Home / Genel / Obama-Erdoğan Görüşmesinin Satır Araları

Obama-Erdoğan Görüşmesinin Satır Araları

“Washington’un Türkiye’ye bakış açısı 10 yıldır çok olumluydu, ancak son bir ayda bunun tam tersi bir olgu yaşanmakta”… Bu sözler Amerikan siyaset çevrelerinin nabzını tutan ve bizzat Başkan Obama ile siyasi danışmanlık seviyesinde yakından çalışan isimlerden birine ait. İsim elbette bir devlet sırrı değil, ama önemli de değil; çünkü son bir aydan beri Amerikan Dışişleri, Basın Sözcülüğü ve Beyaz Saray yetkilileri zaten bu mesajı sürekli ve ısrarlı biçimde Ankara’ya göndermeye gayret ediyor.

Washington’un yanı sıra Ankara’da da Büyükelçi Ricciardone ne zaman basın karşısına çıksa veya hükümetten yetkililerle biraraya gelse, “ifade ve toplanma özgürlüğünün önemi” üzerinde duruyor.

Obama’nın danışmanı tarafından kayda geçirilen “değişen algı” hususu ile Washington’dan yapılan düzenli açıklamaların ortak vurgusu şöyle özetlenebilir:  Türkiye, muhalif de olsa, bütün görüşlere, ifade özgürlüğüne, toplantı ve gösteri yapma hakkına saygı göstermelidir. Polis bile yapmış olsa kötü muameleye müsamaha göstermemelidir. Uygar dünyada yerini almış bir Türkiye’den daha farklı davranması beklenemez.

Bütün bunlar “malumun ilanı” gibi gelebilir. Ancak satır aralarını okursak ve tıpkı Amerika’nın eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’nin işaret ettiği gibi “kamuoyuna yapılan açıklamaların dışında” cereyan edenlere bakarsak, Washington, Ankara’ya “dostane ama kararlı” bir şekilde şöyle diyor:

Türkiye insan hakları, ifade ve basın özgürlüğü alanlarında imza koyduğu uluslararası taahhütlere ve evrensel normlara bağlı kalmalıdır. Bu bağlılık sadece resmi açıklamalarla sınırlı kalmayıp, acilen uygulamalarla da kendini göstermelildir. Zaten NATO üyeliği, Avrupa Birliği süreci başka türlüsüne imkan veremez.

Diğer bir deyişle,  Washington ve esasen Avrupa Birliği’nin aynı içerikteki bir mesajı ısrarla vurguladığını söyleyebiliriz: Polisin aşırı güç kullanımı, barışçı amaçla eylem yapanlara bile yoğun şiddetle karşılık verilmesi, aşırı biber gazı kullanımı ve bunun yol açtığı ciddi endişeler vardır. Mevcut tablo, Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün varolmadığı, aşırı güç iddialarının dikkate alınmadığı görüntüsünü vermektedir. Endişe ve olumsuz izlenimlerin giderilmesi için bütün iddiaların süratle soruşturulmasını, sorumlulara gerekli yaptırımların uygulanmasını tavsiye ediyoruz.

Ankara’da yaşanan olaylara hemen her gece tanıklık eden Avrupalı ve Amerikalı diplomatlar en az 4 ölü ve neredeyse 8 bin yaralıya ulaşmış olan bir toplumsal olay  konusunda, güvenlik birimlerinin ve onların amirlerinin de hata yapmış olabileceği kuşkusunun yetkililerce gözardı edilmesi ihtimalini bile anlamakta zorlanıyor.

İngilizce’de “walk the walk, talk the talk” diye bir deyim vardır. Ana hatlarıyla söylersek, “ne diyorsan, ona uygun olarak hareket et” şeklinde çevirilecek bu deyim, aslında Washington’un şu andaki ruh halini yansıtıyor. Resmi açıklamalarında işkence ve aşırı güç kullanımı iddialarından rahatsız olduğunu ifade eden bir hükümetin, aynı gün içinde “polisimiz destan yazdı” tutumunu takınması, Batılı çevrelerde “içeriye başka, dışarıya başka mı konuşuluyor” endişesini hakim kılıyor.  Daha da önemlisi Türkiye’nin insan hakları gibi temel bir konuya ait hassasiyeti yaklaşmakta olan seçimler sebebiyle ötelemesi ihtimalini tartışmaya açıyor.

Bu noktada, Obama’nın bizzat Başbakan Erdoğan’ı araması, Türkiye’deki gelişmeler ve şiddet görüntülerinin artık doğrudan Oval Ofis’e bir dosya halinde geldiğini gösteriyor.

Üstelik Washington ve Ankara arasındaki “kamuoyuna verilecek mesajlar aynı olsun” çabasına rağmen bir kopukluk olduğunu da gösteriyor. Ankara, görüşme sonrası yaptığı açıklamada “Başbakan Erdoğan bu vesileyle Başkan Obama’ya Gezi Parkı ile ilgili olaylar hakkında bilgi vermiştir” demesine rağmen, Washington bununla yetinmedi ve açıklamasını gayet net bir ifadeye büründürdü.

Beyaz Saray’ın “görüşmede şiddetten uzak durulması ile basın özgürlüğü gibi konular ele alınmıştır” ifadesini kullanması, her ne kadar Suriye krizine değinilmiş olsa da, iki liderin başbaşa konuşmasını sağlayan Washington kaynaklı telefon görüşmesinin esas amacının “Gezi olayları ve sonrasını ele almak ve kaygıları iletmek” olduğu mesajını iletmektedir. Obama yönetiminin Erdoğan hükümeti ile yakın mesaide olmak ve müttefiklik bağları içinde çalışmaya devam etmek arzusu devam ediyor. Ancak Gezi eylemleri ile başlayan toplumsal gerilimin hükümet tarafından demokratik bir anlayışla düşürülmemesi ve mevcut tablonun sürdürülmesi halinde, Türkiye’nin hiç istenmeyen bir istikrarsızlık ortamına sürükleneceği kaygısı Washington’un şu anki bakışını özetliyor denebilir.

Yapılan açıklamaların ruhuna uygun hareket edilmesi beklentisinin sadece Washington ile sınırlı kalmadığı, bu konuda Brüksel ve Washington arasında bir senkronize olma hali bulunduğu gözlemleniyor. Kısa bir süre önce Ankara’da bulunan Avrupa Birliği üye ülkelerinin büyükelçileri aslında tarihlerinde ile defa kamuoyuna ortak bir açıklama yaparak, ifade ve toplanma özgürlüğüne saygı duyulması gereğinin altını çizdiler.

AB’nin tamamına işaret eden bu açıklama metni aslında satır aralarını okumayı bile gereksiz kılacak derecede açıktı ve dolaysız bir dille kaleme alınmıştı:

“AB Büyükelçileri, AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın daveti üzerine Türkiye’deki son protestolar konusunda bir brifinge katılmıştır. Toplantıya Bakan Bağış başkanlık yapmış, Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı da brifing vermiştir. Bu toplantı, AB ülkeleri temsilcilerinin toplu halde ilk kez hükümet ile görüş alışverişinde bulunmalarına vesile olmuştur. Yaşanan olaylar konusunda, özellikle de polisin barışçıl göstericilere yaklaşımı ve basın özgürlüğü konularında endişelerimizi dile getirdik. Ayrıca hükümetin ve yargının hem göstericilerin, hem de güvenlik kuvvetlerinin eylemleri konusunda hesap verilebilirlik ve bunların izlenmesinde (soruşturulmasında) şeffaflığın önemine dikkat çektik. Aralarında toplanma ve ifade özgürlüklerinin de olduğu temel özgürlüklere saygı ihtiyacını vurguladık.”

Haldun Armağan-Posta212

www.dunyalilar.org

Rastgele Haber

Türkiye’de kadın olmak

9 Mayıs Dünya İstatistik Günü. İstatistikler kadınlar için ne gösteriyor dersiniz? Sadece rakamları paylaşalım yorum …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir