Home / Arka Bahçemiz / Tecavüz İdeolojik Bir Suçtur

Tecavüz İdeolojik Bir Suçtur

tecavüz

Tecavüz ideolojik bir suçtur. Cinsel sapkınlık ya da başka gerekçelerle ortaya çıkması söylendiğinin aksine çok enderdir ve bu gerekçelere dayandırılması büyük ölçüde tecavüzü yaratan ideolojik arkaplanın desteklenmesine dayanır. Dolayısıyla her tecavüz toplu tecavüzdür. Tecavüzcünün zihninin arkaplanında her zaman bir ideolojik ateşleyici vardır, yani suçu işleyenin aklında korkunç ama kabul görmüş, yerleşmiş hatta toplum için ölçüt haline getirilmiş bir düşünce yatar. Neden böyle olduğuna uzun uzadıya girmeyeceğim; savaşların tarihine yüzeysel olarak bakınca bu suçun ideolojik temelleri ayna gibi ortaya çıkar. Bir şehir istila edildiğinde erkekler kılıçtan geçirilir, çocuklar kuyulara doldurularak ya da yüksekten atılarak ortadan kaldırılır ve kadınlara tecavüz edilir. Savaşın ideolojisi İlyada’da da aynıdır, İstanbul’un fethi için “Gaziler genç kızları bağrına bastı” yazan Aşıkpaşaoğlu’nda da aynıdır, Nazi işgalcilerinde de aynıdır, Berlin’e giren Rus askerlerinde de aynıdır… İyi ama savaşta olmadığımıza göre tecavüzün ideolojik arkaplanı ne olabilir? Aslında tecavüzün savaş sırasında yaşanma biçimiyle aynıdır gerekçe: Kadın düşmanı doğuran varlıktır. Tıpkı düşmanı besleyen toprak gibi tecavüz yoluyla bizleştirilir, milli’leştirilir ya da köleleştirilir. Yazılı kaynaklarda bir savaş suçudur ama fiili savaş sırasında neredeyse rasyonel bir stratejidir. Sözümona barış döneminde gerçekleştiğindeyse aslında toplumun kendi içindeki saklı ya da açık düşmanlıklarının dökülmesidir. Tecavüz, başkalaşmaya karşı bir saldırıdır; “benim arzuladığımı arzulamalısın yani beni” demektedir tecavüzcü- buradaki ben, geniş bir işbirliğidir.

Tecavüzün başka tetikleyicilerinin olması ideolojik gerçeği değiştirmez. Bu ideolojik malzemenin büyük bir bölümünü erkek olma ideolojisini yaratan yanlışlar doldurur. Bu yanlışlar insanları kitleler halinde savaşlara ya da fabrikalara sürmek için üretilmiştir. Bu program, erkeklere olduğu kadar kadınlara da yüklüdür; belki de bu nedenle cinsiyetçi yaşam anlayışına karşı mücadele tarihte bu kadar gecikmiştir. Tecavüzü, cinsel tatminsizlik ya da sapkınlıklarla açıklamaya çalışmak kolaya kaçmaktan başka bir şey değildir. Örneğin kadınların – ülkemizde belli kesimlerin sürekli önerdiği gibi – dışarıda örtündüğü hatta toplumsal yaşamda yer bulmasının sınırlandığı Arap/İran toplumlarında tecavüz oranının yüksekliği vurgulanıyor; daha kötüsü bu coğrafyalarda hemen her türlü iç kargaşa kolaylıkla kadının köleleştirildiği ve tecavüzün norm haline geldiği uygulamalara dönüşüyor. IŞİD bunun en canlı örneklerinden biridir. Diğer bir deyişle, kapanması ya da toplumsal yaşamdan geri çekilmesi kadını tecavüzden korumaz; aksine, kapalı kapılar ardında kendini savunmaktan tamamıyla yoksun bir duruma sokar. Batı toplumlarında tecavüze karşı daha sıkı bir denetim olmasına karşın önüne geçilmemesi şunu gösteriyor: Evet, Batı toplumları da erkeklik ideolojisinin kalıntılarını ortadan kaldırmış değildir. Kadın mücadelesinde daha ileri bir noktada olmalarına bakarak en azından savunma araçlarının biraz daha ileri düzeyde olduğu söylenebilir. Maalesef bu kazanımlar kolaylıkla geri çevrilebilir; çünkü Batı toplumları da militarist temeller üstünde denge kurmuştur. Yine IŞİD örneğinde gördüğümüz gibi Batı’daki insan tecavüzün normlaşabileceği bir coğrafyaya transfer edildiğinde kolaylıkla dönüşebiliyorsa bu çarpıklığın bedeli ne olursa olsun uygarlığın kalbinden sökülüp atılması gerekmektedir. Kısacası sapkınlık ya da erkeğin doğasının başka olması vb. eskilerin deyişiyle “fesane”dir.

İşte bu nedenle bugün, Özgecan’ın katilleriyle ilgili bazı kesimlerden açık ve kesin bir bir kınama duyamazsınız. Örneğin Akit gazetesi Adolf Eichmann’ın savunmalarını andıran bir genişlikle olayı “yaşam tarzı”na bağlamıştır. Akit’e göre o “yaşam tarzı” tecavüzü körükler; çünkü kadının iffetini korumamasının sonucu bu olmalıdır ya da sonuç bu olmadığında yadırganmalıdır. Aslında tecavüzün ideolojisi açısından konuşacak olursak demek istenen kabaca şudur: O yaşam tarzına sahipsen düşmanım olduğun için bunu hak ediyorsun. Haliyle tecavüzcü de Akit’in örtük anlayışına göre özünde bir askerdir. Düşman yaşam tarzına beklenen saldırıyı gerçekleştirerek onların topraklarını, onların ideolojisini savunmuştur. Aynı şekilde sözgelimi Yusuf Kaplan’ın – neredeyse çocukça bir düşünce tarzıyla – olayı televizyon dizilerinde işlenen yaşam tarzına bağlaması ideolojik bir savunmadan başka bir şey değildir. Diğer bir deyişle tecavüzün kapalı savunulmasıdır. Daha kötüsü bu olaydan kendi düşüncesi adına bir doğru çıkarma çabasıdır. Savaşların yarattığı tecavüz ideolojisini kendi düşünce planının temeli haline getirmiş olma yolunda başka isimler de sayılabilir… Twitter’da tecavüzlerin ABD’de de olduğunu söyleyerek “Çenenizi kapatın” diyen kadın yazara gelince: Tecavüz ideolojisinin kadından beklediği kabulü savunuyor; çünkü tecavüz edilen, başka bir kadın bile olsa, ideolojik bilinçaltında onun düşmanıdır. Pembe otobüsü savunan kişiye gelince: Söylediğinden kabaca şu çıkarılabilir. Gelin sizleri de cariyelerimiz kılalım; o zaman tecavüzden değilse bile ölümden kurtulursunuz ve mutlak yazgınıza konforlu biçimde seyahat edebilirsiniz.

Olayın dehşeti insanları idam cezası hatta “kısas”ı savunmaya kadar götürdü; bu duygu durumu karşısında akla dayalı bir karar almanın zorluğu ortadadır. Oysa ne idam cezası ne de kısas ne de tecavüzcülerin – ekşi sözlük’te geçtiği gibi – hapishanelerde ağır işkencelere maruz kalmasını savunmak gerekir. Çünkü şiddetin bu araçları aynı kadim tecavüz ideolojisini besleyen ve doğrulayan şeylerdir. Hukuk sisteminin kendisini de suçlulara tecavüz eden bir makineye dönüştüremezsiniz; hatta bu durumda maalesef, özellikle ülkemizde, bu tür suçluların değil siyasetçi, gazeteci, yazar ya da başka düşünce mahkumlarının öncelikli olarak ceza sırasına sokulacağını hepimiz gayet iyi biliyoruz. Tecavüz bir ideolojidir ve sanıldığının aksine son derece rasyonel tarihsel temellere dayanmaktadır; buna karşı mücadele etmenin yolu akıldan vazgeçmek değildir- tecavüzün bulaşıcı rasyonalizmine karşı tetikte olmak gerekir. Maalesef şu aşamada ne tür bir eyleme geçilebileceği konusunda bir yol önerebilecek durumda değilim. Kadın örgütlerinin bu konuda izlenmesi ve kesin olarak desteklenmesi gerekiyor, bu kesin. İlk iş çenemizi kapayıp bu örgütleri dinleyebilir ve eylemlerine destek verebiliriz.

Selçuk Orhan (selcukorhan.com)

Dünyalılar

Rastgele Haber

Karanlıkta-In-The-Darkness-ortak_olgu ülkenciler_Kolektivizm

‘Öz Kültür’ Aldatmacası

Öz kültür yoktur. “Özümüze dönelim” sözü de eğer masum bir cehaletle söyleniyorsa lafügüzaf, yok bu …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir