Home / Güncel / Özel okullar sorunu

Özel okullar sorunu

1960’lı yıllarda eğitim ve öğretimde bugünkü gibi özel okullar yoktu. Sadece Amerikan, Fransız, Alman, İtalyan devletlerinin aynı adları taşıyan lise dengi okulları ve kolejleri vardı.

 

Bu okullara zengin çocukları giderdi. Fakir çocuklarının buralarda okuma şansı hiç yoktu. Özel okulların dışında genelde eğitim paralı değildi ve daha da önemlisi devlet okullarının herkes için geçerli olan bir standardı vardı. Giriş sınavları da şimdiki gibi değildi, okul ve fakülte seçimi için seçenekler vardı. O dönemde eğitim bir erdem olarak algılanıyordu. Okula girmek ve bitirmek tüm öğrenciler arasında eşit koşullarda süren bir yarış gibiydi. Çalışkan ve zeki öğrenciler başarılı oluyor, tembel ve haylazlar başarısızlıkları nedeniyle okuldan atılıyordu.

1968 yılından itibaren paralı Özel Yüksek Okullar açılmaya başladı. İlk açılanlar gece kısmı olanlardı ki, bunlar geçim sıkıntısı nedeniyle çalışan öğrencilere verilen bir hizmet niteliğindeydi. Sonra gündüzlüleri ve her bölümü olan okullar ve üniversitelere benzer bölümleri açıldı. Bu özel okulların eğitim ve öğretim düzeyi düşük ve istikrarsızdı. Özel Yüksek Okullara karşı 1969 başlayan mücadele ile bu okullar “devletleştirildi” ve her biri üniversitelere bağlı devlet okulları haline geldi.

O zamanlar özel yüksek okullara karşı çıkmak ve devletleştirilmesini istemek devletin değil, halkın çıkarlarını savunmak anlamına geliyordu. Bu nedenle özel okulların devletleştirilmesi talebi, tüm ilericiler, devrimciler, demokratlar ile toplumun önemli bir kesimi tarafından desteklenmişti.

Giderek bu durum tersine döndü. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra ve özellikle Özal döneminden itibaren özel okullar yeniden açılmaya başladı. Yeni liberalizm rüzgârının etkisiyle kapitalist ilişkilerden herkesin pay kapma yarışına girdiği bu dönemde iş bitirici, rantçı ve köşe dönmeci yeni bir kapitalist kesim oluştu. Bu dönemin Monetarist ekonomi politikaları, birçok solcu aydın ve akademisyen tarafından da savunuldu. Becerilerini ticarette pay kapma yarışında gösteren eski solcular (yeni sağcılar) dershaneler açarak ve çocuklarını özel okullara göndererek eğitim alanındaki ticari rantın öncülüğünü yaptılar.

1990’lı yıllardan itibaren devlet ve hükümet politikalarının yarattığı sübvansiyonlar ve uzun vadeli krediler yoluyla özel eğitim alanında az yatırımla yüksek karlar elde edilmeye başlandı. Vakıflara üniversite kurma izni verilmesinin ardından çok sayıda vakıf üniversitesi ve okulları kuruldu. Holdingler kendi bünyelerinde kurdukları eğitim ve kültür vakıfları kanalıyla devletin desteğinde (bina ve arazi tahsisi, vergi muafiyeti ve teşvik kredileri) ilköğretim, lise, yüksekokul ve üniversitelere kadar özel eğitim ve öğretim kurumları açtılar.

Bu durumdan en fazla yararlananlar, vakıf kurmanın avantajlarını herkesten önce keşfeden ve bugün en çok vakfa sahip olan İslami cemaatler ile İslami sermaye oldu. ABD’nin yeni küresel stratejilerine göre kurulan ve Türkiye’de devlet tarafından güçlü bir şekilde desteklenen Gülen cemaatinin okulları, İmam Hatip okullarının geçmişte siyasal islamın gelişmesinde üstlendiği role benzer bir misyon üstlendi.

AKP iktidarı döneminde ise Türkiye özel okullar cenneti haline geldi. Özel üniversitelerin sayısı 71’i buldu. Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre dershanelerin sayısı 3 bin 640’ı, derslik sayısı da 55 bine ulaştı. Hükümet şimdi dershaneleri özel okullara dönüştürmeye ve devleti bu alandan çekerek liseleri de özelleştirmeye çalışıyor. Artık sadece üniversitelerde değil, liselerde de parası olanlar okuyabilecek.

Şaban İba -Özgür Gündem

Dünyalılar

Rastgele Haber

Flört şiddeti nedir?

Kadınlar için korkutucu bir deneyim! Korkmayın… Ama flört şiddetinin şiddete açılan kapılarından biri olduğunu da …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir