Home / Gündem / Müzeler ve İhaleler…

Müzeler ve İhaleler…

Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Gazetesi’nde “Müze gişeleri özelleşiyor” başlıklı bir haber yayınlandı. Selda Güneysu’nun haberine göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde bulunan 105 müze ve ören yerinin gişe ve kontrol işlemlerinin özelleştirme işlemlerine başlanmış bulunuyor.

Daha önce, zaten aralarında Topkapı Sarayı, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Efes Müzesi gibi önemli kurumların olduğu 48 müzenin “gişe özelleştirmesi” ihalesi Eylül 2010’da tamamlanmıştı. Buna karşılık, Kültür Sendikası Danıştay’a gitmiş, yapılan özelleştirme ihalesinin yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali için dava açmıştı. Üç yıldır süren dava hâlâ sonuçlanmadı, ama fark eder mi? Belli ki Kültür ve Turizm Bakanlığı vakit kaybetmeden bu özelleştirme sürecini tamamlamak istiyor.

Bu noktada akla ilk gelen soru şu: Gişe işletmelerinin özelleştirilmesi bütün müzelerin özelleşeceği anlamına mı gelmekte?  Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2004 yılından beri çıkardığı bir dizi kanun ve yönetmelik ile kültür politikalarında özelleşme ve yerelleşmeye yöneldiği biliniyor.  Bu işin mantığı aslında çok basit: Bakanlığı tanımlayan kültür öğesini dış kaynak  ya da moda deyimle dış paydaşlara dağıtılması. Böylece turizmden gelecek kazancı artırma, kullanma, dağıtma ve yönetmeye daha çok zaman ve kaynak kalması; hatta mümkünse kültürün turizmin kapsayıcı alanına dahil edilmesi.

Yerelleşme faslı ayrı bir tartışma ama özelleşme önce, özel müzelerin açılmasının bürokratik olarak kolaylaştırılması, sponsorluğun teşvik edilmesi gibi fazla göze batmayan kanunlarla sessizce devreye girdi. Akabinde özel müzeler ve kültür işlerinin özel şirketlerce sponsor edilmesi konularında bir patlama yaşandı. Ancak bu yeterli değildi. Asıl hedef, Bakanlığın sırtında büyük bir yük olan kamusal müzelerin özelleştirilmesiydi. Bu yüzden de, 2004’te de Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklik ile ziyaretçilere hizmet veren ünitelerin kiraya verilebilmesinin önü açıldı. İlk olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı, kendisine bağlı müzelerdeki kafe ve hediyelik eşya dükkânı işletmelerini DÖSİM’den alarak ihaleyle TÜRSAB’a devretti. Bir adım sonrasında ise, 2008’de arkeolojik sit alanlarının tüzel kişilerce kiralanmasına izin veren ilke kararı çıkarıldı. Bu karar ile Roma İmparatoru Marcus Aurelius döneminin Aspendos Antik Tiyatrosu’nun binlerce yıllık taşları  Anadolu Ateşi Dans Topluluğu’nun gösterileriyle inledi. Tarkan konseri ve 50 davulun aynı anda çalınacağı Sultans of Dance gösterisi önce tepki çekti. Ama Bakanlık Koruma Kurulu’nun sesin 90 desibelin altında tutulacağına dair yaptığı rahatlatıcı açıklama ile her iki etkinlik de “sorunsuzca” gerçekleşebildi. 2010’da da 48 müzenin gişe işletmesi “Bilet gelirleri kontrol edilemiyor” gerekçesiyle TÜRSAB ve MTM İş Ortaklığı’na ihale edildi. Eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın yeni paydaşlarıyla kolkola resimler çektirdiği ihale toplantısında, ümitli temenniler havalarda uçuşuyor, Türkiye müzelerini “dünya standardına kavuşturmak”tan söz ediliyordu.  TÜRSAB Başkanı ve Ulusoy Otobüs Firması’nın sahibi Başaran Ulusoy “Bu bizim işimiz” diyerek  40 yıldır “turizm”e nasıl hizmet verdiğini anlatıyordu.[2] Kuşkusuz, Türkiye müzelerinin dünya standardına kavuşması için Ulusoy’un  turizm alanındaki deneyimleri paha biçilmezdi.  Gel gör ki, Kültür Sendikası’nın açtığı dava nedeniyle bu henüz tam olarak gerçekleşemedi. Kültür ve Turizm Bakanlığı da, anlaşılan süreci hızlandırmak için  geçtiğimiz hafta 105 müze ve ören yerinin daha ihaleye çıkarılmasına –dava devam etmesine rağmen– karar verdi.

Yazının devamı için:

Dünyalılar

 

Rastgele Haber

Dostoyevski Üzerine Notlar (6): Dostoyevski ve Psikoloji

 Dostoyevski kitaplarında, daha önce hiçbir yazarda bulamadığımız ölçüde derin psikolojik tespitler ve insan davranışlarının yorumunu …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir