Home / Tarih / Sansürün kısa tarihçesi

Sansürün kısa tarihçesi

Sansür; günümüzde demokratikleşme zırhına bürünüp, halkı kandırma aracı olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor! Unutmayalım: “Sansür, her diktatörlüğün doğuştan kardeşidir.”sansürLatince kökenli “hüküm vermek” anlamına gelen “cencere” kelimesinden türemiş olan sansür, “çeşitli kavramların çeşitli yollarla kontrol altına alınması” olarak kabaca tanımlanabilir.

Sansür insanlık tarihinde çok eski zamanlarından beri şu ya da bu şekilde varlığını göstermiştir. Ama, insanların kişisel hak ve özgürlüklerinin bilincine vardığı, düşünce ve basın özgürlüğünün yaygın kabul gördüğü çağdaş toplumlarda sansür bir baskı aracı olarak nitelenmekte ve kapsamı giderek daralmaktadır.

Bilindiği gibi kültür, sanat ve düşüncenin gelişmesine, yaygınlaşmasına öncülük eden (kitap, dergi, gazete vb.) basındır. Diğer anlatımla basın toplumun kulağıdır, sözcüsüdür, aynasıdır. Devlet yetkisini elinde tutan güçler, düşünceyi ve basını baskıyla denetimde tutmaya çalışmışlardır. Fransa imparatoru I. Napolyon, “Eğer basının dizginlerini elimden kaçırırsam, iktidarda üç aydan fazla kalamam” söylemiyle basının önemini ve sansürün nedenini belirtmektedir.

Basına, düşünceye yönelik baskı ve sansürle ilgili onlarca yapıt, yüzlerce makale bulunmaktadır. Bu yazılı kaynak ve belgelerden yararlanarak bunlardan bazılarını hatırlatalım:

sansürleme

– M.Ö. 220. yıllarda Çin kralı Şih-Huang, halkın bilinçlenmesini engellemek amacıyla bilginlere baskı uyguluyor ve kitaplarını yasaklıyordu; var olan kitapları toplatarak meydanlarda yaktırıyordu. Yaktırılan kitaplar arasında Filozof Konfiçyüs’un kitapları da vardı.

– Asur kralı Asur Banipal döneminde bozulan yaşam koşulları karşısında halkın uyanış ve direnişinden korkan kral, kendine bağımlı yöneticilere gönderdiği mektupta : “Bu mektubu aldığın zaman askerlerini yanına al. Ezide tapınağında ve kişilerdeki tabletleri topla bana gönder” diye emir verir.

– M.Ö. 5. yüzyılda Spartalıla savaş peşindeyken, komşusu Atina ise, kültür ve sanat alanındaki gelişmelerini yaygınlaştırarak, eşit koşullar içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlardı. Atina’daki kültür ve sosyal gelişmelerden korkan Spartalılar, Atina kültürünün ve sanatının kendi ülkesine girmesini yasaklıyor, kültür ve sanatın gelişmesine öncülük eden düşünürlere acımasızca işkence ve ceza uyguluyorlardı.

– Roma İmparatoru Augustus, İmparatorun ve Kilise’nin düşüncesine aykırı gelen kitapları toplatarak meydanlarda yaktırdı.

–  Piskopos Theophilius’un öncülüğünde (M.S.391) İskenderiye’deki “Aeropeum” kütüphanesinde bulunan 900.000 kitap içinde felsefe, fizik, matematik gibi bilimsel içerikli olan kitaplar yaktırıldı.

– Moğollar’ın barbar ve yağmacı ordusu, 1729 yılında Bağdat’a girdiğinde Bağdat’ta bulunan 20 kütüphane tahrip edildi. Tüm kitaplar yırtıldı, Dicle Nehri’ne atıldı.

– 19. yüzyılda Çarlık Rusya Kralı I. Nikola“Benim eğitimli insanlara ihtiyacım yoktur. Bana sadık  insanlar gereklidir.” diyor, mevcut kitapları toplatarak meydanlarda yaktırıyordu.

– Osmanlılar’da sansür alanındaki ilk resmi uygulama 1864’te çıkarılan Matbuat Nizamnamesi (Basın Tüzüğü) ile başlamıştır. Bu tüzükle gazete ve dergi çıkarmak izne bağlanıp, hükümete gerekli gördüğü durumlarda yayın organlarını kapatma yetkisi tanınmıştır..

– II. Abdülhamit yönetimi sansürün en katı biçimiyle uygulandığı bir dönemdir. 1881’de kurulan Encümeni Teftiş ve Muayene’ye gazete, dergi ve kitapları yayımlanmadan önce denetleme yetkisi verilmiştir. Bu dönemde birçok gazete ve dergi kapatılıp, basılan her şey siyasal düzene uygunluk açısından denetlenmiştir.

– II. Meşrutiyet (1908) ile birlikte basına uygulanan sansür kaldırıldı. Bu nedenle II. Meşrutiyet’in ilan edildiği 23 Temmuz, Cumhuriyet döneminde basın bayramı olarak kutlanmaya başlanmıştır ancak mütakere  döneminde (1918-22) ise İstanbul’daki ve Anadolu’daki işgalci güçler basına tekrar sıkı bir sansür uygulamaya başlamışlardır.

– II. Dünya Savaşı sırasında da basına sansür ve denetim uygulandı.

1961 Anayasası basına sansür konulmayacağını güvence altına almıştı. Ama sıkıyönetim dönemlerindeki uygulamalar gizli sansür olarak değerlendirilebilir.

1982 Anayasası‘nda da basının sansür edilemeyeceği hükmünün olmasına karşın, buna bazı istisnalar getirilmiştir. Anayasanın, kamu düzeninin bozulmasına neden olabileceği düşünülen yayınların dağıtımının yetkili merciler tarafından engellenebileceği hükmü ile radyo, televizyon ve sinema gibi kitle iletişim araçlarıyla yapılan yayınların izne bağlanabileceği hükmü, sansür uygulamalarına yol açan önlemlerdir.

– 1986’da çıkarılan Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu ile oluşturulan Denetleme Kurulu’na ve vali, kaymakam gibi yöneticilere bu tür yapıtların denetlenmesinde geniş yetkiler verilmiştir.

Günümüze gelince attığımız her adım izlenmekte, okuyacağımız, izleyeceğimiz herşeye kontrol mekanizmaları tarafından müdahale edilmekte.

Ele geçirilip, istenilen manşetin attırıldığı medya organlarında, yapılacak haberin içeriği değiştirilip, istatistiklerin bile maniple edilmesi dert değil.

Ve sansür; günümüzde demokratikleşme zırhına bürünüp, halkı kandırma aracı olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor! Unutmayalım: “Sansür, her diktatörlüğün doğuştan kardeşidir.”

Derleyen: Sibel Çağlar

Yararlanılan Kaynaklar:

*Vikipedia

*http://blog.milliyet.com.tr/gunumuzde-sansur-ve-sansurun-tarihcesi/Blog/?BlogNo=447844

*http://www.pirvakfi.8m.com/sansur.html

Dünyalılar

Rastgele Haber

Bir kenti hayata döndüren müzik

Bir kenti hayata döndüren müzik: Leningrad Senfonisi II. Dünya Savaşı’nın en ağır kuşatmalarından Leningrad Kuşatması, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir