Home / Arka Bahçemiz / NİETSZCHE/ Çözümün Odağındaki Üst İnsan

NİETSZCHE/ Çözümün Odağındaki Üst İnsan

Trajik insan “Yıldırımın gelişini haber veren şimşek” olmak durumundadır. Büyük öğle yıldırımın düştüğü andır. İnsanın özüne ait olan tüm içgüdülerin, tarih öncesindeki gibi efendi olduğu zamandır. İnsan, bu ana kadar yıldırımın düşeceği yüksekliğe erişmelidir. Şimşeğin duyulduğu her yerde yaratıcı insan kendi kendisini yaratmalıdır.

“Kuruduk hepimiz; üstümüze ateş yağsa, kül gibi tozacağız: -evet ateşi bile bıktırdık biz…
Gerçek ölemeyecek kadar yorgunuz biz, uyanığız daha, yaşayıp gidiyoruz mezarlarda…”
Üst insan vurgusu ile karşımıza çıkan Nietzsche felsefesi, aslında toplumsal bir hastalığın çözümüdür. Hastalık, basitçe sürü ahlakındaki yaşama karşı insan ve sürü ahlakından kurtulmuş ama bu kez de pasif nihilizme saplanarak değerlerini kaybetmiş, yaşam dinamiğini kaçırmış insanın hastalığıdır. Nietzsche felsefesi hastalığa dair tespitleri ve çözüme dair rehberliği ile oldukça önemlidir. Nietzsche doğallığını kaybetmiş bir kültürle hesaplaşmaktadır.

Tarih sahnesinde insanın dünyadaki anlamsızlık, belirsizlik sorularına çileci rahipler cevap vermişler ve hedefin yönünü değiştirmişlerdir. İnsanın doğası elinden alınarak bir ahlak ve mutluluk idealinin öznesi haline getirilmiştir. Boynumuza asılı olan levhalarda acıyı hak etmeseydik başımıza gelmezdi sözleri yazılıdır. İnsan tanrıya karşı içgüdülerinden dolayı günahkârdır. Acıyı hak etmiştir ve mutlu olmaya hakkı yoktur. Belirlenimcilik her haliyle insanı özünden uzaklaştırır ve zayıf düşürür. Bu zayıflık hali, sürü olmayı pekiştirir. Dini çevrelerce öne sürülen bu yaşam en çokta güven ve huzur telakki etmektedir. Ancak sürü içinde yaşam insanın içgüdülerinden, güç isteminden yani yaşam köklerinden kopması anlamına gelir. “Tutkuların köküne saldırmak, yaşamın köküne saldırmaktır. Kilisenin pratiği yaşama düşmandır.” İstenci yok sayarak güce engel olmak bunu yapanı da yok eder. İnsan evcilleştirildikçe bir hiçe dönüşmüştür. Nietzsche’ye göre Grek ve Hristiyanlık ile şekillenen batı tarihinde sürü ahlakı yaygınlaşmış ve bu ahlakta, insana ait olan her şeye karşı olduğundan kendi kendini yok etmiş bir hiççiliğe dönüşmüştür. Asıl sorun buradan sonra başlar. İnsan tüm değerleri yitirir ve anlamsızlık hali insanı pasif nihilizme götürür. İnsanın tüm değerleri yadsıyarak ulaştığı bu pasif nihilizm hali tehlikeli, sahibini yok eden bir yapıya sahiptir. Hür insan, değerleri yeniden kurarak olumlama sürecine geçmelidir. Nietzsche’nin Tanrı’nın ölümü ile sembolize ettiği değerlerin yitimi durumu Tanrı’dan boşalan yere üst insanın geçmesi ile nihayetlenir. Üst insan, modern çağın pasif nihilizmindeki insan gibi yeni putlar dikmek yerine olumlu değerleri yeniden kurmaya çalışmalıdır.

“ Yok ediliş olumlanacaktır.”

Nietzsche’nin öğretisinde vaat edilen; bir dini ölümsüzlük, sonsuzluk değildir. Amaç, insanın kendi belirlediği yaşamını ölümsüz kılmaktır. Varoluş çemberi sonsuz döner. İçinde bulunduğumuz an defalarca yaşanmıştır. Seçtiğimiz yaşamı defalarca yaşayacağız ve bu seçtiğimiz yaşamı defalarca isteyebilecek şekilde yaşamamız gerekir. Vasatlaştırma eğilimi gösteren idealler, hayatı ve onun kaynağı olan güç istemini yadsıyarak “Varoluş çemberini” görmezlikten gelmişler veya hayatı işkence haline getirmişlerdir. Oysa “Hayata evet” diyerek tercih edilerek kazanılmış bir yaşam, yeniden istenecek bir yaşamdır. Böyle bir yaşamı istemek “Amorfati” kader sevgisidir. “İnsan ozan ve bilmece çözen ve rastlantı kurtaran olmasaydı, insan olmaya nasıl katlanırdım! Geçmişi kurtarmak ve her böyle idi’yi böyle istedim’e çevirmek, kurtarma diye buna derim ben!”
Seçim yapabilmek özgürleşmektir. Özgürlüğe ise yaratıcı insan sahip olacak. Yaratıcı insan değerler sistemine “Kutsal bir hayır” diyecektir. Bu hayır deyişle; hiççilik bilindiği boşluk, yokluk anlamlarından sıyrılıp değerleri yıkma ve yeni değerler koyma yoluna girecektir. Dionysosçu bir coşkuyla hayatı olumlamak bu yok oluş ve yeniden doğuşu istemektir. Gerçeği belirleyen insandır. Gerçek değişebilen yorumlar ve değerlendirmelerdir. “Hakikatin olmadığı, yalnızca oluşun egemen olduğu dünyada insan kendini yaratmak zorundadır. Dünya, insanla kendini yaratacaktır. Yoksa dünya bir enerji canavarıdır.” Değerlerin merkezi boşaldıktan sonra gücün merkezine insan oturacaktır. Ve bu merkezde değerleri bir sanatçı gibi oluşturacaktır. Ama buradaki sanat gerçeği hafifleten, acıyı avutan bir sanat değil, insanın gücüne ve farklı oluşunu kendi kendisine kanıtlayan bir sanat anlayışıdır. Sanat bireysel anlamda sanatçıyı “varoluş çemberinde” mutlu ederken ve sıradanlıktan kurtarırken, trajik insan için de değerlere hayır, yeni değerlere ise evet deyişinin destekçisi olacaktır. Trajik insan “Yıldırımın gelişini haber veren şimşek” olmak durumundadır. Büyük öğle yıldırımın düştüğü andır. İnsanın özüne ait olan tüm içgüdülerin, tarih öncesindeki gibi efendi olduğu zamandır. İnsan, bu ana kadar yıldırımın düşeceği yüksekliğe erişmelidir. Şimşeğin duyulduğu her yerde yaratıcı insan kendi kendisini yaratmalıdır.

Hediye Çınar Ekinci

Dünyalılar (www.dunyalilar.org)

Rastgele Haber

Nazi kampında bir çadır: Stuthofluların Çadırı

İnsanın insana yapabildikleri bazen zulmün ötesine geçer. Soğukkanlı bir katilin duygusal katılığının ve tepkisizliğinin çok …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir