Home / Güncel / Sorular ve Yanıtlarla Türkiye Gündemi

Sorular ve Yanıtlarla Türkiye Gündemi


 

YOLSUZLUK İDDİALARI NE ZAMAN ORTAYA ÇIKTI?

Bu sorunun en net yanıtı 17 Aralık 2013’te başlayan ve günümüze kadar uzanan dinleme kayıtlarının paylaşımı ile başlamış görünse de bu kasetler sadece malumun ispatı niteliğindedir. AKP’li bakanların, başbakanın ve ailelerinin 2007’den itibaren yüksek bir hıza kavuşan servet artışlarının makul bir açıklaması yapılamıyordu.

BİLAL ERDOĞAN İLE YOLSUZLUK İDDİALARININ BAĞLANTISI NEDİR?

Bilal Erdoğan’ın ve genel anlamda Erdoğan ailesinin yönetiminde bulunan TÜRGEV bir hayır kurumu gibi tanıtılsa da eğitim verdiği öğrencilerde yüksek meblağlı paralar aldıkları biliniyor. Buna rağmen öğrencilerin bedava okutulduğuna dair bir izlenim yaratmaya gayret etmişlerdiyse de aksini ispatlayan belgeler ortaya çıkınca TÜRGEV’in genel anlamda zengin muhafazakâr ailelerin çocuklarına ücretli eğitim verdiği anlaşıldı.

Buna rağmen TÜRGEV’in bir vakıf olduğu iddia ediliyor ve vakfa yapılan akıl almaz boyutlarda ”bağışlar” vakıf yapısı üzerinden rasyonalize edilmeye çalışılıyordu. Ortaya çıkan kayıtlar gösteriyor ki, TÜRGEV’e yapılan astronomik bağışlar, örnek vermek gerekirse Ali Ağaoğlu’nun Bağdat Caddesi üzerindeki 100 milyon dolarlık arsayı vakfa bağışlaması gibi örnekler aslında daha derinde dönen bir yolsuzluğun parçası olarak ortaya döküldü.

Bu dinleme kayıtlarına göre, Ali Ağaoğlu gibi sayısız iş adamı TÜRGEV’e onlarca, yüzlerce milyon dolarlık bağış yaparken karşılığında farklı projelerinde ve ihalelerinde destek alıyorlar ve milyarlarca dolar kazanç elde ediyorlardı. İddialara bakılırsa TÜRGEV bir vakıftan ziyade Erdoğan ailesinin kara para aklama merkezi haline gelmiş görünüyor.
İddia edildiği kadarıyla Erdoğan ailesinin ve bazı bakanların Türkiye’de yapılan büyük ihalelerin hemen hepsinden pay aldıkları son ucuna varıyoruz. Servetlerini de bu şekilde yapıyorlar.

KAYITLAR YASAL MI?

Görünen o ki dinlemeler hâkim kararı ile verilmiş yasal dinlemelerdir. Zaten dananın kuyruğu da bu yüzden kopuyor. Şöyle ki…

AKP kayıtların yasal olmasının önüne geçmek için emniyet ve MİT’in tüm geçmiş kayıtlarını sildirmek ya da yasal da olsa belli tarihler arasında yapılan tüm dinlemelerin yasadışı sayılması yönünde harekete geçse de bunu başaramıyorlar. Zira bu sadece kendi paçalarını kurtarmaya çalışmakla kalacak bir hareket gibi görünse de hem emniyetin hem de MİT’in beynini silmek ve senelerdir üzerinde çalışılan dosyaların, yapılan takip ve dinlemelerin de çöpe gitmesi manasına geliyor. Kısacası Erdoğan kendisini ve ailesini kurtarmak isterken MİT’in izlemekte olduğu herkesi kurtaracak bir girişimde bulunmaya çalışsa da bunu başaramadı.

Emniyette ki tasfiyeler ve MİT’e geniş haklar tanıyan yasa değişiklikleri ne anlama geliyor?

Cemaat’in emniyette ki yapılaşması bilinen bir gerçekti. Bu yapılaşma nedeni ile senelerdir Türkiye’nin önde gelen birçok muhalif ismi gerçeklikle alakası olmayan düzmece dosyalar ile hapislerde, mahkeme koridorlarında süründürülüyor.

AKP bu gerçeğin bilincinde olsa da Cemaat’in kendi önünü açan bu tip girişimlerine karşı kayıtsız kalıyor ya da destekleyen beyanlarda bulunuyorlardı. Ancak işin ucu kendilerine dokununca hızla emniyette bir tasfiye hareketine başladılar. Devlet memurları öyle kolay kolay işten atılamadığı için emniyetin tüm kurumlarını işlevsiz hale getiren bir girişimle sayısız polisin yeri haftada iki defa değiştirilmeye başlandı. Düşük statülü polislerin isimsiz şekilde gazetelere verdikleri röportajlara bakılırsa bu tasfiyelerde cemaate yakınlık ya da uzaklıktan ziyade, AKP’ye olan sadakatinden emin olunmayan herkes tasfiye edildiği için sayısız polis ziyadesiyle zor bir sürece girdiler.

Gülen Cemaati’nin etkisi altına girmiş olan emniyete güvenemeyeceğini düşünen başbakan ”sağ kolum, sırdaşım” dediği Hakan Fidan’ın başında olduğu MİT’e geniş haklar tanıyan bir yasa tasarısı üzerinde çalışmaya başladı.

BU YASA NE DİYOR?

Bu yasa diyor ki… Polis bundan sonra somut delil olmadan, imzasız mektuplardan yola çıkarak evleri basamayacak. Ancak MİT istediği zaman istediği evi basabilecek ve MİT ajanlarının karıştıkları yasadışı işler nedeniyle yargılanması için Başbakan’ın izni gerekecek.

Bu tip bir yasa değişikliği MİT’i doğrudan Başbakan’a bağlamanın da ötesinde, başbakan MİT toplantılarına da başkanlık etmek istediyse de devletin bürokratları son kalan güçleri ile en azından buna engel olmayı başardılar. Yasanın uygulamasında da ciddi sorunlar var. Bir twitter kullanıcısı bu durumu şu şekilde özetliyordu… ”MİT ajanı evinize girer size tecavüz ederse yargılanması için Başbakan’ın izni gerekecek.”

İNTERNET YASAKLARININ AMACI NEDİR?

İnternet yasakları diye bildiğimiz ve torba yasa teklifinin içinde geçirilen yasaklar aslında tam manası ile uygulanması imkânsız bir yapıdır. Yasa henüz meclisten geçirilmeden önce uygulanmaya başlamış, Cumhurbaşkanı imza atarak onaylamadan önce URL tabanlı engellemeler başlamıştı.

Bu yasa diyor ki, artık bir siteyi tamamen engellemek yerine içerisindeki bir sayfayı, bir videoyu yasaklayabileceğiz. Bunun için önceden mahkeme kararı gerekiyordu. Artık TİB başkanı mahkeme kararını beklemeden 4 saat içerisinde söz konusu sayfaya müdahale edebilecek ve siz sayfanızın haksız yere engellendiğini düşünüyorsanız mahkemeye başvurup engellemenin kaldırılmasını isteyeceksiniz.

Hatta TİB bu konuda altından kalkılamaz bir işe girdiğinin o kadar farkında ki ISS yöneticilerinin birlik oluşturup büyük maliyetler neticesinde bu yasaklama işini kendi üstlerine almalarını istediyse de bunun çok hızlı gerçekleşebilecek bir iş olmadığını görmeleri neticesinde çaresiz kaldılar.

Şu günlerde görüyoruz ki yasaklamaların gerçek sebebi 17 Aralık’tan beri ortalığa saçılmaya başlanan dinleme kayıtlarının mümkün olduğu kadar az kişiye ulaşmasını sağlamak. Ancak tüm bu engellemeler göz korkutmamalar amacına ulaşmamış olacak ki TİB bir videoyu engellediğinde yerine beş ayrı video yükleniyor. O beş video da engellendiğinde bu sefer insanlar videoları bilgisayarlarına indirip sayısız kaynaktan tekrar yüklemeye başlıyorlar.

İnternet yasakları amacına tam manası ile ulaşamamış olsa da internetin hızını ve bilhassa sosyal medyanın hızını ziyadesi ile düşürmüş durumda. Bilhassa kitleler halinde belli bir videonun paylaşılmaya başlandığı anlarda TİB’in müdahaleleri interneti kullanılmaz hale getirmeye başlıyor. Buna rağmen Erdoğan ve Bilal’in yolsuzluk iddialı görüşme kayıtları bir kaç saat içerisinde 500 bin’in üzerinde tıklamaya ulaştı.

HSYK İLE İLGİLİ DEĞİŞTİRİLMEYE ÇALIŞILAN NEDİR?

Hepimizin bildiği üzere medeni hukuk toplumlarında ve demokrasilerde yasama, yürütme ve yargı bağımsızdır. Yapılmak istenen değişiklikler bağımsız kurumları Adalet Bakanlığına, dolayısı ile Başbakan’a bağlı hale getirmeye çalışma gayretidir.

Bir örnek vermek gerekirse, mahkeme yapacağı dinleme için ya da bir soruşturma açmak için önce Adalet Bakanından izin istemek zorunda.

– Efendim hakkınızda ve başbakan hakkında yolsuzluk iddiaları var. Soruşturma açmak istiyoruz, müsaade eder misiniz?

…diye soracak. Haliyle ret yanıtını alıp elleri boş oturacaklar. Bu tip bir girişim hukuka darbe vurmanın da ötesinde hukuk düzenini tamamen yıkıp ülkeyi kendi hukukun ile yönetmek manasına geliyor.

Bu tip bir girişim aynı zamanda seçimlerin kaderini de tamamıyla iktidar partisinin eline geçiriyor ve seçimlerde hile yapıldığı yönünde iddialar ve ispatlar ortaya çıksa da yargı yolu iktidar tarafından kolaylıkla kapatılabiliyor. Kısacası, kuvvetler ayrılığı olarak bilinen ve hukuk sistemini ayakta tutmak üzere, demokrasinin bir gereği olarak öne sürülen kaçınılmaz bir durumun ortadan kaldırılması ile Türkiye’de diktatörlüğün aleni ilanı haline geliyor.

TAYYİP ve BİLAL’in GÖRÜŞME KAYITLARI MONTAJ MI?

Montaj tanımı pelesenk olmuş bir söylem halini alsa da montaj tanımı genel itibariyle var olan bir dokümanın kendi içerisinde parçalar halinde yerinin değiştirilmesi manasına geliyor. Kısacası görüşme montaj da olsa gerçek bir görüşme olması gerekiyor.

Bunun ötesinde Erdoğan akıllara durgunluk veren kısırlıkta bir çıkış ile ortalığa saçılan kayıtların ROBOT LOBİSİ’nin işi olduğunu iddia etti. Şaka yaptığımı sanıyorsanız belirtmeliyim ki şaka değil. Erdoğan bu sözü gerçekten etti. Peki, ne denli gerçekleri yansıtan bir çıkıştı bu?

Uzmanların ortak görüşü bilgisayarların insan sesini birebir taklit edebilecek teknolojiye sahip olmadıkları yönünde. Bir metni bilgisayara okutmaya çalıştığınızda ancak robotik ve gerçek olmadığı çocuklar tarafından dahi anlaşılabilecek bir tonlama ve vurgu ile bunu yapabiliyor. Haliyle ne Erdoğan’ın ne de başka bir insanın sesini bilgisayara taklit ettirebilecek teknoloji yok! Asla olmadı. Olsaydı dünya tarihi de bambaşka olurdu kuşkusuz. Dünyayı bilgisayar mühendisleri yönetirdi ondan emin olabilirsiniz.

Öte yandan Abdüllatif Şener gibi senelerce AKP kadrosunda Erdoğan’ın en yakınında çalışmış bir yol arkadaşının Erdoğan’ın sesini teyit etmesi de gözden kaçırılabilecek gibi değil. Buna ek olarak ülkemizdeki ses uzmanları da ses kayıtlarını analiz ederek sesler üzerinde oynama olmadığını vurguladılar.

Buna karşılık AKP sesleri ABD’ye gönderdiklerini ve ”montaj” olduklarının tespit edildiğini belirtseler de bu söylem ciddiye alınmaktan hayli uzak. Zira söz konusu incelemeyi hangi kurum ya da firmanın yaptığına dair bilgi vermekten bilhassa kaçındılar. Bu söylemlerini ciddiye alınmaktan oldukça uzak tutuyor.

TÜBİTAK’ın ve bağımsız kuruluşların sesleri analiz etmesini isteyen muhalefet yöneticilerinin hemen ardından Erdoğan TÜBİTAK’ın başındaki isimlerin hızla tırpanlanacağını söyleyen bir konuşma yapmakta gecikmedi. Anlaşılan TÜBİTAK’ın başına itaatkâr bir isim getirilerek mesele çözülmeye çalışılacak olsa da tüm bu tip girişimler günden güne ağır darbeler alan Türkiye için daha da yıkıcı bir etki olmaktan uzak kalamayacaktır.

ŞİMDİ NE OLACAK?

Bunu söylemek zor. Fakat Ankara’da Cumhuriyet Başsavcılığı yayınlanan ve toplum üzerinde ciddi bir etki yaratan kayıtlar hakkında soruşturma başlattı.

Bununla birlikte sosyal medyada insanları akşam saatlerinde sokaklara ve meydanlara eylem yapmaya çağıran sayısız davet yayılmaya başlandı. Aynı saatlerde yol açılışı yapılmakta olan ODTÜ’de öğrenciler polisle karşı karşıya geldiler. Isınan Türkiye gündemi ile birlikte halkın nabzı da yükselme eğilimi gösteriyor. Ortalığa saçılan son kayıtlar belli bir eşiğin geri dönülemez şekilde aşıldığının sinyallerini verecek şekilde halkın tepki göstermesine neden olan tipte bir içeriğe sahip.

KAYITLARDA NELER KONUŞULUYOR?

Satır satır aktarmayacak olsam da genel haliyle Erdoğan’ın 17 Aralık’ta oğlu Bilal’i arayarak sabah saatlerinde başlatılan soruşturma ile evlerinden alınan bakan oğullarından bahsederek evde tuttuğu paraları acilen çıkarıp ”sıfırlamasını” istiyor. Erdoğan kriptolu olduğu söylenen telefon görüşmesini yaparken ortam dinlemesine takılmamak için kısık sesle konuşmayı denediği için Bilal’in konuşulanları net anlamakta zorlandığına tanık oluyoruz. Aynı zamanda babasının ”sus” uyarılarına rağmen, dinlenmeye devam ettiklerinden kuşkulansalar da Bilal panik haliyle paraları ne şekilde, ne ölçüde kimlere dağıtarak eritmeye çalıştığını açıkça söyleyince Erdoğan konuşmayı kesmeye yelteniyor.
Erdoğan oğlunun bu kritik işi halledemeyeceğini anlayarak kızı Sümeyye’yi de oğlunun yanına gönderiyor. Bu durum da oldukça kritik, zira AKP’li vekiller o gün Sümeyye Erdoğan’ın babasıyla birlikte Konya’da olduğunu iddia etseler de aynı gün çekilmiş fotoğrafların hiç birisinde Sümeyye Erdoğan’ın görünmemesi bu söylemi yalan çıkarıyor. Zira Sümeyye bu tip gezilerde babasının ya hemen yanında ya da arkasında bulunarak konumunu asla terk etmiyor. Fakat o gün kendisi hiç bir fotoğrafta babasının yanında görünmeyerek İstanbul’da Bilal ile paraları ”sıfırlamaya” çalıştıkları yönündeki kayıtı doğruluyor.

Erdoğan oğlu ile yaptığı görüşmede sadece kendisinin evindeki paraları değil, birden fazla yakın akrabalarının evlerindeki paraları da sıfırlamalarını belirtiyor. Bilal konuşmanın başında henüz uyanmış gibi konuştuğu için şaşkınlık eseri babasına evdeki paranın baba Erdoğan’a ait olduğunu da ağzından kaçırıyor. Evdeki paranın tahmini rakamı 1 milyar dolar deniyor!

Bilal Erdoğan kendi anlatımına göre evdeki paraları boşaltmak için tüm gününü harcıyor fakat başarılı olamıyor. Geriye kalan meblağı hava karardıktan sonra evden çıkaracağını belirtiyor.

PARALAR NEREYE GİDİYOR?

Bilal’in kendi ağzından yaptığı açıklamalarda paraları yandaş zengin iş adamları arasında daha sonra geri almak üzere paylaştırdıklarını öğreniyoruz. Bilal’in akşam saatlerinde elinde 30 milyon dolar ve daha yüksek meblağda Türk Lirası gibi ”ufak tefek” paralar kaldığını öğreniyoruz. Bu vesile ile de evden çıkarılan paraların ne denli büyük olabileceğini tahayyül etmek zor olmuyor.

Arzach Mills

Dünyalılar

Rastgele Haber

Başkaya: Büyük insanlık elini çabuk tutmalı

1930 ve 1980’den farlı olarak ‘nihai bir kriz’ yaşandığını belirten Doç. Dr. Fikret Başkaya “Kapitalist …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir