Home / Tarih / Tarihe Meydan Okuyan Bira

Tarihe Meydan Okuyan Bira

Uygarlığın suyu… Birayı sadece çağdaş zamanla özdeşleştirmek yanlış. Çok eski uygarlıkların keşfettiği bira, din, dil, ırk ve toplumsal sınıf tanımadan tüm insanlığa mal olmuş bir içki.mesopotamia-food-and-drink-beer-drunkers

Bira yerleşik düzene geçtiğimizden beri insanoğlunun yaptığı ilk alkollü içki olmalı. Ancak, biranın insan kullanımına dair en eski buluntular M.Ö 4000-3500 yıllarına ait. Örneğin: İran’da Godin Tepe’de yapılmış olan kazılarda, Türkiye’de Hacınebi Tepe kazılarında ortaya çıkartılanlar Mezopotamya ve Anadolu’da M.Ö 4000-3500 arasında arpa fermantasyonu yapıldığını kanıtlamakta. Çünkü her iki yer de Sümerlilerin ticaret kolonisi.

Londra’da British Museum’da bulunan, Tanrıça Ninkasi’ye yazılmış bir şiir olan “Blue Monument” denilen ve bazılarınca M.Ö 6000 yılı, fakat bazılarına göre ise M.Ö 1800 yılı civarında yazıldığı düşünülen belgede Mezopotamya’da bira içildiği belirtilmektedir.

Şu anda Irak sınırları içerisinde bulunan, Uruk’ta elde edilmiş olan M.Ö 4000 dönemine ait bir tablette İkinci Sümer Hanedanının beşinci kralı olan Gılgamış’ın destanı anlatılırken Sümer’de biranın çok yaygın içilen bir içki olduğu da açıklanmaktadır.

Yunan mitolojisine göre de Dionysos, Mezopotamya ve Anadolu’dan oradaki insanların biraya çok tutkun olmasından dolayı orada Sabazios adıyla bira tanrısıyken o bölgedeki kavimlerin sürekli birbirleriyle dalaşmalarından bıkarak Yunanistan’a gelmiş ve şarap tanrısı olmuş.

Sümer kayıtlarına göre yıllık tahıl üretiminin % 40’ı bira üretiminde kullanılıyordu. Bir tapınak işçisinin günlük bira iştikakı 1,2 litre iken aristokrat bir kişinin iştikakı 4,8 litre’yi buluyordu.

Şerbetçiotunun biraya koyulması 13. yüzyılda Bavyeralı manastır rahipleri tarafından akıl edilmiştir. Ünlü Ingiliz yazar William Shakespeare ise biraya şerbetçiotu katılmasından hiç hoşlanmamış ve ömrünün sonuna kadar şerbetçiotu katılmış bira içmemiştir. beer-fermentation-art-and-science

Bira özel imalathanelerde üretildikten sonra pişmiş kilden yapılmış çeşitli boylardaki testi ya da küplere konurdu. Kabın ağzı yine kilden kapaklarla kapatılarak, kapağa yapım tarihi yazılıp mühürlenirdi.

Bira kapları özellikle “Bit Sikari” denilen içki evlerinde, içecek kişi sayısına göre seçilir, açılırdı. Biralar çeşitli kupalarla ve buğday sapından, kamıştan, sazdan ya da bakırdan yapılmış borucuklarla (bugünün içecek kamışları, pipetleri gibi) içilirdi. Bugün de Anadolu’nun bazı yörelerinde “çöplü ayran”, yazın soğuk çanakta veya metal bardakta üzerinde bir adet buğday sapı ile getirilir.

Içilen biranın karşılığında para ödenmezdi. O günlerin parası gümüştü. Bira için gümüş değil, biranın değerinde arpa verilmesi zorunluydu. Bira için gerekli hammaddeyi içenlerden tedarik etmek ne dahiyane bir buluş !

Sümer şehirlerinin kimi mahalle ve liman yerleşimlerinde oturulup bira içilen ve söyleşilen içkievleri vardı. Bunlar zamanımızın meyhanelerine veya birahanelerine benzerdi. Bu birahane yöneticilerinin (işletmecilerinin) kadın olması kuraldı. Işletmeci bayanın birahanede konuşulanları yörenin mülki amirine anlatması sorumluluğu vardı. Yani her birahane yöneticisi bayan aynı zamanda istihbarat ajanıydı. Bu yönetim işi anadan kıza geçerdi. Limanlardaki içkievleri veya birahanelerin müdavimleri gemicilerdi ama, genelde bu mekanlar kadın erkek herkese açıktı. Yalnızca üst düzeydeki rahibeler buralara giremezdi.

Sümer’de birahane sahibi kadınları “Ağzı dolduran, doyuran kadın” anlamına gelen tanrı Ninkasi korurdu. Yozgat’ta hala bira için “Fatma Ananın helvası” denmesi belki de bu yüzdendir. Egyptian Beer Brewing

Sümer’de sekiz çeşit arpa birası, sekiz çeşit de buğday birası vardı. Bunlardan başka üç çeşit de arpa-buğday karışımı birası yapılırdı.

Tabii bunların hepsi değişik kalitelerde yapılırdı. Değişik kalitelere uygunluktan imalatçıların zaman zaman saptığı anlaşılıyor ki Hammurabi (M.Ö 1792-1750) kanunlarında biraya su karıştırılmaması ve fiyat narhına ilişkin maddeler bulunmakta.

Mezopotamya’da yanlış sulama sonucunda toprakların verimsizleşmesi ile arpa ziraati azaldı. Arpa az bulunur olunca bira yapacak arpa bulmak sorun oldu. Sümerlilerin son dönemlerinde ve onlardan sonra aynı bölgede yaşayan Babillilerde de 20 çeşit biranın yanısıra hurma şarabının da yaygın içki haline geldiğini görmekteyiz. Onu takibeden popüler içki ise Nübye’den yayıldığı tahmin edilen darının fermantasyonu ile yapılan “boza”dır.

Babil’de M.Ö 2000 yılı civarında düğünlerde geleneksel kutlama içkisi bal birası idi. Buna “Arı şarabı” denirdi. Düğünden sonra tam bir ay boyunca damadın içebileceği miktarda “Arı şarabı” kayınpederi tarafından damada hediye edilirdi. Bal birasının erkeğin kudretini arttıracağına inanılırdı. Şimdilerde nikah sonrasında çiftlerin yaptığı “balayı” seyahati yani bal-ayı işte buradan geliyor.

Babil’de büyük kapasitede bira imal eden kuruluşların sahiplerinin devlete yaptığı baskı sonucunda normlara uymayan bira imal eden imalatçıların kendi yaptığı bira içerisinde boğulmaları cezası taşıyan bir kanun çıktı.

Mısır’da en yaygın olarak tüketilen bira “haq”tı. Haq, Nil Nehri havzasında yetişen kızıl arpadan yapılırdı. Mısırlılar arpayı filizlendirirler, kuruturlar, öğütürler sonda hamur haline getirip fırında yarım süre pişirirlerdi. Daha sonra bu taze az pişmiş francalaya benzeyen somunları parçalayıp sulandırılmış hurma suyuna batırıp bir gün fermantasyon için beklerlerdi. Sonra ekmekler bir tülbentin içine doldurulur. Tülbentin ucu dolanarak sıkılır ve çıkarılan biraya değişik oranlarda kimyon, zencefil, mersin ağacı ve bal karıştırılıp taze taze tüketilirdi. Bu şekilde yapılan birada % 12 civarı alkol bulunurdu. Mısırlılar, biranın bitki örtüsü Tanrısı Osiris’in insanlara armağan ettiği bir buluşu olduğuna inanırlardı.  history-pf-beer-header-banner

Mısır’da tapınakların ve piramitlerin inşaatında çalıştırılan işçi veya kölelere inşaat boyunca gıda olarak yalnızca ekmek ve bira verilmiştir. Mısır’da en iyi bira Nil Nehri kıyısındaki ünlü Peluse kentinde yapılırdı.  M.Ö 1350 civarında Firavun Ramses II, artan bira ayyaşlığını önlemek için bir içki düşmanlığı derneği kurmak zorunda kalmıştı.

Nil Deltasının her yıl taşması yolu ile gelen yeni alivyonların çevresindeki tarlaların üzerine doğal yolla besleyici mineraller getirmesi Mezopotamya’da toprağın yorulması sonucu ortaya çıkan arpa azlığını Mısır’a yaşatmadı. Bu sebeple olsa gerek Mısır’da bira hep toplumun en yaygın tüketilen içkisi vasfını korudu. Hatta şöyle bir atasözleri vardı : “Ağzı bira dolu olan kişi mutludur.”

Aynı tarihlerde Güney Amerika yerlileri mısır tanelerini ağızlarında çiğnedikten sonra bir toprak kaba tükürerek çıkartıyor. Biriken çiğnenmiş mısır taneleri fermente olmaya bırakılıyor. Sonunda ortaya “chicha” denilen bir mısır birası çıkıyordu. Meksika’da Azteklerin ise o dönemde bir de bira tanrısı var.

Kristof Kolomb Amerika’ya dördüncü gidişinde yerlilerin bir avuç dolusu mısır ve bir avuç siyah kayın ağacı özünün bir sürahiye doldurularak doğal fermentasyona bırakılması yolu ile bira elde ettiklerini görür.

Çinliler de pirinç ve darıyı fermente etmek yolu ile bira yapıyorlardı. 1423505004_beer-grece

Mısırlıların ekmek ve bira sevgisi Eski Yunan’da devam edememiştir. Yunanlılar ekmek ve şarabı tercih etmişlerdir. Onları takiben Romalılar tarihçi Tacitius’un kaydettiğine göre birayı Germen (barbar) içkisi ilan etmişler, tanrıların içkisi olarak benimsedikleri şaraba devam etmişlerdir.

Osmanlılar ve ülkemizdeki kökenine gelince. Aslında biranın tarihini bozanın tarihiyle bir tutabiliriz. Çünkü arpa mayalanıp pişirilirse ekmek, mayalanıp suya yatırılırsa da boza elde ediliyor.

Boza da, Asya, Mezopotamya, Afrika ve Anadolu’da birayla birlikte üretilmeye başlayan bir içecek olarak biliniyor. Örneğin, içki yasaklarında,  bozahane kapatılması, yıktırılması çok yaygındı. Özellikle ekşi boza satan bozahaneler, meyhane ile bir tutulmuştu. Fatih Sultan Mehmet’in içecek listesine kadar giren boza, özellikle şarap yasaklarının getirildiği tüm zamanlarda, yasaklı listesine girmişti.

Evliya Çelebi, “Seyahatname”sinde, 17. yüzyılda İstanbul’da 300 dükkânda 1.005 bozacı çalıştığını kaydediyor. Evliya Çelebi’nin yazdıklarından, bozanın da en az bira kadar sarhoşluk verici içkiler arasında kabul edildiği söylenebilir. 1423505652_beerbomonti1

Osmanlı’nın batı tipi birahaneler ve birayla tanışması 1840’lı yıllara uzanıyor. Bu dönemlerde Alman göçmenler yoluyla İstanbul, batı tarzı bira kültürüyle tanışıyor. Ancak, Osmanlı mozaiği, buna ayrı bir katkıda bulunuyordu. Bir anlamda bozahanelerin yerini birahaneler alıyordu.1888’de, 15’i Beyoğlu’nda, 8’i Galata’da, 8’i çeşitli semtlerde olmak üzere İstanbul’da 31 birahane bulunuyordu.

Anadolu’da öteden beri rakı ve şarap tüketiminin başı çektiği düşünülecek olursa biranın çok geç ülkemize girdiği söylenebilir. İzmir ve İstanbul merkezli küçük bira imalathanelerinin ardından ilk büyük ölçekli bira fabrikası İstanbul’da 1890 yılında Feriköy’de açılan Bomonti kardeşlerin kurduğu olmuştur. İsviçreli bir aileden iki kardeşin yatırımı olan fabrika daha sonra kurulduğu semte de adını vermiştir.

1909’a kadar rakipsiz olarak İstanbul ve havarisinde bira üreten tek firma olan Bomonti, sadece üretim ile yetinmez. Bir pazarlama aracı olarak bira içilebilen “Bira Bahçeleri” kurarak birayı halka yaymaya çalışır. İstanbul, Trakya ve Marmara Körfezi kıyılarından Eskişehir’e kadar uzanan nüfuz bölgesinde “Bomonti Bira Bahçeleri”nde ailelere bira tüketimi yaygınlaştırmaya başlar. Kendisine has şişesi, özgün lezzeti ve az alkolüyle hemen sevilen Bomonti geniş bir pazar yaratmıştır.bomaonti-bira-fabrikasc4b1

1909 yılında ise Bomonti’nin karşısında yine İstabul’da ilk rakip bira firması Nektar bu kez Büyükdere’de kurulur. Ancak iki şirketin birbiriyle giriştiği rekabet iki firmanın da zarar etmesiyle sonuçlanınca Bomonti ve Nektar birleşme kararı alır. 1912 yılında “Bomonti-Nektar” olarak ortaya çıkarlar. Bomonti-Nektar sadece bira ile sınırlı kalmaz ve İzmir’de ilk rakı fabrikalarını kurarak işlem hacimlerini artırmaya çalışırlar. Uzun yıllar boyunca ülkemizdeki en ciddi firma olarak ayakta kalan şirket Cumhuriyet’in kurulmasının ardından içki tekeli sorunu ile karşılaşır.

Osmanlı’dan kalan kapitülasyonlar kaldırılırken yabancıların elindeki şirketlerde kamuya kazandırılmaya çalışılır. Sahipleri Türkiye vatandaşı olan Bomonti-Nektar’a 1938’e kadar üretim izni verilir. Ancak işletmenin izninin bitmesi beklenmeden 1928’de Meşrubat İnhisarı kurularak ihaleye çıkarılır başarısız bir ihale ile bir yıl kadar Polonyalı bir şirketin yönetimine girdikten sonra İçki Tekeli Türk AŞ’ye verilir. Bomonti’in yönetimi bu şirket altındadır artık. En son olarak ise 1934’de yönetim ve mülkiyetine bu kez tamamen el konulur. Bomonti-Nektar bundan sonra “tekel” olarak anılacaktır.

Tekel’e geçişinin ardından Pilsener ve “Türk Birası” adı altında üretime devam edilir. Avrupa örneklerine nazaran açık renkli, tatlı ve aromatik olan “Tekel Birası”, Bomonti’den emanet aldığı tarihi mirası takip etmeye başlar.

Bomonti Bira Fabrikası, 1967’de İzmir’de 1969’da İstanbul’da Cumhuriyet döneminin ilk özel bira fabrikaları kurulunca pazar payını yitirmeye başlar ve  1991 yılında tamamen boşaltılır. Bugün  “Bomonti” markası Türkiye’nin ilk birası, “Efes Pilsen” bünyesinde yeniden raflardaki yerini almış durumdadır.
Sibel Çağlar
Kaynaklar: www.gt.metu.edu.tr/bira.html
                   www.gunceltarih.org/2012/02/tarihe-meydan-okuyan-bira-ve.html
                   www.bira.uzerine.com

Rastgele Haber

Atalarımız savaşmıyor, sevişiyordu

Yeni DNA bulguları, 10 000 yıl önce karşılaşan çiftçilerle avcı ve toplayıcıların, nefretten ziyade bir …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir