Home / Güncel / Neo-Yeniçeri İsyanı

Neo-Yeniçeri İsyanı

Anımsar mısınız? Erdoğan AKP’nin henüz kurulduğu dönemde Osmanlı akıncısı vurgusu yaparak kendisini ve parti arkadaşlarını akıncılar ile özdeşleştiriyordu. Belki de bu yüzden babam AKP’nin gerçek açılımının adalet ve kalkınma partisi değil, ”Akıncılar Partisi” olduğuna dair kuşku duyduğunu söylemişti.

Her ne denli edebiyat ve sinema yolu ile akıncılık romantik bir anlam kazanmış olsa da gerçekte akıncılar talancı, yağmacı, tecavüzcü ve katil bir kitle olarak bilinirlerdi. Çapulcu demektir akıncılık. TDK bu yüzden çapulcu sözcüğünün anlamını bir gecede değiştirdi. Bakın Wikipedi’de çapulcu sözcüğü nasıl tanımlanıyor… ”Ayrıca başkasının malını alan, talan eden kimse, yağmacı ve düşman toprağına atla hücum edip yağma eden, akıncı anlamlarına da gelir” http://tr.wikipedia.org/wiki/Çapulcu

Çapulcu ile akıncı aynı şey. AKP ilk kurulduğunda kendilerine akıncı benzetmesi yapan Erdoğan 2013 Haziranında Gezi Direnişçileri için çapulcu tanımını kullanırken sözcüğün gerçek anlamı tam bir ironi gibi kaldı.

Gerçek çapulcular, yani akıncıları geçtikleri yerde tecavüz edilmedik kadın, talan edilmedik hazine, kesilmemiş kelle bırakmayan yıkıcı bir güç olan akıncılardırlar. Farkındaysanız akıncıların yaşam tarzları AKP Türkiyesi ile nasıl da başarı ile örtüştü. Kadınlarımızın namusları bu dönem bir takım siyasetçilerin dillerinden düşmeyen bir mesele haline geliverdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük yolsuzlukları geçtiğimiz 10 yılda gerçekleşti. Sayısız insan uzun tutukluluk süreleri ile birlikte senelerce hapislerde çürütüldüler. AKP devletin yıkılmadık kalesini, satılmadık para kaynağını bırakmadı. Neo-Akıncılık da böyle bir şey işte.

Erdoğan ve AKP’nin siyasi söylemleri içerisinde Neo-Osmanlıcılık önemli bir yer işgal etti. Erdoğan’ın padişahları aratmayan yetkilere sahip olmak istemesi bir yana, partisinin batılı devletler ile el ele Orta Doğu’da giriştikleri işleri kimi zaman alenen, kimi zaman satır aralarına sıkıştırarak Neo-Osmanlı özlemlerinin bir parçası olarak gösterdikleri oldu. Fakat tüm bu Osmanlıcılık hayalleri içerisinde bir Osmanlı gerçeğini gözden kaçırmış gibi görünüyorlar. Bir Osmanlı klasiği olarak Yeniçeri isyanları!

Osmanlı’nın yeniçerisi uzunca bir müddet devşirmelerden mütevellit idi. Polisimiz “öz be öz” bu vatanın evladı olsa da bilhassa Fethullahcı kadronun ABD’de kurulan ve Türk polisini eğitmek üzere görev alan okulda ABD polisi ve CIA tarafından eğitildiği biliniyor. Cemaatci eski polis Emrullah Uslu’nun da bu okulda eğitildiğini anımsatırım.

Osmanlı’nın yeniçerisi Bektaşi tarikatına mensuptu. Günümüzün ayaklanan yeniçerisi Fethullahcı kadro. İyi, fakat biri ordu ötekisi polis diyeceksin. Elbette, fakat son 10 yılda emniyete daha önce görülmemiş şekilde ağır silahlar alındığını ve alternatif bir ordu haline getirildiğini de unutmayalım!

Neo-Yeniçeri ve bağlı oldukları tarikatın CIA ajanı lideri kelle istiyorlar. Almadan da durmaya niyetli görünmüyorlar. Hem sadece yeniçeri mi? Görev yerlerinin değiştirileceğini, sürgünler ve belki de soruşturmalar ile meşgul edileceklerini bilerek bu operasyona hayat veren polisler biraz da Hasan Sabbah’ın suikastçileri gibi değiller mi? Tayyip ve şürekasının otantik hayalleri otantik belaları da kendilerine çekmiş gibi görünüyor.

Gerek Tayyip Erdoğan olsun, gerek Egemen Bağış ve çoğu öteki AKP’li vekil ve bakanların yolsuzluk soruşturması ve gözaltıları ortaya çıktığından itibaren takındıkları tavrı bir yerden tanıyorum. Ben bu üslubu ilkokul 3. sınıfta görürdüm. Yaptıkları savunmalar, gösterdikleri asabiyet şovu, üste çıkma gayretlerinin uzantısı olan beyanatlarının zeka seviyesi alenen yerlerde sürünüyor. Bir siyasetçiye, kaldı ki iktidar partisi siyasetine yakışmayacak bir tehditkar bağırtı  ile harmanlanmış, sorgulanmayı dahi kabullenemeyen küstahlık…

AKP kadrosunun büyük ölçekli yolsuzluklara giriştikleri zaten hemen herkesin malumuydu. Bu o denli malumdu ki, AKP yandaşları ”Biraz da bizimkiler yesin” gibi bir argüman ile partilerinin lider kadrosuna gayri resmi bir dokunulmazlık duvarı örmek ihtiyacı hissetmişlerdi. Bu denli malum olan bir şeyin ortaya çıkması belirgin bir heyecan duygusu yaratmış olsa da heyecanın sebebi beklenmeyen bir şey olduğundan değil, beklenmeyen bir anda gerçekleşmesinden mütevellittir. Kayıt almakla görevli sivil polislerin varlıklarının zanlılar tarafından fark edilmiş olması nedeniyle operasyonun erken gerçekleştiği de söylentiler arasında… Fakat bir gerçek var ki Cemaat’in buna benzer örnekler ile dolu olan mazisinin karnesi pek de iyi değil. Ergenekon ve OdaTv davalarında düşük not alan Cemaat polisi ve savcısı bu davanın üstesinden ne denli gelebilecekler bunu zamanla göreceğiz.

Hükümet bir konuda haklı, birbirinden farklı bir kaç dava birleştirilip tek dava gibi gösterilmeye çalışılmış. Böylelikle olayın medyatik etkisinin artacağı düşünülmüş olmalı. Zira Ali Ağaolu ile altın kaçakçılığı davaları tamamen ayrı konular. Şu anda ortada görülen tek dava gibi gösterilen üç ayrı dava ve suçlama var. Her ne ise, ortada işlendiklerine dair kuvvetli  şüphesi bulunan büyük ölçekli bir yolsuzluk davası var ve başta hükümetin bu davayı ciddiye alması ve desteklemesi gerekirken polis amirlerinin yerlerini değiştirerek adeta satrançta karşı bir hamle yapıyor gibiler.
Bizler ise, sıradan hayatlarımızı sürdürmeye çalıştığımız ülkeyi ele geçirmeye ve kendi çıkarları doğrultusunda yönetmeye hevesli güçler arasında kopan savaşı neredeyse çekirdek çitleterek izliyoruz. Bir yandan acınacak haldeyiz, hayatımızın iplerinin ve geleceğimizin nasıl da kontrolümüzden çıktıklarına tanık oluyoruz. Diğer yandan, hoşlanmadığımız iki grup birbirlerine girdiler. Her ne kadar mesele bizi doğrudan ve birinci elden ilgilendirse de hayatı bize dar eden egemen güçlerin Olimpos tanrıları gibi itişip kakışmalarına tanık olmanın keyfi ile  vurun birbirinize der gibi tempo tutuyor halk. Dizilere iyiden iyiye alıştığımız şu dönemlerde siyaset arenasında kopan fırtınayı da dünün ”Arkası Yarın” bu günün dizileri gibi izliyoruz.

Arzach Mills

Dünyalılar

Rastgele Haber

Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler… – Fikret Başkaya

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir