Home / Güncel / Türkiye’de Deli Olmak

Türkiye’de Deli Olmak

İnsan hakları en çok ihlal edilenler, çocuklar ve ‘akıl hastası’ denilen kişiler. Türkiyede-Deli-Olmak

 

Psikiyatr, “Mektup yazmasın. Telefon etmesin” der. “Sağlığı için iyi değil.” Dış dünyayla ilişkisi kesilir. İletişim özgürlüğü elinden alınır.

Akıl hastası sıfatını yiyenler, dünyaya farklı bakan, farklı duyan, farklı gören, farklı hisseden kişiler. Onlar, aramızda en duyarlı olanlar. Akıbetleri, tıbbın bilimsellik kisvesinde, ilaçla duyarsızlaştırılmaları. Hastanelerde tecrit edilmeleri.

Ezilenlerin arasında en az akıl hastalarıyla ilgileniriz. Akıl hastası denen kişiye, bırakın ailesinin arka çıkmasını, çoğu zaman hastaneye mahkûm edilmesinin müsebbibidir. Üstelik, ondan utanır. Konu komşudan saklar. Irsidir, gelin, damat vermezler, okula almazlar, iş vermezler diye gizler.

İşçiler örgütlenir. Sendikaları, siyasi partileri vardır. Anarşistler, düzene karşı eylem birliğinde. Keza göçmenler. Toplumun gadrine uğrayan azınlıklar. Sığınabilecekleri dernekleri, medyada, kamuoyunda destekçileri vardır.

Akıl hastalarının böyle durumu yok.

Yapayalnızlar.

İnsan hakları en çok ihlal edilen kesim, çocuklar ve ‘akıl hastası’ denilen kişiler. Kışla benzeri binalara tıkılmalarının hukuki dayanağı, ‘gerçek’ karşısında, ayırt etme güçlerinin olmaması. Psikiyatr, “Delisin” diyor, “Seni hastaneye atacağım”. “Deli değilim” diyorum. Polis gücüyle yatırılıyorum. İtiraz edebilsem, başka bir psikiyatr da aynı şeyi söyleyecek.Türkiye'de Deli Olmak

Tıp alanında psikiyatri meşruiyetini nerden alıyor?

Toplumlara kültürel olarak ters gelen davranış ve kimlikler, psikiyatrinin denetiminde. Örneğin 1960’ların sonuna kadar eşcinselliğe psikiyatrlar hastalık olarak bakardı. Ne zaman ki eşcinseller örgütlendi ve meydan okudu, hastalık kategorisinden çıkarıldılar. Artık eşcinseller günümüzde kimi ülkelerde yönetimde, ordu komutasında.

“Deli gömleğini kim giyer?”

Soruya soruyla cevap vereyim: “Deli gömleğini kim giydirir?”

Akıl hastalıkları denen hikâye, 19. yüzyılın sonlarından itibaren modern toplumla birlikte, tanrının gazabından, şeytandan kurtulup sağlığın tekeline girince sınıfsal eşitsizlik ve ırkçılığın alanına girdi. Irkçılık o denli belirgin ki, nüfusları çoğalmasın diye, akıl hastası denenler hadım bile edildi. Avrupa ülkelerinde, Amerika’da, akıl hastanelerine yatırılanlar, ‘elektroşok’a tabi tutulanlar, ilaçla uyuşturulanlar kimdi? Yoksullar, zenciler, göçmenler. Psikiyatr muayenehanelerinde koltuklarda konuşma tedavisine gidenler? Zenginler.

Buyurun ırkçılığın felsefesi, sosyal-Darwinizm.

Almanya’da, Hitler döneminde, psikiyatrların, akıl hastalarının öldürülmesi kararlarında imzaları var. O dönemde 200.000 ‘akıl hastası’ katlediliyor.

Tarih hep böyle değil. Eski Mısır’da, Çin’de, Osmanlı’da çok daha insancıl yaklaşımlar var.

Kimi ülkelerde akıl hastaları örgütlenmeye başladı.

İşte Meksika. Derneklerinin adı Colectivo Chuhcan. Akıl hastanelerinde zamanında yatmış olanlar, komiteler oluşturmuş. Ellerinde fotoğraf makineleri, ses kayıt cihazları, not defterleri; teker teker kurumları dolaşıyor, denetliyor, basına, parlamentoya rapor ediyorlar. Hastanedeyken, başlarından geçen (delidir diye kimseye inandıramadıkları) eziyeti, işkenceyi, cinsel tacizleri dile getiriyorlar. Radyodan yayın yapıyorlar. Hukuki yollara başvurmuşlar. Meksika Başkanı’nı konuyu araştırmaya zorlamışlar. Meclisten yeni bir yasa geçirtmişler.

Türkiye’de, hükümetin hukuk dışı uygulamalarına, gece yarısı baskınlarına şaşkınlığımızda, gündem değiştirme taarruzuna, kim kime oy verecek tartışmalarımızda yoğunlaşırken, günlük hayatta karşılaşılan sorunları sıradanlaştırdık, konuşmaz olduk. Meksikalılar, devletten çektikleri açısından, Türkiye’den o kadar farklı değil. Lakin dünyaya örnek olabilecek bir şekilde seferber olmuşlar.

Ancak 1960’lardan beri başta İtalya ve ABD’de olduğu gibi, yapılması gereken çağdaş temerküz kamplarını andıran akıl hastanelerinin kapatılması, yardıma ihtiyaç duyulan kişilerin toplum içinde farklı örgütlenme ve hizmet modelleriyle kalmalarının sağlanması. Çağdaş model bu. Uluslararası antlaşmalar da bunu öngörüyor. Dünya Sağlık Teşkilatı’nda en son mayıs ayında 194 ülkenin katılımıyla bu yönelişi kararlaştırdı.

Türkiye’de?..

Temerküz kamplarına devam! Lafı bile edilmiyor.

Gündüz Vassaf

Dünyalılar

Rastgele Haber

Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler… – Fikret Başkaya

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir