Home / Gündem / Sosyalizm, erkeklerin kendi çorabını dikmesi mi demek?

Sosyalizm, erkeklerin kendi çorabını dikmesi mi demek?

MODAYI SOKAK YÖNLENDİRECEK

Sınıf, cinsel yönelim, ırk veya cinsiyet ayrımcılığı olmayan ideal bir toplumda moda nasıl bir role sahip olacaktır. Ama peki ya ilham? Moda endüstrisini kontrol edenler güzel kıyafetlerin üretilmesinde anahtar bir role sahip mi? Tabii ki hayır. Tasarımcılar etraflarındaki dünyadan ilham alır. Dünya modaya ilham verir, tam tersi değil.


Bunu anlamak için sokaklardan, toplumun en yoksul kesimlerinden doğrudan moda endüstrisine gelen fikirlere bakabiliriz. Punk’tan hip-hop modasına, tribal baskılardan ikonik Che Guevara resmine kadar örnekler gösteriyor ki bu dünyanın insanları kendi modalarını üretebilir, hem de kapitalizmden bağımsız olarak.

Gwen Stefani Harijuku stilini çaldı, Madonna hip-hop modasını taklit etti, McQueen punk akımını, Gucci de goth akımını kopyaladı. Burada anlatmak istediğim şey, bizim modaya değil modanın bize ihtiyacı olduğu. Kapitalizm sonrası bir toplumda ilham bulan herkes bir sanatçı olabilir, doğanın her parçası insanda ilham uyandırabilir. Hatta “ortalama bir insan Aristo’nun, Goethe’nin veya Marx’ın seviyesinde düşünebilir”.

GERÇEK SEÇME ÖZGÜRLÜĞÜ

Peki, ya bir anda tasarım fazlası oluşursa? Yaratıcılıkta ve üretilen fikirlerde bir patlama meydana gelirse? Zaten bizim istediğimiz de bu. İdeal bir toplumda, toplumsal yaratıcılığa koyulmuş olan bent kapakları sonuna kadar açılacaktır, herkes özgür kalacaktır. Parisli modacılar, modanın zenginlerin kontrolünde kalması için dişiyle tırnağıyla savaştı. Elitizmin hegemonyası bir kere kırıldıktan sonra kapitalizmin bizden esirgediği gerçek seçme özgürlüğüne kavuşacağız
Böylece modanın kendini toplumun üstünde tutmasına ve fildişi kulelerinde kendi değerlendirmelerini yapmasına son verilecektir. Moda endüstrisi tarafından koyulan, dış görünümün insanın en önemli özelliği olduğu gibi zehirli kurallar yıkıldıktan sonra, gücü elinde tutan sınıfın elinden bu güç alınacaktır.
Moda kâr hırsından arınacak ve yöneticilerin ellerinde tutmak için büyük çaba sarf ettiği hazine, artık halkın eline geçecektir. Troçki’nin dediği gibi, insanlar “tanrıların, kralların ve sermayenin önünde diz çökmeyi” bırakacaktır – bu üçlüye moda endüstrisini de ekleyebiliriz.

KULLANIM DEĞERİ/DEĞİŞİM DEĞERİ

Giyime dair her şey değişecek. Günümüzde moda sürekli satma fikrine göre hareket etmektedir, bu yüzden de insanlara sattığı bütün kıyafetlerin bir ‘son kullanma tarihi’ vardır. Bu yüzden kıyafetlerin bir süre sonra modası geçer ve bir süre sonra ne kadar yeni olurlarsa olsun, yenisiyle değiştirilir.

Moda, bir ürünün kullanım değeri ile değişim değeri arasındaki farkı anlatmak için iyi bir örnektir. Örneğin herhangi bir yılın bahar döneminde 100 liraya satılan kot pantolon, sonraki yıl aynı döneminde 20 liraya düşer, çünkü modası geçmiştir. Kullanım değerleri değişmemiştir, hâlâ çok güzel bir pantolondur, ancak modası geçmiş bir pantolon olduğu için değişim değeri düşmüştür.

Ürünler gerçek değerleriyle (kullanım değeri) değil değişim değerleriyle fiyatlandırıldığı zaman, günümüzdeki durumu yaşarız. Sadece Birleşik Krallık her yıl milyonlarca ton tekstil ürününü çöplüğe atmaktadır. Eğer ürünleri toplumsal olarak kullanım değerleriyle ölçüyor olsaydık, kaynak açısından zengin olurduk ve insanlar hem üretmeye ve çalışmaya hem de tüketmeye çok daha az zaman harcarlardı.

Kitle üretime geçmeden önce moda, evlerde ‘kadınların aktif parmakları’ tarafından üretilmekteydi. İnsanların kendi kıyafetlerini yapmasının daha ekonomik ve daha sürdürülebilir bir üretim tekniği olduğu öne sürülmektedir. Eğer hâlâ kıyafetlerimizi kendimiz üretiyor olsaydık, çok daha az kıyafet sahibi olurduk, yeni kıyafetleri ancak gerçekten ihtiyacımız olduğunda üretirdik, kıyafetlerimiz eskidiğinde onları çöpe atmak yerine onarırdık ve kıyafeti üretirken harcadığımız zaman kendi zamanımız olduğu için emeğin değerini daha iyi anlardık.

İnsanların iklim değişikliği ışığında sürdürülebilirlik talepleri, tüketimi azaltmalarına yol açıyor ve geri dönüştürülmüş yerel yünlerden üretim yapan yerel şirketlerin ürettikleri ürünleri modanın içine çekiyor. Finansal krizin çıktığı ilk günlerde sayısız moda dergisi insanların kendi kıyafetlerini nasıl yapabileceklerini ve eski kıyafetlerini nasıl değerlendirebileceğini, böylece nasıl tasarruf edebileceklerini anlatan yazılar yazmıştı. Bu yazılar hep kadın dergilerinde yer almıştı.

SOSYALİZM, ERKEKLERİN KENDİ ÇORABINI DİKMESİ Mİ DEMEK?

Üretimin tekrardan evlere kaymasının bir tehlikesi, üretimin bütün yükünün kadınlara düşme ihtimali – bütün gün dışarıda işte çalışıp, evde ev işleri yaptıktan sonra bir de kıyafet yapmaya zorlanmaları kadınların hayatını daha da zorlaştırırdı. Kadınlar yıllarca evde hizmet etmeye karşı mücadele ettikten sonra ideal bir toplumun onlara daha da yük bindirmesi kesinlikle doğru olmaz, zaten bu durumda o topluma ideal toplum denemez.
Kadınların zanaat yetenekleri çok değerli olsa da, ev içi kıyafet üretimi kadın işi olarak görülmemeli. Evde tek başına çorap örmek, çorap yapmanın ne en verimli, ne de en eğlenceli yoludur.

O zaman sweatshop’lara(*) ve kıyafet dikmenin kadın işi olarak görülmesine karşı ne yapılabilir? Pantolonlarımız yırtıldığında ne yapacağız? Sosyalizm erkeklerin kendi çorabını dikmesi mi demek?

Kıyafetler, insanların kolektif olarak ve ihtiyaçlarına göre ürettikleri bir ürün olacak. Sweatshop’lar olmayacak ve herkes üretimin bir parçası olacak. Kıyafetler merkezileştirilmiş çamaşırhanelerde çalışanlar tarafından yıkanacak ve onarılması gereken kıyafetler de kıyafet onarmak için kurulan mağazalarda, orada çalışan kadınlar ve erkekler tarafından tamir edilecek. Böylece kadınlar akşamları sıkıcı ve yorucu kıyafet onarımı ve temizlemesiyle uğraşmaktansa kendilerine zaman ayırabilecekler.

(*)    Küçük yaştaki çocuklar başta olmak üzere çalıştırdığı insanlara düzgün maaş ödemeyen, sigortalarını yatırmayan, çok uzun çalışma saatleriyle insanları sömüren üretim atölyeleri.

İlgili diğer yazılar: http://dunyalilar.org/moda-teroru.html

http://dunyalilar.org/giydigimiz-kiyafetlerin-bedelini-kim-oduyor.html

TANSY HOSKINS: Yazar, aktivist ve her 29 Eylül’de Londra’da düzenlenen ‘Yargılanan Moda’ adlı isyan etkinliğinin eş-organizatörü

Çeviren: ONUR EREM- http://onurerem.com/

Dünyalılar

Rastgele Haber

Düşünce bir duruş biçimi, hayat ise bir akıştır

  Çoğu zaman hayat bizden önde gider, onu kaçırır ve yetişmek için olağanüstü çaba harcarız. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir