Home / Arka Bahçemiz / Monsanto yalnızca GDO değildir!!!

Monsanto yalnızca GDO değildir!!!

Türkiye’de de 1997 yılından itibaren ofis açan ve İstanbul, Adana, Antalya, İzmir ve Bursa’da merkez ve depoları bulunan Monsanto’nun başlangıcından bugüne kadar geliştirmiş olduğu ürünlerin ne olduğunu hiç düşündünüz mü? Burada Monsanto’nun pazara sürdüğü 12 üründen söz edeceğiz. Bakalım bunlar size Monsanto’nun nasıl bir şirket olduğu hakkında yeterli bir fikir verecek mi?

monsanto_devil

1 – Sakarin

John Francisco Queeny, Monsanto Chemical Works şirketini Koka Kola gazozu için yapay bir tatlandırıcı olan sakarin üretme amacıyla 1901 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde kurdu. 1970’lerin başlarında yapılan araştırmalar ve 1980 yılında National Cancer Institute tarafından yapılan bir araştırma sakarinin farelerde kansere sebep olduğunu gösterdi.

Kalori Kontrol Konseyi ile yapay tatlandırıcı ve diyet kola üreticilerinin artan baskısıyla ve bir kısmı şeker ve tatlandırıcı endüstrisi tarafından yapılan sonraki araştırmaların 1970’lerde yapılan araştırmaları hatalı göstermesiyle sakarin Ulusal Sağlık Enstitüsü’nün (NİH) Kanserojen Listesi’nden çıkarıldı.

Çeşitli bilim adamları sakarinin listeden çıkarılmasına karşı çıksa da resmi belge şu sözleri içeriyor: “Her ne kadar sodyum sakarinin insan sağlığı için herhangi bir tehdit oluşturmadığını mutlak olarak söylemek mümkün değilse de, yapay tatlandırıcı olarak genel kullanım koşullarında insanlar için kanserojen olduğu söylenemez.”

2 – PCB’ler

1920’lerin başlarında Monsanto kimyasal üretimini genişleterek poliklorlanmış bifeniller (PCB) üretmeye başladı. Amaç elektrik transformatörleri, kondansatörler ve elektrik motorları için soğutucu akışkanlar üretmekti. Elli yıl sonra zehirlilik testleri PCB’lere maruz kalmış laboratuvar farelerinde ciddi sağlık sorunları rapor etmeye başladı. On yıl daha süren araştırmalardan sonra gerçek artık saklanabilir olmaktan çıktı: Birleşik Devletler Çevre Koruma Ajansı (EPA) PCB’lerin hayvanlarda kansere neden olduğunu ve insanlarda da kansere sebep olabileceğini belirten bir rapor yayınladı. Ayrıca başka sağlık araştırmaları da PCB’lere maruz kalmakla çoğunlukla ölümcül bir kanser türü olan hodgkin olmayan lenfoma arasında nedensel bir bağ olduğunu gösterdi.

1979’da Birleşmiş Milletler Kongresi PCB’lerin önemli bir çevresel zehir ve kalıcı bir organik kirletici olduğunu kabul etti. ve Birleşik Devletler’de üretilmesini yasakladı. Ama o sıralarda Monsanto’nun zaten yurtdışında üretim tesisleri bulunuyordu, bu yüzden PCB’lerin Kalıcı organik Kirleticilere İlişkin Stockholm Konvansiyonu tarafından 2001’de küresel olarak yasaklanmasına kadar üretimini sürdürdü.

Ve işte bu sıralarda Monsanto’nun düzenbazlığı ortaya çıktı: 1956 yılına ait şirket içi yazışmalar gün yüzüne çıkınca, şirketin o zamandan beri PCB’lerin zararlarını bildiği anlaşıldı.

2003 yılında Monsanto PCB’ye maruz kaldıktan sonra karaciğer hastalığı, nörolojik bozukluklar ve kanser gibi ciddi sağlık sorunları yaşayan Alabama, Anniston sakinlerine 600 milyon dolardan fazla tazminat ödedi.

Ve fakat tehlike sürüyor: 2011 yılında California Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Birleşik Devletler’de yasaklanmasından yaklaşık 30 yıl sonra bile PCB’ye hamile kadınların kanında rastlanabiliyor. Diğer araştırmalar ise PCB’ler ile otizm arasında bir bağıntı olduğunu gösteriyor.

3 – Polistiren (Strafor)

1941 yılında Monsanto plastik ve sentetik polistiren üzerine odaklanmaya başladı. Polistiren bugün gıda ambalajlamada yaygın olarak kullanılıyor ve Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) 1980’lerdeki, üretimi en tehlikeli atık oluşturan kimyasallar listesinde beşinci sırada yer alıyor.

4 – Atom bombası ve nükleer silahlar

Thomas and Hochwalt Laboratories’i aldıktan hemen sonra Monsanto bu bölümü kendi Merkezî Araştırma Bölümü’ne dönüştürdü. 1943-1945 yılları arasında bu bölüm Manhattan Projesinin kilit üretim girişimlerini koordine etti. Bunlar arasında plütonyum saflaştırılması ve üretimi ve Manhattan Projesi’nin bir parçası olan Dayton Projesi çerçevesinde atom silahlarının tetikleyicisi olarak kullanılacak kimyasalları rafine etme teknikleri bulunuyordu.

5 – DDT

1944 yılında Monsanto sıtma taşıyan sivrisineklerle mücadelede kullanılmak üzere böcek ilacı DDT’nin ilk üreticilerinden biri oldu. DDT’nin güvenli olduğu yolundaki onlarca yıl süren ısrarlı Monsanto propagandasına rağmen DDT’nin bir zehir olarak gerçek etkileri nihayet 1972 yılında teyit edildi ve DDT Birleşik Devletler’in tümünde yasaklandı.

6 – Dioksin

1945 yılında Monsanto dioksin içeren (ve Portakal Gazı’nın öncülerinden biri olan) bitki öldürücü 2,4,5-T’nin üretimiyle birlikte tarımda kimyasal ilaç kullanımını teşvik etmeye başladı. Dioksinler “Kirli Düzine” olarak bilinen, gıda zincirinde ve özellikle de hayvanların yağ dokularında biriken kalıcı çevre kirleticilerden biri olarak bir grup kimyasal bileşik. İlk geliştirildiğinden sonraki onyıllarda Monsanto ürettiği geniş bir yelpazedeki ürünlerde dioksin kontaminasyonunu örtmekle veya bildirmemekle suçlanageldi.

7 – Portakal Gazı

1960’ların başlarında Monsanto Portakal Gazı’nın (Agent Orange) iki önemli üreticisinden biriydi ve bu gaz Vietnam Savaşı sırasında bitki öldürücü ve yaprak dökücü özelliğiyle kimyasal bir silah olarak kullanılıyordu. Monsanto’nun formülünde, diğer üretici olan Dow Chemicals’ın ürettiği Portakal Gazı’na nisbetle kat be kat fazla dioksin bulunuyordu. Ve bu yüzdendir ki Birleşik Devletler’deki savaş gazilerinin açtığı tazminat davalarında baş sanık Monsanto’ydu.

Portakal Gazı kullanımının sonucu olarak Vietnam’da 400 bin kişi öldü veya sakat kaldı, 500 bin çocuk doğum kusurlarıyla doğdu ve 1 milyon kişi özürlü hale geldi veya ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaştı. Bu arada, elbetteki o sırada Vietnam’da bulunan yaklaşık 500 bin Amerikan askeri de Portakal Gazı’ndan etkilendi.

Monsanto’daki iç yazışmalar, Monsanto’nun Vietnam’da satılmak üzere Birleşik Devletler hükümetine satıldığında Portakal Gazı’ndaki dioksin kontaminasyonunun yaratacağı problemleri bildiğini gösteriyor. Sebep oldukları yaygın sağlık sorunlarına rağmen Monsanto ve Dow portakal gazına maruz kalmış gazilerin tazminat talebine karşı Birleşik Devletler hükümetinden mali koruma gördü.

2012 yılında, portakal gazının kullanılmasından 50 yıl sonra, temizleme çalışmaları nihayet başladı. Ama portakal gazının mirası Vietnam’da onyıllar boyunca kalacak ve kuşaklar boyu bedenseel deformasyonlara sebep olmayı sürdürecek.

8 – Petrol Bazlı Gübre

1955 yılında Monsanto büyük bir petrol rafinerisi satın aldıktan sonra petrol bazlı gübre üretmeye başladı. Petrol bazlı gübreler topraktaki faydalı mikro-organizmaları öldürüp toprağı verimsizleştirdiği için, sentetik ikamelere bağımlılık yaratıyor. Artan fiyatlar ve azalan petrol arzı düşünüldüğünde pek de iyi bir müptelalık değil bu.

9 – RoundUp

1970’lerin başlarında Monsanto Tarımsal Kimyasallar bölümünü kurdu. Bu bölüm yabani ot öldürücüler ve özellikle de RoundUp (glifosat) üzerine odaklanıyordu. Otları bir gecede temizleyebilmesinden dolayı çiftçiler tarafından hemen benimsendi. Monsanto’nun glifosat-dirençli “RoundUp Ready” ekinleri piyasaya çıkarmasıyla kullanımı daha da arttı. Bu ekinler, bütün bir tarlaya –ekinleri öldürmeksizin– yabani ot öldürücü ilacı boca etmeye olanak sağlıyordu.

Glisofat dünya çapında resmi organlar tarafından onaylanmış bulunmakla ve yaygın bir şekilde kullanılmakla birlikte, insanlara ve çevreye etkileri hakkında endişeler sürüyor. RoundUp, yapılan araştırmalarda, Birleşik Devletlerin bütün bir ortabatısındaki yeraltı sularında, toprakta, akarsularda ve havada bulundu. Kelebeklerin ölümüyle ve dev otların yaygınlaşmasıyla bağlantısı olduğu düşünülüyor. Fareler üzerinde yapılan araştırmalar, RoundUp’ın tümörlerden, dönüşmüş organ fonksiyonlarına, kısırlığa, kansere ve yenidoğan ölümlerine kadar birçok olumsuz sağlık sorunlarına yol açtığını gösteriyor.

10 – Aspartam

Sindirim sistemiyle ilgili hormonlar üzerine yapılan bir araştırma sırasında tatlı bir kimyasal olarak aspartam tesadüfen bulundu. Aspartam’ın Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onayı başvurusunun bir parçası olarak 7 yavru maymun üzerinde yapılan klinik deneylerde 1 maymun öldü ve 5 diğer maymunda epileptik nöbetler görüldü. Yine de her nasılsa aspartam 1974 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylandı. 1985 yılında Monsanto, aspartamın üretimini yapıyor olan G. D. Searle & Co. şirketini satın aldı ve ürünü “NutraSweet” adıyla pazarlamaya başladı. Yirmi yıl sonra Birleşik Devletler Sağlık ve İnsan Hizmetleri Dairesi aspartamın sebep olduğu 94 sağlık sorununu listeleyen bir rapor yayınladı.

11 – Büyükbaş Hayvan Büyüme Hormonu (rBGH)

Bu genetiği değiştirilmiş hormon Monsanto tarafından süt ineklerinin daha çok süt üretmesi için üretildi. rBGH’ye maruz kalan inekler şişmiş memeler ve meme iltihapları yüzünden dayanılmaz acılar çekiyorlar ve sonuçta ortaya çıkan enfeksiyondan gelen iltihap süte karışıyor ve bu da ayrıca antibiyotik kullanımını gerektiriyor. rBGH sütü insanlarda meme kanseri, kolon kanseri ve prostat kanserine sebep oluyor.

12 – Genetiği Değiştirilmiş Ekinler / GDO’lar

1990’ların başında, Monsanto mısır, pamuk, soya ve kanolaya virüslerden ve bakterilerden gen eklemeye başladı. Bunun iki amacı vardı: içeriden oluşturulmuş bir böcek ilacı elde edebilmek (mısır veya soya, kendisini yiyen böceğin midesinin parçalanmasına neden oluyor), veya Monsanto’nun ot öldürücü RoundUp’ına içsel direnç kazandırmak ve bu şekilde çiftçilerin daha güçlü otları bile öldürebilmek için tarlalarına RoundUp boca edebilmelerini sağlamak.

Genetik olarak değiştirilmiş ekinlerin “daha fazla besleyici ögeler”, kuraklığa direnç ve randıman ile “dünyayı besleyeceği” yolundaki onlarca yıldır verilen sözlere rağmen Monsanto’nun karlarının çoğu Monsanto’nun RoundUp’ını tolere etmek üzere değiştirilmiş tohumlardan geldi ve otlar RoundUp’a direnç geliştirmeyi sürdürdükçe sürekli artan, ikili bir gelir akışı sağladı.

En üzücü olan şey, ne var ki, dünyanın bir kez daha Monsanto’nun “güvenli” iddialarını satın alıyor olması.

Tıpkı PCB’ler, DDT, Portakal Gazı’nın ilk zamanlarında olduğu gibi Monsanto RoundUp’ın ve bu ürünün satılmasına yardımcı olan genetiği değiştirilmiş ekinlerin “güvenli” olduğu konusunda kamuoyunu ve düzenleyici kuruluşları başarılı bir şekilde kandırıyor. Halbuki genetiği değiştirilmiş ekinlerle ilgili olarak insanlar üzerinde hiçbir test yapılmış değil.

Bu arada, Monsanto yüzyılı geçkin bir zamandır kirli ürünlerini savunurken öğrendiği bir-iki şey var: bugünlerde ne zaman GDO’ların sağlığa ve çevreye olumsuz etkilerini gösteren yeni bir çalışma yapılsa, Monsanto bu çalışmaya ve çalışmayı yapan bilim adamlarına saldırıyor ve bunu her biri Monsanto tarafından kurulan veya mali olarak desteklenen “bağımsız” organizasyonlar, bilim adamları, endüstri birlikleri ve bloglar üzerinden karşı iddialarla medyayı doldurarak yapıyor.

Maalesef çok azımız bu görünüşte geçerli kaynakların üyelerinin, kurucularının ve ilişkilerinin arkasında Monsanto’nun bulunduğunu görebiliyor.

13 – Terminatör tohumlar

1990’ların sonlarında, Monsanto çimlenmeyen kısır tohumlar üretme teknolojisi geliştirdi. Bu “terminatör tohumlar”ın amacı çiftçileri, yüzyıllardır yapageldikleri gibi hasattan elde ettikleri tohumlardan bir kısmını ekim için ayırmak yerine her yıl Monsanto’dan yeni tohumlar almak zorunda bırakmak.

Çok şükür ki bu teknoloji şimdilik pazara gelmedi. Bunun yerine Monsanto aynı şeyi çiftçilere yıldan yıla tohum saklamayacakları veya satmayacaklarını kabul eden bir sözleşme imzalatarak aynı şeyi elde etmeyi başardı. Bu şekilde yeni tohum almak zorunda kalıyorlar ve böylece “terminatör gen”e gerek kalmıyordu. Şanslıyız, çünkü terminatör tohumlar çapraz döllenmeye girebildikleri için mahalli kısır-olmayan hohumları kontamine edebilirlerdi.

Evet, Monsanto’nun tarihi zehirli kimyasallar, davalar ve manipüle edilmiş bilimden oluşuyor. Ama Monsanto yalnız değil. “Büyük Altılı”yı oluşturan diğer şirketler şunlar: Pioneer Hi-Bred International (DuPont’un yan kuruluşu), Syngenta AG, Dow Agrosciences (Dow Chemical’ın yan kuruluşu), BASF ve Bayer Cropscience (Bayer’in yan kuruluşu).

Bill Gates ve Eski Amerikan Dış İşleri Bakanı Donald Rumsfeld’in ortakları arasında yer aldığı Monsanto Amerikan hükümeti ve başkanlar düzeyinde sistematik olarak korunur ve kollanır.

Monsanto-Protection-Act

14- Monsanto iklim konusuna da el attı

Antik Mısır’da din adamları bilgiyi tekellerinde bulundurmaları sayesinde yüz yıllarca bölgede iktidarı ellerinde tutmuşlardır. Bu bilgilerden en değerlisi iklim bilgisiydi. Nil’in ne zaman taşıp ne zaman çekileceği, yağmurların ne zaman şiddetlenip azalacağı, kuraklık periyotları bilgisi insanların bölgede yaptıkları tarım stratejisini oluşturmak için en değerli veriyi sağlıyordu ve bu tamamen din adamlarının elindeydi.

Monsanto, Hava tahminleri ve tarım sigortası yapan iklim data şirketi CLiMATE CORPORATiON’ı 930 milyon dolara satın aldı.

Şirket , WEATHERBiLL olarak David Friedberg ve Siraj Khaliq isimli 2 Google çalışanı tarafından 2006 yılında kurulmuş, 2011’de ismi The Climate Corporation’a çevrilmişti. Kısa süre içinde hızla gelişen şirket, yönetim kuruluna senatör Byron Dorgan’ı da aldı.

Ekim 2013’de Monsanto bu şirketi, bazı kaynaklara göre 1,1 milyar bazı kaynaklara göre de 930 milyon dolara satın aldı.

Tarım ilacı ve tohumdan sonra iklimi de portföyüne katan Monsanto, şirketin 60 yıllık iklim verilerine, tarım sigortası yaptıran ve yaptıracak çiftçilerine de sahip olmuş oldu.

Bilindiği üzere ABD’de tarımsal üretim, nüfusun % 1 i tarafından gerçekleştiriliyor ve tarımda toprak ve tohum kadar önemli olan ve kontrol edilemeyen bir faktör de iklim. Eğer iklim olaylarını doğruya yakın tahminlerle yönetebilirseniz, çiftçiye ne ekip biçeceği tavsiyesinde bulunabilirseniz, hangi tohum ve gübreyi kullanması gerektiğini söyleyebilirseniz ve devletin sigorta kapsamına alamadığı bazı iklimsel riskler için sigorta önerebilirseniz (ki Climate Corp. bunu yapıyor) Çiftçiyi ve Tarımı tamamen kontrolünüz altına alabilirsiniz. İşte Monsantonun ana hedefi de bu ve sadece ABD ile sınırlı kalmayacak, Kanada ve Güney Amerika’dan sonra, dünyanın diğer kıta ve ülkelerine de uzanacak…

Derleyen ve Yazan: Deniz Kartal (kartaldeniz@yahoo.com)

Dünyalılar

 

Rastgele Haber

Nazi kampında bir çadır: Stuthofluların Çadırı

İnsanın insana yapabildikleri bazen zulmün ötesine geçer. Soğukkanlı bir katilin duygusal katılığının ve tepkisizliğinin çok …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir