Home / Ne Yapmalı? / Modern Zamanlarda Fordist Katliam: Auschwitz

Modern Zamanlarda Fordist Katliam: Auschwitz

Biz dünyalılar olarak dünyada canlısıyla cansızıyla neyi paylaşamıyoruz? İnsanlığın bu modern çağında, iletişim çağında bu müthiş “ilerlemesi” karşısında.

gg

Bu ilerleme bu çağdaşlık bu modernlik bu aydınlanma kimin modernliğidir, kimlerin ilerlemesidir? Sorun biraz da burada başlıyor gibi. Elbette iktidarı paylaşamıyoruz ama sadece siyasal iktidarı değil her türlü iktidarı paylaşmadan devam ettirmek istiyoruz iktidarımızı. Biz erkekler biraz da varoluşumuzu bunun üzerine kurmadık mı? Bir erkeği bile aşağılarken onu yine erkek-olmayan ile ötekileştirmedik mi? Hala yapmaya devam etmiyor muyuz? İlerlemenin ve Modernitenin gelişimi ve getirisi iktidarın, erkin sadece biçimini değiştirmedi mi? Yani mağaradaki yiyeceği elinde bulunduran erk günümüzde televizyon kumandasını mutfağa giderken kendiyle götürmedi mi? Erk her alanda korunmalıydı onun için. Bir defa boş bırakmaya gelmezdi erk denilen varoluşu.

Hükmetmeye başlayan Homo (hetero) canlısıyla cansızıyla hükmederek varlığını inşa etmiştir. Cansızı da eklemek zorunda kalıyoruz çünkü mekânın ve doğanın poetikası bize durumu özetliyor biraz. Uygarlık insanın doğaya hükmetme çabasıyla başlamadı mı? İnsanlığı uygar olmaya zorlamadı mı? İtaati altına alamadığını yani uygarlaştıramadığını katletmedi mi tarih boyunca iktidar?

Aydınlanmanın bağrında Uygarlık ve Naziler büyümedi mi? Galileo Galilei dünyalıların dünyasının yuvarlak olduğunu bulduğu için değil tespit ettiği bilimsel bilgiyi iktidar perspektifinde açıklamadığı için katledildi. Yani bilimin tekelini elinde bulunduran kilisenin tahakkümü sarsılacaktı, kilise kendi perspektifinin bilimdeki tahakkümünden taviz vermemeliydi çünkü. Gelişen bilimi tekniği dünyayı tanımaya çıkan “gezginler” olarak bildiğimiz sömürge kaşifleri yeni yerler sömürmek adına yapmadı mı? Bu dünyayı tanıma keşfi değildi. Sömürü bulma keşfiydi. “İlkel” kabilelere aydınlanmayı götürme fikriydi. Tıpkı ABD’nin Irak’a Afganistan’a demokrasi götürme iddiası, 20. Yüzyılda Afrika’daki siyahilerin boynuna zincir geçirip onları “uygarlaştırmaya” çalışması gibi.

Bu yüzdendir modern çağda dereler, ormanlar bir hükmetme alanına dönüşür.

Mezbahalar bu yüzden her daim çalışır: İnsanmerkeziyetçiliği. Mezbahalar demişken Adorno’nun (kendisini Yahudi soykırımından kurtulan bir filozof olarak istiyorum) bir mezbahanın önünden geçerken öldürülen hayvanlara bakıp da karşı çıkmıyorsanızbir yeni Auschwitz’e neden olmuşsunuz demektir.” sözü geliyor. yani Nazi Ordusunun yaklaşık bir milyon insanı (Yahudileri, Romanları, “Engellileri” ve Eşcinselleri ve nicelerini) bilimin ve teknolojinin hatta sanatın en gelişkin enstrümanlarını kullanarak sistematik bir şekilde katlettiği yerdir. İlerlemenin, çağdaşlığın gelişmişliğin ve modernitenin mahsulü olan Fordizmin seri üretim bandı kullanılarak mezbahaneler oluştu ve insanları da o şekilde katletti ilerleme çağdaşlık modernlik. Sanatın, müziğin ne ilgisi var Auschwitz katliamının yapılmasıyla diye düşünebiliriz. Adorno iktidar bağlamında tahakkümün hayatın her alanından silinmesi gerektiğini belirtmiş kendi bestelediği parçalarda da atonal müziği geliştirmiş ve tonal müziği yani bir notanın diğer notalara iktidar sağladığı beste türünü yok etmek istemiştir. Adorno’nun sorunsallaştırdığı bir başka konu ise kültürün ve müziğin nasıl tektipleştiğiydi, biz insanlar gibi.

Adorno’nun sorunsallaştırdığı bir diğer şey katliamın gerçekleştiği sırada yapılan bu katliama insanların nasıl ortak olma duygusunun geliştiği ve ortak olmayanların nasıl sessiz kalabildiğiydi. Bizler de her gün bu sessizliğimizi yeniden üretmiyor muyuz? Alt katta şiddet gören kadın komşunuzu duymazlıktan gelerek. Birilerinin iktidarı pekişsin diye binlerce Suriyeliyi mülteci yapanlara ve bu mültecilere “bıktık bu Suriyelilerden denildiğinde sessiz kalmıyor muyuz? Kıyıya vuran Alan Kurdi’nin cansız bedenini görüp de sessiz kalmadık mı? Biz her sessiz kaldığımızda bir Auschwitz’e daha neden oluyoruz. Maalesef ki sana dokunmayan yılan bin yıl yaşarken sana dokunmadan bin yıl yaşamıyordu. Tüm her şeye rağmen BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN!

Roni BULUT

Dünyalılar

Rastgele Haber

Jaguarın Gözleri – Banu Bülbül

“Son sanılan yerden doğan umut…” İstanbul’da geçen Jaguarın Gözleri’nde, bir intiharın peşine düşen üç kadın …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir