Home / Eğitim / Okullar yaratıcılığı öldürüyor mu?

Okullar yaratıcılığı öldürüyor mu?

Okullar Yaratıcılığı Öldürüyor mu?

eğitim_çocuklar” Şu anda bizim eğitim sistemimiz akademik yetenekler göz önünde bulundurularak dizayn edilmiştir. Ve bunun böyle gerçekleşmesinin bir sebebi vardı… Endüstrileşmenin ihtiyacını karşılamak. Eğitim sistemimiz, bizlerin dünyayı belli bir yer altı zenginliği için kazdığımız gibi aklımızı kazmakta. Ve gelecek için bu şekliyle aklımız yeterli hizmeti veremeyecek. Çocuklarımızı eğitirken ki ana prensiplerimizi yeniden düşünmeliyiz. Jonas Salk’tan mükemmel bir alıntı yapacağım

“Eğer bütün böcekler dünyadan yok olacak olsaydı, 50 yıl içerisinde dünyada hayat sona ererdi. Eğer insanoğlu dünyadan yok olsaydı, 50 yıl içerisinde bütün yaşam kendini yeniler ve gelişirdi.” Ve o haklı.”

Sir Ken Robinson

İngiliz eğitim bilimci Sir Ken Robinson’un Ted’de yaptığı “Okullar Yaratıcılığı Öldürüyor” konu başlıklı konuşması dünya üzerinde büyük yankı uyandırmıştı. Mevcut eğitim sisteminin insanları özellikle de çocukların yetenek ve yaratıcılıklarını yok ettiğinden bahsettiği konuşması milyonlar tarafından izlendi. Konuşmasından bazı konu başlıklarını sizlerle paylaşmak istedim

Sir Ken Robinson

Eğitim Sisteminin amacı Endüstrileşmenin İhtiyacını Karşılamak

Şu anda bizim eğitim sistemimiz akademik yetenekler göz önünde bulundurularak dizayn edilmiştir. Ve bunun böyle gerçekleşmesinin bir sebebi vardı. Bütün sistem 19. yüzyıldan önce, dünya çapında ortalıkta herhangi bir eğitim sistemi yokken ilk defa ortaya çıktı. Ve dahası hepsi endüstrileşmenin ihtiyacını karşılamak üzere oluşturuldu. Bu yüzden hiyerarşinin temelinde iki fikir var.

Birincisi, en tepede iş sahası için en faydalı konular yer alacak Hatta bu yüzden büyük ihtimalle siz de okuldayken hoşlandığınız şeylerden, eğer böyle devam ederseniz bir işe sahip olamayacağınız söylenerek uzaklaştırıldınız. Öyle değil mi? Müzikle uğraşma, müzisyen olmayacaksın; resim yapma, ressam olmayacaksın. İyi tavsiye; fakat şimdi görüyoruz ki büyük bir yanılgı. Bütün dünya köklü bir değişim girdabına girdi.

Ve ikincisi, zeka algımızı domine eden akademik yetenek, çünkü sistemi üniversiteler dizayn etti. Eğer bütün dünyadaki eğitim sistemlerini düşünürseniz, halk eğitimi öğrencileri üniversiteye hazırlayan bir süreçtten öte bir anlam taşımamaktadır. Ve sonuç olarak bir çok yetenekli, zeki, yaratıcı insan aslında hiç de öyle olmadıklarını düşünüyor, çünkü okulda iyi oldukları şeylere değer verilmiyor, ya da daha fenası küçümseniyor. Ve bence bu şekilde devam ederek durumu kurtaramayız.

Bu noktada Sabancı Üniversite’si eski rektörü Tosun Terzioğlu’nun 2.Uluslararası Matematik Eğitim Konferansı’nda yaptığı konuşmasından bir paragraf paylaşmak istiyorum

“Avrupa hızlı sanayileşme ve yeni düşmanlıklar yaratan ulus-devletler inşa dönemine girdi. Sanayinin, düşük ücret karşılığı uzun saatler boyunca aynı basit hareketi tekrarlamaya hazır işçilere ihtiyacı vardı. Devlet ise, hükümet ihtiyaç duyduğundan tereddüt etmeksizin silah başına koşacak sadık ve itaatkar vatandaşlar istiyordu. Uzmanlara (mühendisler,doktorlar vs) ciddi gereksinim vardı, fakat devletin icat ettiği düşmandan otomatik olarak nefret etmeyecek, özgür düşünceli entelektüellere neredeyse hiç hayat hakkı yoktu.”

UNESCO’ya göre gelecek 30 yılda dünya çapında tarihin başlangıcından bu yana olduğundan daha fazla insan mezun olmuş olacak

Daha fazla insan, bu konuştuğumuz bütün bu şeylerin bileşimi, teknoloji ve onun dönüşümü iş, demografi ve nüfustaki dev patlama. Birden, lisans derecelerinin pek kıymeti kalmadı. Doğru değil mi? Ben öğrenciyken eğer lisans dereceniz varsa bir işiniz olurdu diyor Sir Ken Robinson. Eğer işiniz olmadıysa bu istemediğiniz içindi. Ve doğruyu söylemek gerekirse ben istemiyordum. Ama şimdi lisans derecesine sahip çocuklar eve video oyunu oynamaya geri dönüyorlar, çünkü bir önceki işinizde lisans derecesine ihtiyacınız varken şimdi mastera ihtiyacınız var ve şimdi bir başkası için de doktoraya ihtiyacınız var. Bu bir akademik enflasyon süreci. Ve bu demek oluyor ki bütün sistem ayaklarımızın altından kayıp gitmekte. Zeka algımızı köklü bir şekilde yeniden düşünmeye ihtiyacımız var.

Çocuklar Olağanüstü kapasitelere sahip

Çocukların sahip olduğu olağanüstü kapasite konusunda hepimiz hemfikiriz. Bana sorarsanız şu an yaratıcılık en az okur-yazarlık kadar eğitimde önemli ve bizler aynı statüdeymişcesine muamele etmeliyiz. Bütün bunların ortak noktası şu ki; çocuklar şanslarını denemekten korkmayacaklar. Bilmeseler de, devam edecekler. Haklı değil miyim? Yanlış yapmaktan korkmuyorlar. Şimdi, yanlış yapmak yaratıcı olmakla aynı şeydir demek istemiyorum. Bildiğimiz şu ki, eğer yanlış yapmaya hazırlıklı değilseniz, hiç bir zaman orijinal birşey bulamazsınız. Ve zamanla yetişkin olduklarında, çoğu çocuk bu kapasitesini yitiriyor. Yanlış yapmaktan korkar hale geliyorlar. Ve firmalarımızı da bu şekilde yönetiyoruz, yeri gelmişken. Hataları damgalıyoruz. Ve mevcut ulusal eğitim sistemlerimizde de bir çocuğun yapabileceği en kötü şey “hatalar”dır. Ve sonuç şu ki insanları yaratıcı kapasitelerinin dışına yönelik eğitiyoruz.

Picasso bir keresinde, Bütün çocukların sanatçı olarak doğduklarını söylemiş. Problem büyüdüğümüzde de sanatçı olarak kalabilmekte. Şuna yürekten inanıyorum: bizler yaratıcılık özelliğimize yönelik değil, aksi yönde büyüyoruz. Ya da daha doğrusu, ondan uzaklaştırılacak şekilde eğitiliyoruz. Peki, niye bu şekilde oluyor?

En tepede matematik ve diller, sonra insani bilimler, ve en altta sanat var

Dünyada her yerde. Ve yine her sistemde, sanat dahilinde de bir hiyerarşi var. Resim ve müziğe normal olarak daha fazla ağırlık veriliyor okullarda drama ve dansa kıyasla. Ve gezegenimizde çocuklara hergün matematik öğrettiğimiz şekliyle dans öğretilen bir eğitim sistemi yok. Neden? Neden olmasın? Bence bu soru daha önemli. Matematiğin çok önemli olduğunu düşünüyorum, ama dans da öyle. Eğer izin verilirse çocuklar her zaman dans ederler, hepimiz ederiz. Hepimizin vücudu var, değil mi? Gerçekten, olan şu ki, çocuklar büyüdükçe, onları belden yukarı doğru artan bir şekilde eğitmeye başlıyoruz. Ve daha sonra kafalarına odaklanıyoruz. Ve hafifçe bir tarafa doğru. (Meraklısına beynin sol lobunun işlevi hakkında araştırma yapması tavsiye edilir.)

Profesörlük sadece bir yaşam şeklidir, tıpkı dansçı olmak gibi

Öyle değil mi? En tepedeki insanlar onlardır. Ben de onlardan biriyim, ne var yani? Ve ben şahsen profesörleri severim, ama onları bütün insanlığın varabildiği en üst başarı noktası olarak görmemeliyiz. O da sadece bir yaşam şekli. Fakat tabii daha nadir bulunan bir yaşam şekli ve bunu onlara değer verdiğim için söylüyorum. Profesörler hakkında acayip bir durum var, tecrübeme dayanarak söylüyorum hepsi değil ama, genellikle; bir çoğu kafalarının içinde yaşıyorlar. Hatta kelimenin tam anlamıyla bedenlerinden soyutlanmışlardır neredeyse. Öyle ki, “beden” onlara tek bir şey ifade eder o da kafalarını taşımak için yegane araç olmasıdır. Kafalarını toplantılara bu şekilde götürürler. İnsanın beden dışı deneyim (Otoskopi) yoluyla kendini yukarıdan görebilmesine bir kanıt istiyorsanız profesörlerin konuştuğu konaklamalı bir konferansa katılın ve son gece eğlencesi olan diskoya gidin onlarla beraber. Orada göreceksiniz ki, yaşını başını almış kadınlar ve erkekler kontrolsüz bir şekilde, ritm ile uyumsuz bir halde kıvırıyorlar, bekliyorlar ki bitsin, böylelikle eve gidip bu gece hakkında bir makale yazabilsinler.

Kesinlikle Sir Ken Robinson’a kulak vermeliyiz. Çocukların hata yapmaktan korkmadığı, yeteneklerine göre meslek sahibi oldukları bir eğitim sistemi için hepimizin bilinçlenmesi gerekiyor.Türkiye’de Sir Robinson’a kulak veren birileri var BBOM(Başka bir okul mümkün) Derneği Bakın kendilerini nasıl tanıtıyorlar

“Biz’in hikâyesine en başından başlamak, bizi tanımlamak için elzem. Çünkü bugün “biz” dediğimizde, ebeveynlerden öğretmenlere, çocuklardan aktivistlere, eğitim bilimcilerden çeşitli uzmanlara kadar, Türkiye’deki eğitim meselesiyle derdi olan, konuşup kararmaktan usanmış, geniş bir topluluktan bahsediyoruz. “Başka Bir Okul Mümkün” girişimi bir grup anne, baba ve eğitimcinin içlerini yakan eğitim sorunlarıyla yüzleşme, yakınma, iç dökme sürecinin bir ürünü olarak gelişti.”

Çocukların eğitim sistemine göre değil, eğitim sisteminin çocukların yeteneklerine göre şekillenmesi dileği ile.

Sinan Savaş (thessavas@hotmail.com)

Kaynakça:

Hello

Dünyaya çoklu bakmak Tosun Terzioğlu Sabancı Vakfı

www.ted.com/talks/ken_robinson_says_schools_kill_creativity.html

http://www.baskabirokulmumkun.net/

 

Rastgele Haber

Okulsuz Eğitim Veren Bir Öğretmen Annenin Notları

Okulsuz eğitim dendiği vakit herkes bu konuya ilgi ve sempati ile yaklaşıyor ama öte yandan …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir