Home / Yaşam / SÜTYEN – KÜLOT – TOPUKLU AYAKKABI

SÜTYEN – KÜLOT – TOPUKLU AYAKKABI

Ataları; “Yedi düvele” ders verip, düşman ordularını denize döken “Dünya’ya bedel” bir Türk erkeğinin, sütyen, ipli külot ve topuklu ayakkabıdan öğreneceği çok şeyler var.65446103_53180935-890x395_c

“JANNA’ya” ithafen…

Yedi yıldır birlikte olduğum Amerikalı kız arkadaşım ile birbirimize ‘yatak odası gözleri’ ile bakmıyorduk artık. Rutinleşen ilişkimiz son birkaç yıldır patinaj yapıyor, ilk günlerin heyecanını ve arzusunu ikimiz de hissetmiyorduk. Mum ışığı alacakaranlığında birbirimizin tenini kokladığımız anlar, yerçekimine baş kaldıran sevişmelerimiz yerini eften-püften kavgalara bırakmıştı. Mutluluk uçurtmasının ipi kopmuş, geçmişte yaşadığımız güzel günlerimizi bir çırpıda unutup, aynı çatı altında asgari ölçüde konuşmaya çalışan iki yabancı haline gelmiştik.

İlişkimiz sona ererken birbirimize daha çok acı çektirmek için büyük bir yarış halindeydik. Saygı ve sevgi duvarlarını yıkmanın bedelini cinsel kimliklerimizi, kültürel farklılıklarımızı ve kişisel inançlarımızı yargılama basitliğine kadar indirgemiş, ağız dalaşına dönüşen kavgalarımız sırasında en çok kabalık yapanın galip geleceği kronik hatasına düşmüştük.

Birlikteliğimizin son perdesini oynadığımızı bariz bir şekilde anladığımızda ayrılmaya karar verdik.

***

Savaşta esir aldıkları kadınları çırılçıplak soyup, bacaklarını iki yana açarak iplerle sıkıca bağladıktan sonra onlara sürekli şekilde tecavüz eden gaddar Moğol askerlerinin kromozomlarını bütün Türk erkeklerinin hâlâ taşıdığına inanan kız arkadaşım kavgalarımızın çoğunda; Osmanlı İmparatorluğu döneminde harem kafesleri ardına hapis edilen cariyelerin vebalinden bile benim Türklüğümü sorumlu tutuyordu. Feministliğinin temeli olan kadınlık damarına bastığım için histeri krizleri içinde bana hakaret edip, fütursuzca bağırıp çağıran arkadaşım tarafından sürekli olarak erkekliğimin milliyetçi tarafı suçlanıyordu. Türk kadınlarının %50’sinin kocaları tarafından dövüldüğünü kanıt olarak gösteren kız arkadaşım, bütün Türk erkeklerinin hâlâ Osmanlı dönemi bilincinde olduğunu haykırıyordu. İlişkimizin bitmesinin verdiği öfke yüzünden feminist acımasızlığının doruklarına tırmanmış, sadece Türk erkeklerinin değil, milliyeti ne olursa olsun yeryüzündeki bütün erkeklerin de fiziki ve ruhsal yönden kadınları asla anlayamayacağını savunuyordu. Öfkesi mantığından daha fazlalaşmış, artık bardak çoktan taşmış, ilişkimizin mahşer gününü yaşıyorduk. Erkekliğimi milliyetim ile birlikte aşağılayıp, feminist inançlarını kadınlığının mihenk taşı olarak görmeye başladığında ise birlikte yaşadığımız evden en kısa zamanda ayrılma kararı verdim

Taşınma hazırlıklarım sırasında, kavgalarımız doruğa çıkmıştı. Son rauntta en acımasız hamleyi vurup, nakavtla galip gelme histerisi sarmıştı her ikimizi de. Son darbeyi vuran ben olmalıydım. Şiddeti gittikçe artan kavgalarımızdan birinde kendisine -onun şımarık feministliğini alabora etmek için- erkek düşmanlığı yapıp, vajina, külot, sütyen, topuklu ayakkabı giymekle kadın olunamayacağını” kaba bir tavırla ona söylediğim. Kız arkadaşımın gözleri fal taşı gibi açık, öfkesi arşı delmiş, burnundan soluyordu. Son darbeyi vurmuş ve onun öfkeden kaskatı kesilmiş haline bakarak galibiyetimin zevkini çıkarıyordum. Hırsla gardırobuna doğru yöneldi, sinirden titreyen elleri ile çekmeceleri hızla çekip açtı, sütyenini, geçmiş sevişmelerimizde orgazmlarıma katık ettiğim kırmızı dantelli ip külotunu, ince uzun topuklu ayakkabılarını önüme doğru fırlattı ve avazı çıktığı kadar bana bağırmaya başladı:

“Madem sütyen-külot ve topuklu ayakkabı beni kadın yapmıyor sen de giy öyleyse! Bütün ilişkimiz boyunca reklamını yaptığın o sarsılmaz Türk erkekliğin, sütyen, külot, topuklu ayakkabı giymekle yok olacak kadar güçsüz değildir sanırım! “

1968 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nde pop-kültür sanatçısı Andy Warhol’u feministlik uğruna vurup, öldürmeye teşebbüs eden Valerie Solanas’ın -SCUM- Society for Cutting Up Men / Erkekleri Doğrama Cemiyeti Manifestosu’nda erkekler; “defolu cinsiyet, kromozomlarını tamamlayamamış eksik dişi ve duygusal sakat yaratıklar” olarak yorumlanır. Kız arkadaşım Allah’tan -Valerie Solanas gibi- feministlik uğruna bir erkeği kesip biçecek kadar gaddar değildi, ama Amerikan kadınlık tarihi de erkeklerin penislerini kesen öfkeli feminist kadınlar ile doluydu. Dikkatli olmalı, düşmanıma arkamı dönmemeliydim. Her ne pahasına olursa olsun, karşımda dikilip bana avaz avaz bağıran kadını nakavt etmeli, bir erkeğin sütyen takıp, kadın külotu giymekten korkmayacağını bu feminist bozuntusuna göstererek ona son dersini vermeliydim. İri memelerini sarıp sarmalayan çelik telli sütyenine, avuç içi büyüklüğündeki ipli külotuna ve yüksek topuklu ayakkabılarına dehşet içinde bakıyordum, belli belirsiz. Vahşi bir aslan kesilen kız arkadaşımın keskin feminist dişlerine yem olmamak ve Türk erkekliği sıfatlarımı sonuna kadar müdafaa etmek uğruna: “Giyerim!” dedim. “Benim erkekliğimi sütyen, külot ve ayakkabı parçası ile korkutamazsın! Sen Amerikalı pis bir feminist teröristsin! Yıllardan beri senin ve her kadının dişiliğine kalkan yaptığı sütyeni, külotu, topuklu ayakkabıları giyerim ve bu benim erkeklik cesaretimin kanıtı olur!”

Erkekliğimin kadın iç çamaşırlarıyla yargılanmasının tam bir provokasyon olduğunu çok iyi biliyordum ama ok yaydan çıkmıştı bir kere, geri dönülmez bir yoldaydım. Derin bir nefes aldım, alel acele çırılçıplak soyundum, çelik telli sütyeni göğsüme taktım, küçücük kırmızı külotu ve yüksek topuklu ayakkabıları bir çırpıda giyindim.

Feminin kıyafetler ile erkek giysilerini belirleyen ve giyim konusunda tabuları yıkmakla tanınan punk modacı Vivienne Westwood’un birçok defilesinde erkek mankenler de sütyen takarak podyumlarda arz-ı endam etmişlerdi. Züppe bir modacının tasarladığı şımarık giysilerden medet ummanın şokunu gizlemeye çalışırken, sütyen, külot ve topuklu ayakkabılı anatomik bir felaket olan görüntüme bakan kız arkadaşımın gözleri sinsi bir tebessüm ile parlıyordu.

“Haydi, şimdi de yürümeye çalış!”

Topuklu ayakkabılar ile dengemi kaybedip düşmemek için zar-zor yürürken, apışarama kaçan ipli külot bana korkunç bir rahatsızlık veriyordu. Göğsümü delercesine batan çelik telli sütyenin acısı da cabası. Ellerimi iki yana açtım, “Bak, gör işte!” dedim bağırarak. “Sütyen takıp, külot ve topuklu ayakkabı giymekle kadın olunmuyor. Ben hâlâ tam bir erkeğim!!”

Anti-feministlik dersi vermeye çalıştığım kız arkadaşım, erkeksi aptallığımdan aldığı hazzı mümkün olduğunca sürdürmek niyetindeydi. Alaycı bakışları daha da keskinleşerek; erkeklere güzel görünmek için yapılan ağdaları, rujlu dudakları, cımbızla kökünden çekilen rastıklı kaşları, rimelli kirpikleri, kulak memelerine geçirilen kancalı küpeleri ve her ay malum zamanlarda vajinalarından akan adet kanlarını da bana hatırlattıktan sonra “Daha bitmedi!” dedi. “Kadınlık senin zannettiğin kadar hiç de kolay değil! Dokuz ay hamile kaldıktan sonra kıçından üç kilo ağırlığında bir kavun çıktığını da hayal et ve bundan sonra kadınları eleştirirken daha düşünceli davran! Biz kadınlar dünyanın geleceği için yeryüzüne insan yavrusu doğuruyoruz! Erkekliğinin sürekli reklâmını yapmana neden olan o kahrolası penisine güvenip bir daha kadınları asla yargılama! Ayrıca o kırılası erkek kafana iyice sok, feminizm bir aksesuar değil, kadınlığın özüdür!”

Verilecek cevabım, savunacak inancım kalmamıştı artık. Sonunda erkekliğim teslim olmuş, beyaz bayrak sallıyordu!

***

Kadınları kontrol etmek için; ahlâk kuralları, dini yasaklamalar ve toplumsal tabular yaratan biz erkekler, Adem Peygamber’den itibaren penislerimiz sayesinde çok büyük tarihi hatalar yaptık. Ahlâki ve tanrısal kuralları penislerine endeksleme gafletinde bulunan diğer bütün hemcinslerim gibi ben de geçmişimdeki çelişkilerimin mağlubuydum. Kız arkadaşımın kadınsı sinsi planı karşısında benim gibi sıradan bir erkeğin rezil-rüsva olması gayet normaldi. Feminist provokatör kız arkadaşım, erkekliğimin diyetini -kadın iç çamaşırları ve topuklu ayakkabı giydirerek- bana ödetmişti.

***

Bir erkek olarak; tarihi, toplumsal ve dini inançlarınızla penisinizin sizlere verilmiş tanrısal bir lütuf olduğuna inanıyorsanız şayet, hayatınızda bir kerecik olsun kadın iç çamaşırları giyip, kendinizi aynanın karşısında uzun uzadıya seyredin…

Ataları; “Yedi düvele” ders verip, düşman ordularını denize döken “Dünya’ya bedel” bir Türk erkeğinin, sütyen, ipli külot ve topuklu ayakkabıdan öğreneceği çok şeyler var.

Mehmet T. Özciğer

Dünyalılar

Rastgele Haber

Hayat Sonsuz Bir Gezidir, Bu Yolculukta Aldığımız Mesafe Kadar Özgürüz

“İnsanların yürekleriyle oynamak yapacağın en son şeydir. İnsan yüreği bir yay gibidir, aşağıya doğru bastırırsan …

One comment

  1. Cool story bro 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir