Home / Genel / Nestle’nin suç tarihi

Nestle’nin suç tarihi

Nestlé, en çok boykot edilen dört küresel şirketten biri (diğerleri Nike, Coca Cola ve McDonald’s). Bebek mamasıyla başlayıp, sudan çikolataya, kahveye ve hatta kedi-köpek mamasına uzanan pek çok alanda üretim yapan Nestlé’nin neden bu kadar boykot edildiğini bu yazıyı okuduktan sonra daha iyi anlayacaksınız.

İlk ve en önemli Nestlé boykotlarından biri ABD’de başlatıldı. 7 Temmuz 1977′de, İsviçre kökenli Nestlé karşısında başlatılan hareket nihayet 1980′lerde Avrupa’ya da ulaştı. Nedeni anne sütünü ikame etmek üzere geliştirdiği süt tozu içeren bebek mamalarıydı. Boykot kampanyasını başlatanlar, özellikle gelişmiş ülkelerde anne sütünü gözden düşürmek suretiyle yapılan mama pazarlamasının bebek ölümlerine neden olduğunu öne sürüyorlardı. Kampanyayı başlatanlardan Profesör Derek Jellife ve eşi Patrice, boykotu yaygınlaştırmak için World Allience for Breastfeeding Action (WABA-Dünya Anne Sütü Eylem İttifakı) adlı bir platform kurdular. Ardından International Baby Food Action Network (IBFAN-Uluslararası Bebek Maması Eylemi Ağı) ve Save the Children (Çocukları Koru) örgütleri de Nestlé’nin hangi noktalarda bilerek “yanlış” bir propaganda yöntemi geliştirdiği üzerine bir hayli çalışmalar yaptılar.

Süt tozunun ne zararı var?

– Öncelikle Nestlé’nin anne sütü yerine önerdiği “süt tozu”nun mama kıvamına getirilmesi için su kullanılıyor, yoksul ülkelerde su yeterince arıtılmadığı için bebek ölümlerine neden oluyordu. Ayrıca bu mama, anne sütünün sağladığı bağışıklık kazandırıcı işlevlere sahip olmaktan da uzaktı. UNICEF’e göre, yenidoğanlarda mama kullanımı bebeğin ihtiyaç duyduğu hijyen koşullarının 6-25 kat arasında düşmesine neden oluyordu.

Nestlé yoksul ülkelere içeriğinde daha az gıda takviyesi bulunan toz halinde “bebe sütü” (süt tozu) pazarlıyordu. Çünkü kimi gıda takviyeleri mamaların raf ömrünü azaltıyordu. Dolayısıyla bebekler bu şekilde hem anne sütünden uzaklaştırılıyor hem de yeterince besin içermeyen mamalarla besleniyorlardı. 1978′de Afrika’daki pek çok hükümetle anlaşan Nestlé, kıtanın her yerinde bedava süt tozu dağıtmaya başladı. Aslında çalışan ya da emzirmek istemeyen “üst sınıf” annelerin işini kolaylaştırmak üzere üretilen süt tozu bir salgın gibi yayıldı Afrika’da. 23 Mayıs 1978′de sağlık profesyonelleri süt tozuyla beslenen bebeklerde ölüm oranlarının yükseldiğini bildirmeye başladılar. Üstelik bebek mamalarının pazarda yaygınlaştığı 1960 ve 1970′li yıllarda emzirme oranı Meksika’da yüzde 100’den yüzde 40′a, Şili’de yüzde 90′dan 5′e, Singapur’da yüzde 80′den yüzde 5’e gerilemişti. Nestlé pazarlama stratejisini birkaç haftalık mamayı ücretsiz vermek üzerine kurmuştu. Bu şekilde bebek ve anne süt tozu temelli mamaya alıştırılıyor, sonra da satın almaları sağlanıyordu.

Boykot nasıl yayıldı

Fakat meselenin öncesi de vardı… Nestlé’nin agresif mama pazarlama stratejisi 1973 yılında New Internationalist adlı bir derginin “The Baby Killer” (Bebek Katili) başlıklı bir broşür yayınlamasıyla ilk kez radikal bir biçimde eleştirilmişti. Nestlé dergiyi mahkemeye verdi ve hatta davayı kazandı da. Çünkü ABD mahkemesi o dönemde, Nestlé’nin pazarlama stratejileri ile bebek ölümleri arasında doğrudan bir bağlantı kurmayı başaramadı. Dergi 300 İsviçre Frangı ceza ödemek zorunda kalsa da, mahkeme Nestlé’yi de “bilinirlik yöntemlerini gözden geçirme”kle görevlendirdi. O dönemde bu bile bir tür “ahlaki kazanım” olarak görüldü.

1978′de ABD’de anne sütünün yerine geçtiği söylenen mamalara karşı bir kamu davası açılarak bu konuda bir “Pazarlama Şartı” uygulanması talep edildi. Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF konuyu ciddiye alıp uluslararası toplantılar düzenlediler.

1981′de World Health Assembly (WHA-Dünya Sağlık Birliği) anne sütü desteği olarak kullanılacak mamaların içeriğinde olması gerekenler hakkında bir kod daha yayınladı. Ayrıca bu mamaların reklamlarının yapılmasını ve sağlık görevlilerinin bu türden mamaları ailelere tavsiye etmesini de sınırlıyor, hatta yasaklıyordu kodu.

1984′te boykotu koordine eden örgütler Nestlé’yle bir araya geldiler. Nestlé ilgili kurallara uyma sözü verdi. Ancak 1988′de boykot bu defa da Nestlé’nin gelişmemiş ülkelerde besin değeri düşük mamalar satması nedeniyle tekrar başlatıldı. 1999′da Nestlé bu defa İngiltere’de Advertising Standards Authority (ASA-Reklam Standartları İdaresi) tarafından bir kez daha cezalandırıldı. Çünkü Nestlé’nin boykot karşıtı kampanyası etik-dışı ve sorumsuzluk örneği olarak görülmüştü. 2000 yılında Avrupa Parlamentosu IBFAN, UNICEF ve Nestlé’yi davet ederek karşılıklı iddialarını konuşabilecekleri bir açık toplantı düzenledi. IBFAN’ın Pakistan temsilcileri ve UNICEF Nestlé’nin WHA kurallarına uymadığını bu toplantıda belgelerle kanıtladılar. Hatta Nestlé’den bu ülkedeki işlemlerini kontrol etmek üzere bir müfettiş gönderilmesini talep etmişler, müfettiş gönderilmiş, ancak kural ihlalleri devam etmişti.

Bugün durum ne?

Nestlé boykotu halen International Nestlé Boycott Committee (Uluslararası Nestlé Boykotu Komitesi) tarafından devam ettiriliyor. Komitede başta Baby Milk Action ve IBFAN olmak üzere 100 ülkeden 200 grup bulunuyor. Pek çok Avrupa üniversitesi, araştırma kurumu da söz konusu gruplar arasında yer alıyor. Yalnızca İngiltere’den 73 öğrenci birliği, 102 şirket, 30 dini kurum, 20 sağlık örgütü, 33 tüketici örgütü, 18 yerel yönetim, 12 sendika ve 31 parlamenter Nestlé boykotunu desteklediklerini açıkladılar.

Nestlé ise sürekli olarak pazarlama stratejilerinde bir sorun olmadığını savundu. Ancak Mayıs 2011′de başta Filipinler olmak üzere Asya-Pasifik ülkelerinde Nestlé karşıtı bir kampanya daha başladı. Bu bölgede de yaklaşık olarak 19 büyük sivil toplum kuruluşu Nestlé’nin üretim ve pazarlama stratejilerinin bebek sağlığını tehlikeye attığı düşüncesinde olduklarını açıkladılar.

Bunca boykotun ardından büyüme hızı kesilmeyen ve pazarlama stratejilerinden de ödün vermeyen Nestlé, 2008 yılındaki reklam kampanyasında şu kadarlık bir geri adım attı: “Anne sütü bebeğinizi beslemenin en iyi yoludur. Fakat sütünüz yetersizse ya da emzirmeyi tercih etmiyorsanız Dünya Sağlık Örgütü’nün anne sütüne alternatif olarak gördüğü tek ürünü kullanabilirsiniz. Nestlé, gittiği her ülkede, o ülkenin Dünya Sağlık Örgütü kuralları uygulamalarına uyar.”

7 ölümcül günah

Nestlé’yi en zor durumda bırakan boykot kampanyalarından biri Filipinler’de gerçekleşti. Çünkü boykot, Nestlé’nin bu ülkedeki faaliyetlerinde haksız rekabet ettiğine ilişkin bir mahkeme sürecini de tetikledi. Filipinler kampanyasının broşüründe Nestlé’nin hangi“7 ölümcül günah”tan dolayı boykot edilmesi gerektiği şu şekilde özetleniyordu:

1. Bebe sütü ve mamalarını, anne sütünü gözden düşürmek pahasına agresif kampanyalarla satıyor ve bu konudaki uluslararası standartları sürekli ihlal ediyor.
2. Nestlé, Zimbabwe’deki fabrikasında kullandığı sütün yüzde 10-15′ini, diktatör Mugabe’nin el koyduğu çiftliklerden sağlıyor. Dolayısıyla bu kanlı diktatöre destek oluyor.
3. Filipinler’deki fabrikalarda mahkeme kararlarına rağmen sendikalaşan işçileri işten uzaklaştırıyor.
4. Özellikle çikolata üretiminde çocuk işçiliğin ve köleliğin engellenmesine dönük çabalara destek olmadığı gibi, kendisine kakao sağlayan üreticilere bu konularda göz yumuyor.
5. Oluşturduğu tekel dolayısıyla, kahve ve süt üreticilerinden ürünlerini değerinin çok altında satın alarak iflasa sürüklüyor.
6. Doğal kaynakları, özellikle su kaynaklarını tüketiyor.
7. Filipinler’deki seks skandalının ve dağıtıcılara uygulanan baskıların üzerini örtüyor.

Nestlé ne demek?

Nestlé dünyanın en büyük gıda şirketi. 1867′de Henri Nestlé tarafından kuruldu. Kuruluş öyküsü ise Henri Nestlé’nin, erken doğum yaptıktan sonra bebeğini besleyemeyecek kadar hastalanan bir komşusuna yaptığı yardımla başladı. Nestlé, ihtiyaç duyduğu besini karşılayabilecek bir karışım hazırladı ve bebek yaşadı. O günden bu yana hız kesmeden büyüyen Nestlé, 2008′de 67 milyar Euroluk bir hacme ulaşmıştı. Fortune Global Dergisi’ne göre dünyanın en karlı şirketi.

Bu “hayat kurtaran” buluşla beraber ortaya çıktığını belirten firmanın ana sloganı “good food, good life”… 

Dünyalılar

Rastgele Haber

Bir Hayatı Değil, Bir Yanılsamayı Yaşadınız Siz

Kendimizi o kadar akıllı sanıyoruz ki, okumadan her şeyi biliyor, görmeden tahmin ediyor, işitmeden duyuyoruz. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir