Home / Güncel / “Ne Mutlu Müslümanım Diyene”

“Ne Mutlu Müslümanım Diyene”

Türkiye özelinde baktığımızda, milliyetçiliğin yavaş yavaş ortadan kalktığını görüyorum. Milliyetçilerin en büyük hatası, 80’lerde egemen hâle gelmiş olan “Türk-İslam sentezi” düşüncesini benimsemeleriydi. İslam, hayatın her alanını, kişinin her adımını belirleyecek denli dominant, dolayısıyla çok daha baskın karakterli bir kültür olduğu için, bir sentezden çok, Türklüğün İslam tarafından asimile edilmesinin gerçekleşmesi kaçınılmazdı.

turban siyasal islam

 

Mesela eğer Türk kültüründeki bir unsur İslamî yaşayış tarzıyla çelişiyorsa, kişi elbette İslamî yaşayış tarzı ne emrediyor (farz) ya da neyi tavsiye ediyorsa (sünnet) onu yapacaktı. Milliyetçiler, dinî inançların ve bunun gerektirdiği ibadetlerin yerine getirilmesinin teminat altına alınması ile yetinmediği an, siyasal İslam’a doğru yol almaya başlamıştı zaten.

Ortadoğu coğrafyasında ve Türkiye’de, laiklik ilkesinden ödün verdiğiniz anda siyasal İslam’a ve Türkiye özelinde Osmanlıcılığa varmanız doğaldır -hatta neredeyse kaçınılmazdır.

Bu nedenle, haberlerde izlemişsinizdir, “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünü “Ne mutlu müslümanım diyene” sözüyle ikame ettiler ve bana kalırsa milliyetçiliğin siyasal İslam tarafından soğurulma ve giderek marjinalleştirilme süreci tamamlanmış oldu.

Bugün milliyetçilik, siyasal İslam ve Osmanlıcılık ideolojilerinin bir bireşimi tarafından asimile edilmiş durumda -onların bir altkümesi. Ne de olsa mutlak bir hakikate sahip olduğunuza kayıtsız şartsız inandığınız sürece, o mutlak hakikat sizin kendinize ait ne varsa, kendinize özgü hangi farklılığınız varsa onu ortadan kaldırır, tektipleştirir. Gerçi mevcut durumun oluşmasında, postmodern çağda kimlik politikalarının gündemi belirlemesinin de etkisi var. Madem kişiler ya da topluluklar yapıp ettikleriyle değil de ait oldukları etnik, dinî, mezhepsel, ya da cinsel kimlikleriyle değerlendiriliyordu, bize düşen, ait olduğumuz en baskın kimlik hangisiyse ona sımsıkı tutunmak olacaktı. Hele benimsediğim hakikat, farklılıkları farklılık değil de sapkınlık olarak görüyorsa, neden ben kendime özgü farklılıklarıma sahip çıkacaktım ki? Orası işin başka bir boyutu…

Cumhuriyet mi yoksa Osmanlı mı diye sorduğunuzda çoğu milliyetçi için Osmanlı daha cazip iken, Türk kültüründen kala kala bir tek ana dilimiz Türkçe’nin geriye kalmış olduğunu, onu da Cumhuriyet’in harf devrimine ve Türk Dil Kurumu’nun başarısına borçlu olduğumuzu nedense unuttular. Bir nevi gönüllü asimilasyondu yaşanan, o kadar ki, Arap harflerine tekrar dönmemiz gerektiğini, medenî hukukun 6. ve 7. yüzyıl Arap yarımadası yaşam tarzına göre adapte edilmesini savunan, gençliğinde ülkücü olup yaş ilerledikçe siyasal İslam’a meyleden milliyetçiler var.

Sen ne Türklüğünden bahsediyorsun?

Buna hiç şaşırmıyor, hatta yukarıda anlattığım gibi, bunun Türk-İslam sentezinin neredeyse kaçınılmaz bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Tabi daha makûl, laiklik ilkesiyle ve Cumhuriyet’in kazanımlarıyla barışık, kendi diline ve kültürüne sahip çıkan ve müslüman olduğunu beyan edip inancının gerektirdiği ibadetleri kendince yerine getiren milliyetçiler de var, onlar henüz asimile olmadı. Ama yerlerinde olsam dikkatli olurdum.

Tamer Ertangil (www.ertangil.com)

www.dunyalilar.org

Rastgele Haber

referandum

‘HAYIR’IN DA BİR DİLİ OLMALI

‘HAYIR’IN DA BİR DİLİ OLMALI Evet ve Hayır ideolojisinin ‘dilsel’ alandaki savaşımı dikkat edilmesi gereken …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir