Home / Yaşam / Tükenmişlik Sendromu

Tükenmişlik Sendromu

Bu sendrom en son Hürrem Sultan rolünü canlandıran hanımefendinin yaşadıkları vesilesi ile gündeme gelmiş ve halk arasında konuşulmaya başlanmıştı. Ardından sayısız insan aynı dertten muzdarip olduklarının farkına varmaya başladılar. Tek bir farkla, çoğu insanın kapıyı çekip gidebilme şansı yoktu. Bu duruma katlanmaktan başka pek az şansları vardı.tükenmişlik

Günümüz şehir yaşantısının insanı her anlamda tükettiğini inkar edemeyiz. Biz şehirliler, ülkenin iktisadi lokomotifinin ateşini canlı tutan kömür parçalarıyız. Yanma becerimizi kaybetmeyelm diye bize bir takım neşe kaynakları sunulmuş halde. Psikolojiyi ayakta tutmanın en kolay yolu eğlence olduğundan bilhassa ofis insanı işten arta kalan vakitlerini eğlenerek geçirme derdine kolaylıkla yönelebiliyor.

Tatile çıkanların pek azı kültür turizmine yönelirler. Sahilde vakit geçirenlerin pek azı güneşlendikleri esnada kitap okumaktadırlar. Metro gibi kapalı bir tünelde her gün yol alan insan dahi pencereden dışarı bakmaktadır. Halbuki pencerenin dışında bir kaç karış ötede sadece karanlık bir duvar mevcut. Belgesel izlemeyi çoğu insan sever fakat pek azı belgeselini izlediği bir konuyu daha kapsamlı öğrenmek için o konu hakkında yazılmış kitaplar edinerek okumaya yönelir. 45dk’lık belgeselde verilen yüzeysel bilgi ile yetinmektedirler. En korkuncu ise, pek az insanın hobisinin olduğu gerçeğidir.

İnsan, dört ayak yerine iki ayak üzerinde yürümeye başladığı günlerden itibaren alet geliştiriyor ve iki ayak üzerine kalktığı vakit gelişen beyni bu aletleri kullanabilecek yeni hücreler üretme becerisine sahip olduğundan bu konuda ziyadesi ile yol aldık. Fakat bugün baktığımızda toplumumuzda pek az insanın enstrüman çalma becerisi geliştirdiğini görüyoruz. En büyük yanılgıları, el becerilerinin ve sanatsal kabiliyetlerin doğuştan gelen özellikler olduğuna inanmaları. Halbuki tam aksine, bu tip beceriler öğrenerek ve üzerinde çalışarak gelişiyor. İsteyen herkesin enstrüman çalmayı öğrenip bu konuda kendilerini geliştirebileceğinden habersizler. İsteyen herkesin resim çizmeyi öğrenebileceğini, bu işin teknik bir mesele olduğunu bilmiyorlar. Bir şekilde yeteneğin doğuştan geldiği konusunda kandırılmışlar.

Dolayısı ile, siz bir enstrüman çalıyor, resim çiziyor ya da el becerileri geliştiriyorsanız, bu durumun yoğun çalışma disiplini ile elde edilen başarılar olduğunu düşünmeyerek kendilerini yeteneksiz görerek bir çeşit aldanma içerisindeler ve boş vakitlerini tv izleyerek ya da ekseriyet ile sohbet ederek geçiriyorlar.

Gelelim tekrar Hürrem’e. Vaktinin büyük bir bölümünü sette geçiren hanımefendi aşk hayatında aradığını bulamayınca tükenmişlik sendromu diyerek çareyi uzaklaşmakta buldu. Her gün aynı ortamda aynı insanlar ile benzer şeyleri tekrar etmenin insanı tüketeceği aşikar. Peki set ortamı gibi renkli bir alan yerine fabrikada her gün aynı işleri günde 10 saat tekrar eden insanın tükenmişliği ne haldedir? Dikkatimi çekiyor, sosyal insanlar aşk acılarını daha kolay atlatıyorlar. İçe kapalı yaşayan yalnız insanlar için aşk acısı tam bir yıkıcı etkiye sahip. Kadınlar aşk acısını daha kolay atlatıyorlar, zira peşlerinde koşan çok fazla aday oluyor. Erkek için, bilhassa aşk acısı çekerken kendisine bakmayı da bırakmışsa, yeni bir partner bulmanın zorluğu da daha şiddetli. Zira, kadınlar, erkelerin kadınlar peşinde koştukları gibi erkeklerin peşinde koşmuyorlar. Bu konuda daha geri planda kalan bir halleri var. Erkek yeni seçenekleri bulmak ve kendisini kabul ettirmek zorundayken, kadın önüne gelen seçenekleri değerlendiriyor.

Tükenmişlik sendromu işte bu tip soyutlanmaların ardından geliyor. Tüm vaktini işine harcayan insan iş dışında herhangi bir oyalayıcı ve de verimli aktivite içerisinde değilse er ya da geç kendi kendisini tüketmeye başladığı bir sürece giriyor. Aşık olan insan birlikte olduğu kişiye fazlasıyla vakit ayırırken sosyal hayatını erteliyorsa hem kendisini hem ilişkisini daha hızlı tüketmeye yöneliyor. Yalnız insan, yalnızlığını bir gelişim aracı ile doldurmuyorsa kendi kendisini tüketmeye başlıyor. Hayattaki yegane ve en büyük eğlencesi futbol olan insan elbette takımı galibiyet kazanamadığında boşluğa düşecektir.

Kısacası, bu tip bir sendromdan uzak kalmanın yolu kişinin kendisine vakit ayırması ve gelişmiş beden ve beyin potansiyelini ortaya çıkarmasıdır. Bireyin hobiler edinmesi, beceriler geliştirmesi, hayatına anlam katacak ve zihnini kurcalayacak yeni fikirler edineceği kitaplar okuması, yeni fikirler edineceği yeni insanlar ile tanışarak iletişim kurması, sahip olduğu hayatın dışındaki hayatlar ve olgular ile bağlantı kurması, bir düşüş anında tutunabileceği daha fazla sarmaşıkla çevrilmesine vesile olacaktır.

Tükenmişlik sendromu, günümüz şehirli insanının bir daire içerisinde dönmeye odaklı hayat anlayışına sahip olmasından mütevellittir. Daireyi genişletir ya da dışına çıkmayı alışkanlık edinir ve hatta farklı daireler oluşturursanız bu tip bir sendromun ağında çaresizce çırpınma olasılığınız da azalarak kaybolacaktır.

Rastgele Haber

Bir insanın en değerli hazinesi uzaklarıdır

  Uzaklar demiştim, uzaklar. Bir insanın en değerli hazinesinin onun uzakları olduğunu anladığımda, içimdeki uzağın …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir