya ABD’de olduğu gibi ortak değerlerden kaynaklanabiliyor. Ama Mısır örneğinde, “ortak, herkesi birbine bağlayan, tutkal görevi gören bir kimlik” hiç olamadı. Müslüman Kardeşler, İslamcılığı ulusal kimlik haline getirmek istediği için, tüm sekülerlerin, ılımlı Müslümanların, toplumun geniş bir çoğunluğunun tepkisini çekti. Önce Araplaştırılan toplum, Müslüman Kardeşler’in İslamcı kimliğine karşı durdu. Onlar, kendi tarihinden nefret eden teröristlerin vali olarak atandığı bir ülke değil, sadece Mısırlı olmak istiyordu 2500 yıl sonra. Müslüman Kardeşler iktidarına karşı milyonları sokağa döken ana dinamik buydu.

Sonuçta Mısır’da iktidara kim gelirse gelsin, cepheleştirici, partizan ve sekter kimlikleri toplumun üstüne giydirmeye çalışıyor. Bugün feci bir kaos içinde yanan Irak ve Afganistan da aynı kaderi paylaşıyor. Toplumsal binanın temel dayanağı, kolonu olmadan, Mısır seçim de yapsa, halkın geri kalanı iktidara gelene gücü devretmiyor; iktidara gelen de, çoğunluğu unutup gücü kendi tekeline alıyor, demokratik kurumları inşa edemiyor. Bugün olduğu gibi kanlı diktatörlükler ile sekter İslamcılık arasında sıkışıyor, duruma göre, iktidarda kimin olduğuna bağlı olarak tavır alıyor. Seçimle ve darbeyle gücü eline geçiren, kendi kimlik tasavvurunu topluma kabul ettirmeye çalışarak, ekonomik ve siyasi olarak diğer kesimleri dışlayan bir politikaya sarılmaktan başka bir yol bilmiyor.

Askeri darbeler ise Mısır gibi ülkelerin başına gelebilecek en büyük talihsizlik. Müslüman Kardeşler iktidarının İslamcı kimliğe dayalı toplumsal mühendisliğine karşı çığ gibi büyüyen tepki, çatışmalarla, çelişkilerle dolu da olsa, tam Mısır’ı kendi olmaya doğru evrilme aşamasına itmişken, toplumsal süreç darbeyle bıçak gibi kesildi. Mazlum durumuna düşen, üstelik şimdi de acımasızca katledilen Müslümanlar, Mısır’a ve bölgedeki diğer ülkelere geçerli tek kimliğin İslamcılığa sarılmak olduğu mesajını vermekte gecikmiyorlar. Demokratik mücadeleye alternatif siyasi organizasyonlar oluşturarak sabırla devam etme yolu seçilse, Müslüman Kardeşler ilk seçimlerde zaten gidecekti. Darbe, dinamik bir şekilde oluşan kimlik sürecini yok edip İslamcılığı tek alternatif hale getiriyor.

New York’ta yayınlanan Posta212 adlı gazetede köşe yazarı olan Ahmet Buğdaycı, sosyal, ekonomik araştırmalar ve trend analizleri üzerinde uzmanlaşmıştır.

Yazarın www.dunyalilar.org’ta yayınlanan diğer yazıları

http://dunyalilar.org/kimsenin-birbirine-guvenmedigi-bir-ulke.html

http://dunyalilar.org/ey-gezici-arkadas-iktidara-nasil-gelirsin-2.html

http://dunyalilar.org/gezi-partilesirse-ne-kadar-oy-alir.html

http://dunyalilar.org/islam-demokrasi-misir-turkiye-abd.html

http://dunyalilar.org/gezi-kamuoyu-aktorlerini-nasil-teshir-ediyor.html

http://dunyalilar.org/gezi-direnisini-laik-chp-analiziyle-aciklamanin-tarihsel-yanlisligi.html

http://dunyalilar.org/amerikan-dusunce-kuruluslari-gelismeler-icin-ne-diyor.html

http://dunyalilar.org/dunyadan-turkiye-nasil-gorunuyor.html

http://dunyalilar.org/big-brother-degil-big-data-internet-kayit-altinda.html

 

Rastgele Haber

Flört şiddeti nedir?

Kadınlar için korkutucu bir deneyim! Korkmayın… Ama flört şiddetinin şiddete açılan kapılarından biri olduğunu da …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir