Home / Güncel / Türkiye’nin yeni bir muhalefet ihtiyacı (2)

Türkiye’nin yeni bir muhalefet ihtiyacı (2)

k-ab

Gezi hareketi sadece AKP’ye tepki veren, İslamofobi ve Kürdofobiyle dolu öfkeli dile teslim olarak ulusalcılıkla sol akımlar arasında sıkıştı. Bir kez daha demokratik muhalefet kendine çıkış yolu bulamıyor. Türk siyasetinin en büyük sorununun temsil edilemeyen muhalefet olduğu gerçeği seçimler yaklaştıkça da daha çok hissediliyor.

Eğer ulusalcı değilseniz, kerhen CHP’ye oy vermek istemiyorsanız, Kürt değilseniz, ortada oy verecek bir muhalefet partisi yok. 2007 seçimlerinde oy verecek parti bulamadıkları için sandığa gitmeyenlerin oranı yüzde 16 iken, bu oran 2011 seçimlerinde yüzde 13’tü. Son kamuoyu araştırmalarına göre sistemi protesto ederek sandığa gitmeyeceklerini söyleyen seçmenlerin oranı yüzde 16. Diğer yandan CHP’nin yarısını teşkil eden sosyal demokratlar, Türk milliyetçisi bir “politbüro”nun egemenliği altındaki partiye sadece “laiklik” tedirginliği ile oy veriyorlar.

Yine araştırmalara göre AKP’nin seçmenlerinin yüzde 13’ü de, CHP’ye asla oy vermeyecek liberal/sosyal demokratlardan oluşuyor. Ama CHP’nin sadece yüzde 50’sini, seçmenlerin yüzde 10’unu teşkil eden ulusalcı kanat tüm muhalefetin önünü kapatıyor. (CHP tabanının tamanının ulusalcı seçmenlerden oluştuğunu, bu yüzden CHP’nin çaresizce bu tabana teslim olduğu şeklindeki kamuoyu kanısının doğru olmadığını not düşelim). Bu anlayışla yönetilen CHP’nin seçimlerde aldığı oy ise yüzde 20-25’i aşamıyor. Böylece siyaset sahnesi dar bir alana çekilmiş muhalefet partisi ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynayan AKP’ye bırakılıyor. Dolayısıyla mevcut muhalefet paradigması, Türkiye için aşılması gereken en önemli konudur.

“Herkese, tüm kimliklere demokrasi” diyen Gezi, sistemi protesto amacıyla sandığa gitmeyenleri, oy verecek parti bulamadıkları için bağımsızlara oy verenleri, CHP’nin değişim isteyen sessiz sosyal demokratlarını, hatta AKP koalisyonu içinde ikinci sınıf bir konuma itilen liberalleri heyecanlandırdı. Ama Gezi de, AKP-Erdoğan karşıtlığı cephesinde buldu kendini, burdan çıkamadı, asıl mesajın yeni bir muhalefet, siyaset zihniyeti, alanı ve formatı yaratmak olduğunu kaçırdı. AKP ve ulusalcıların otoriterlikte bir madalyonun iki yüzü olduğu es geçilince, Gezi’nin demokratik muhalefeti arada sıkışmaya başladı. Sadece iktidara tepki vererek, kendi demokrasi taleplerine tam ters noktada duran ırkçı milliyetçiliğe, darbeci anlayışa destek oldukları, öfke bulutunun içinde kayboldu.

Böylece, mevcut meşru ama sivil alanda temsil edilmeyen demokrasi talepleri ve bunların arkasındaki muhalif kitleler de boşlukta kalmaya mahkum oluyor bir kez daha.
Türkiye’ye yeni bir muhalefet lazım. Bunun kendi yolunu bulabilmesi içinse yeni bir kavrayışa, algıya, zihin dünyasına ihtiyaç açık ve net. Evet, ortada somut bir “ihtiyaç” var. Ama bu ihtiyaç nasıl somutlaşacak? Algı tıkanıklıklarını aşıp, ayağa dolanan eski düğümleri tek tek çözüp, köklerden ağaca varmak tek çözüm. TC’nin, geçmişin yükünü atıp, onunla yüzleşip, eski değil, mevcut değil, yeni Türkiye’nin öncüsü olabilecek bir adımı atmak… Bu ancak Kemalist ve Marksist-Stalinist zihniyeti geçmişte bırakarak, yeni, üretici, proaktif, küresel yeni sınıflarla uyumlu bir demokrasi anlayışıyla olabilir. Aslında Gezi’nin dünyada bile yankı uyandıran, kitleleri büyüleyen sırrı da bu alanın ilk defa bu denli açık ve yaratıcı bir şekilde görünür olmasıydı. Bulgaristan’dan Yunanistan’a, ABD’den İtalya’ya, Hong Kong’dan İngiltere’ye, kentler içinde sıkışmış global mutsuzlar benzer duyguları yaşıyorlar sistemlere karşı. Gezi kitlesinin aynı zamanda global olduğunu, taleplerinin yerel sınırlar dışına taştığını anlamadan, donmuş muhalefet biçiminin mazoşist, tepkisel, içe kapanmış dünyasına teslim olunur ancak.. O yüzden yeni muhaliflik, küresel bu dalganın demokrasi talebiyle uyumlu, her türlü otoriter kökü, eğilimi temizleyerek, taze bir sesle, eskinin zihinsel, dilsel diktatöryasına karşı çıkarak mümkün olabilir.

Gezi ruhu çoğulcu, eşitlikçi ve adil bir demokrasiye yönelirken eskinin nefretle, fobilerle, önyargılarla, aşağılamalarla dolu “sinik” dilinden ayrışarak, uzlaşmacı, önyargısız, eşitlikçi bir dili kurmak zorunda. Ama en zoru da bu dili kurmak. Bir dilin oluşumunu ise ihtiyaçlar belirler. Mevcut yapılar, mevcut muhalefet yeni Türkiye’yi dünyayı kapsamıyor, o yüzden ihtiyaç somut olarak var ve artık kabına sığmıyor. Cepheleşmeyen, kapsayıcı, eşitlikçi, çoğulcu, tolereranslı, somut önerilerle dolu, proaktif bir dil…. Yeni bir demokratik zihinle, yeni bir vizyonla…
Talepleri temsil edilmeyen kitlelerin de ekmek kadar su kadar ihtiyaç duyduğu, mevcut kalıplar arasından yolunu bulup yeni bir geleceğe açılabileceği yeni Türkiye ancak böyle hayal edilebilir.

Konu ile ilgili yazarın bir başka yazısını okumak için aşağıdaki resme tıklayınız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

http://dunyalilar.org/geziden-geriye-kalan-ve-temsil-edilemeyen-muhalefet-1.html

Rastgele Haber

Flört şiddeti nedir?

Kadınlar için korkutucu bir deneyim! Korkmayın… Ama flört şiddetinin şiddete açılan kapılarından biri olduğunu da …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir