Home / Arka Bahçemiz / “Niteliksiz Adam” – Robert Musil

“Niteliksiz Adam” – Robert Musil

“Bir yazarın meşhur olmadan yaşaması normaldir; yaşamını sürdürmeye yetecek kadar okurunun olmaması ise utanç vericidir.”Robert Musil

Tam adı Robert Edler Von Musil’dir. Avusturya – Macaristan İmparatorluğu toprakları içinde yer alan Klagenfurt’da 1880 yılında doğdu, 1942’de Cenevre’de öldü. Dönemin en önemli sanat kenti Viyana’da bulundu, imparatorluğun yıkılışına ve 2 dünya savaşına tanık oldu. Öğrenim hayatı, tıpkı Kafka’da olduğu gibi, babasının isteği doğrultusunda geçmiş, babasının istediği okullarda okumuş ve yine onun isteği üzerine Makine Mühendisi olmuştur.

Daha sonra Berlin Üniversitesi’nde felsefe, psikoloji, matematik ve fizik okuyarak psikoloji alanında doktora yaptı. Henüz 26 yaşındayken yayımladığı “Genç Törless” adlı romanı ile eleştirmenlerin dikkatini çekmiş ve kendini tamamen yazarlığa vermiştir.  Edebiyatta, özellikle biçimi ön plana çıkaran yazarları eleştirmiş “sanat sanat için değil, sanat hayat içindir” anlayışını savunmuştur. Tüm edebi yaşamı boyunca sosyal ve toplumsal sorunlarla uğraşmış, bunları eserlerine ustalıkla yerleştirmesini bilmiştir. 1930 yılında ilk cildi yayımlanan başyapıtı “Niteliksiz Adam” ile hayatı boyunca uğraşmasına rağmen, mükemmel ve ölümsüz bir eser ortaya çıkarabilme tutkusu ve yaşadığı fiziki koşullar nedeniyle romanı bir türlü bitirememiş ve bu mükemmellik arayışı  bazı bölümleri  defalarca yazmasına neden olmuştur. Bu eserinde, I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasının kültürel uyuşmazlığını, güvensizliklerini, kırgınlıklarını büyük bir ustalıkla yansıtır. Gerek eserlerinin derinliği, gerek sanata bakışı ve gerekse yapıtlarının sanatsal nitelikleriyle Robert Musil, 20.yüzyılın en büyük Alman romancılarından biri olmasının yanında, modern romanın da temel taşlarından biridir. Eleştirmenlerce genellikle Franz Kafka, James Joyce, Marcel Proust ve Virginia Woolf gibi modern romanın önemli isimleriyle birlikte anılır.

Romanını tamamlamak uğruna gelen iş tekliflerini geri çeviren Musil “Bir yazarın meşhur olmadan yaşaması normaldir; yaşamını sürdürmeye yetecek kadar okurunun olmaması ise utanç vericidir.” diye yakınmış ve 1942 Nisan ayında henüz 61 yaşındayken İsviçre’nin Cenevre kentinde neredeyse açlıktan ölmüştür.

Toplam 4 ciltten oluşan yaklaşık 953 sayfalık ilk 2 cildinin Türkçe’ye çevrildiği ve son cildi ölümünden sonra yayınlanan bu tamamlanmamış başyapıttan bazı bölümler derledim.

”… Niteliksiz Adam bir pencerenin arkasında durmuş, bahçenin havasıyla örülü incecik yeşil filtreden kahverengimsi caddeye bakıyor, on dakikadan beri saat tutarak bakış alanını içten içe kaynayan bir koşuşmayla dolduran otomobilleri, arabaları, tramvayları ve uzaktan yüzleri silik gözüken yayaları sayıyordu; bir gelip geçme hareketi içersindeki kitlelerin hızlarını, açılarını, canlı güçlerini ölçüyordu; bu kitleler dikkati yıldırım hızıyla kendilerine çekiyorlar, sımsıkı tutuyorlar, yeniden bırakıyorlardı; ölçüsü olmayan bir zaman parçası boyunca bu dikkati onlara karşı direnmeye, kendini onlardan koparmaya, birinden bir sonrakine sıçramaya, kendini ona doğru atmaya zorluyorlardı; kısacası, Niteliksiz Adam bir süre kafasında hesap yaptıktan sonra saati gülerek cebine koydu ve saçmalamış olduğunu saptadı. — Eğer insan dikkatin sıçramalarını ölçebilseydi, göz kaslarının çalışmasını, ruhun sarkaç hareketlerini ve insanın kendini bir caddenin akışı içinde ayakta tutabilmek için harcamak zorunda olduğu çabanın tümünü hesaplayabilseydi, o zaman büyük bir olasılıkla — Niteliksiz Adam, böyle düşünmüş ve oyun oynarcasına olanaksızı hesaplamaya çalışmıştı — ortaya, Atlas’ın dünyayı taşımak için gereksindiği gücü gölgede bırakan bir büyüklük birimi çıkardı ve insan günümüzde hiçbir şey yapmayan bir insanın bile ne büyük bir çalışma gerçekleştirdiğini ölçebilirdi …”

… Yıllar sürmüş bir ayrılığın ardından geri dönen bir insan imparatorluğun başkenti Viyana’da olduğunu gözü kapalı anlardı çünkü adı konması, tanımlanması olanaksız bir gürültü vardı. Şehirler de insanlar gibi yürüyüşlerinden tanınırlar. Viyana’ya geri dönen biri de gözlerini açtığında caddelerdeki hareketten yansıyan özgün havayı hemen yakalayabilirdi. […]Demek ki şehrin ismine özel bir değer vermeye gerek yok. Bütün büyük şehirler gibi bu şehir de düzensizlikten, değişimden, ilerlemeden, adım uyduramamaktan, her şeyin  çatışmasından, bunların arasındaki karmaşıilişkilerden, yollardan ve tıkanıklıklardan, büyük ritmik vuruştan, bütün ritmlerin birbiri karşısındaki sonsuz uyumsuzluklarından ve yer değiştirmelerinden oluşmaktaydı. Bir bütün olarak binaların, yasaların, yönetmeliklerin ve geleneklerin dayanıklı malzemesinden yapılmış bir tencerede fokur fokur kaynar gibiydi…”

İnsan açık kapılardan iyi geçmek isterse eğer, bu kapıların çerçevelerinin sağlam olmasına dikkat etmek zorundadır.

Eğer gerçeklik duygusu diye bir şey varsa -ki böyle bir duygunun varolma gerekçesinden kimse kuşku duymayacaktır-, o zaman olasılık duygusu diye adlandırılabilecek bir şeyin de varolması gerekir.

Güçlerin egemenliğindeki bir ortak yaşamda, insan fazla duraklamadığı ve düşünmediği takdirde, her yol iyi bir hedefe götürür. Hedefler kısa vadelidir; ama yaşamın kendisi de kısadır ve böyle bir tutum sayesinde insan yaşamda en yüksek erişme oranına ulaşır ve insanın mutlu olmak için bundan fazlasına da gereksinimi yoktur…

Tembellik denen o ilk günahtan ve onun izleyicileri olan korkaklık ve sahtelikten kurtulabilmek için, insanların kendilerine özgürlük denilen bilmeceyi din kurucularının sergilemiş oldukları türden örneklerle önceden gösterebilecekleri örneklere ihtiyaçları vardır….

Yaşam hiçbir zaman bir yerden taşları sökmeden bir başka yerde bir şeyler inşa etmez.

Filozoflar, önlerinde orduları bulunmayan, bu nedenle de dünyayı bir sistemin içine hapsederek onun üzerinde egemenlik kuran zorbalardır.

Kusurlara onları işleyenlerin gözüyle bakıldığında kimse kusurlu değildir; bu kusurlar onu işleyenler için en kötü olasılıkla yalnızca bir takım yanılgılardır…

Kitabın Türkçe çevirisi: Ahmet Cemal

Deniz KARTAL

www.dunyalilar.org

Rastgele Haber

The Others: Korkutanı Sevmek

Neden korku filmi izleriz? İzlediğimiz bir filmde gerilmeyi, kaygılanmayı niye tercih ederiz? Bu sorunun yanıtı …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir