Home / Güncel / Seçim Bilimi Yeni Bir Dönemi İşaret Ediyor

Seçim Bilimi Yeni Bir Dönemi İşaret Ediyor

Seçim Bilimi Yeni Bir Dönemi İşaret Ediyor: Demokratlar-Muhafazakarlar

demokrat_muhafazakar

Dün yapılan yerel seçim sonuçlarına yönelik algılarımızın, beklentilerimizin bu kadar farklı olmasının sebebi nedir diye bir düşünelim. Tarihte hiç bir seçimde taraflar arasındaki beklentinin bu kadar uçurum taşıdığını görmemiştik. Ancak seçim bilimi diye bir alan var; fisepoloji (psephology)… Oy verme eğilimlerini, bunların tarihsel gelişimini bilimsel olarak, istatistiksel analizlere dayandırarak inceleyen bir alan fisepoloji. E madem böyle bir alan var acaba biraz istatistik, biraz bilimsel yaklaşım bu algı farklılığını açıklayabilir mi diye beraber bakalım:

Birincisi günümüzde içinde bulunduğumuz duruma, ikincisi de geçmişten bugüne dek yaşadıklarımıza dair iki istatistiksel veri kullanacağım.

Hiç kimse haberi bile olmadığı olaylardan etkilenip oyunu değiştirmez!

Son bir yıldır yaşadığımız olayların hepsi oldukça büyük, önemli gelişmelerdi. Yalnız anlaşılan bu olayların önemi ile seçim sonuçları arasındaki korelasyonu oldukça abartmışız.

Geçen yılki Gezi Olayları’ndan başlayıp bu yılki yolsuzluk iddiaları ve bu iddiaları destekleyen tapeler konularını tek başlarına incelersek hata etmiş oluruz. Çünkü bu olayların ve iddiaların varlığı kadar önemli olan bir diğer konu, bu olayların halka ne kadar eriştiği, kimin ne kadar ve hangi nesnellikte haberinin olduğudur… Hiç kimse görmediği, duymadığı veya tek yönlü olarak haberdar olduğu bir konuda doğru bir yargıya varamaz sonuçta.

Eğitim seviyesi ‘lise altı’ olan kesim, iktidar partisinin oylarının ortalama yüzde 75’ini temsil ediyor. Bu 32.5 milyon seçmen arasından sadece yüzde 28’inin yani 9.3 milyonunun internet erişimi var. Bunlardan da kaç tanesi düzenli olarak Twitter gibi sosyal medya mecralarını kullanıyor meçhul.

Diyebiliriz ki iktidar partisi seçmeninin çok büyük bir bölümü zaten düzenli internet kullanıcısı değil, düzenli sosyal medya kullanıcısı hiç değil.

Dolayısıyla, öncelikle internet mecralarına uygulanan yasaklar bu kitlenin çok büyük bir bölümünü zaten ilgilendirmiyor. Doğal olarak yine bu mecralarda yayınlanan her ne varsa, aslında zaten iktidar partisi seçmeninin dörtte üçünü oluşturan ‘lise altı’ eğitim seviyesindeki kitleye ulaşmıyor. Ulaştığı durumda da kaç kişinin betonlaşmış inancını kırmaya yetiyor tartışılır.

Bu yüzden bu konuları internet yasaklarıyla beraber ele alalım ve istatistikleri kısaca inceleyelim:

Seçimlerde 52 milyon seçmen vardı. TUİK verilerine göre 52 milyon seçmenin 32.5 milyonunun eğitim derecesi lise mezuniyetinin altında yani ya okuma yazma bilmiyor ya ilkokul mezunu ya da ortaokul ve dengi bir okul mezunu… Daha fazlası değil.
“Neden bu eğitim düzeyindeki insanları inceledin?” derseniz cevabını Konda Araştırma’nın geçmişte yayınladığı bir grafikte görebiliriz. fft16_mf2080627

O yüzden, eğer “Bu kadar şey oldu, bu kadar şey yaşandı… Hâlâ bu insanlar nasıl oluyor da oluyor?“ diyorsan arkadaşım, söyleyebileceğim tek şey: Görmeyen belki de sen olabilir misin?

Geçmişe bakarsak geleceğimizi net görürüz. Günümüzdeki seçmen profilini biraz incelediğimizde karşımıza çıkan tablo böyle tamam da geçmişimiz çok mu farklı dersen hemen bakalım.

1983’ten bu zamana kadar yapılan seçimlerin tamamına bakarsak görürüz ki Türkiye zaten açık ara muhafazakar bir ülke ve her koşulda, her şartta böyle.

Yaklaşık 30 yıldır, sağ eğilimli partilerin aldığı oy ortalaması yüzde 68, sol eğilimli partilerin aldığı oy ortalaması yüzde 27.5 ve sapma oranı yüzde 4 civarındadır. Yani kimin ne kadar uzayıp kısalacağının bu kadar net ve zamanın süzgecinden geçmiş olduğu bir ortamda hâlâ şaşırıyorsan arkadaşım, söyleyebileceğim tek şey yine aynı: Görmeyen belki de sen olabilir misin?

İşin özeti; yeni bir dönem başlıyor

Hemen ufak bir not olarak geçelim: Seçim sonuçları gösteriyor ki en güvenilir anket şirketleri bile yüzde 2 – yüzde 3 civarındaki hata paylarını, iktidar partisinin oyu söz konusu olduğunda artı yönde, muhalefet içinse eksi yönde kullanmış. Ve artık net bir şekilde görülüyor ki Türkiye’de seçmenin, özellikle de iktidar partisi seçmeninin en büyük ve belki de tek kaygısı evininin, ailesinin geçimi. Henüz hiç bir toplumsal olayın ve getirdiklerinin hane halkına net bir ekonomik geridönüşü olmadı… Dolayısıyla da oya yansımadı arkadaşım.

Herşeyden önemlisi artık belki de yeni bir tanımlamayla kutuplaşmış durumdayız. Bu seçimle beraber sağ-sol devri tamamen kapanıp özgürlüklerin kısıtlanmaması konseptinin etrafında kümelenmiş ‘demokratlara’ karşı muhafazakarlar devri başlayabilir.

Demokratlar-Muhafazakarlar derken insan düşünmeden edemiyor.

Yoksa kendimizi bunca zamandır konuşulan Amerikan sisteminin içinde mi buluyoruz yavaş yavaş?

 CAN GÜRSES – @canitti

Dünyalılar

Rastgele Haber

Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler… – Fikret Başkaya

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir