Home / Kültür-Sanat / Umberto Eco: Sıfır Sayı İle İnandırılan Yalanlar

Umberto Eco: Sıfır Sayı İle İnandırılan Yalanlar

Gülün Adı, Foucault Sarkacı, Prag Mezarlığı, Önceki Günün Adası romanlarının çok katmanlı kurgularıyla okuru kendi büyülü dünyasına çeken Umberto Eco, roman yazarı olmanın yanı sıra bir akademisyen, sağduyulu bir tarihçi, düşünür ve gerçek bir entelektüel olarak da tanınmaktadır. Ölümü entelektüel dünyayı yasa boğmasına rağmen, Sıfır Sayı isimli son romanı günümüz gerçekliğinin, ana akım medya ile nasıl bir distopya/ çarpıtma oluşumu içinde rol aldığını göstermekte ve günümüz düşünce dünyasının yozluğunu okura duyurmaktadır.

Bayram Sarı- Dünyalılar-Umberto Eco

Ölümü üzerine yazılan birçok yazının dışına çıkarak, bu büyük düşünürü son yapıtı ile selamlamak daha doğru olmayacak mı?

Umberto Eco ve Sıfır Sayı:

Umberto Eco, Sıfır Sayı adlı son romanında da okurlarına farklı ufuklar açmaktadır. ‘Asla çıkmayacak’ olan bir günlük gazetenin hazırlanışıyla geçen bir yılın öyküsü ve büyük kaos anlatılmaktadır. İdeolojik sapkınlıkların doğurduğu tuzaklara her sayfasında değinilmektedir. Biz etrafımızda olup bitenleri izlerken, Umberto Eco önümüze konan haberlere neden kuşkuyla bakmamız gerektiğini ısrarla anlatır ve neredeyse otoritenin üzerimizde yarattığı algılarımızdan kurtulmamız için şiddetle sarsar.

Sıfır Sayı, gazete ve dergilerin pilot sayısına verilen isimdir, roman da sıfır sayısı hazırlanan bir gazete ve gazeteciler anlatılmaktadır. Umberto Eco yozlaşmış haberciliğin, şantajın gücünü ve yönlendirici medyanın iç yüzünü okura sunmaktadır. Roman, 1992 yılının Nisan’ında başlıyor ve birkaç ay süren bir süreyi anlatıyor. 1992 gerçekten de İtalya için önemli haberlerin yaşandığı bir dönem, Şubat ayında savcı Antonio di Pietro “Temiz Eller” operasyonuna girişmiş ve siyasi yozlaşma ve rüşvet ağını ortaya çıkartmaya başlamıştı. . Gazetenin 1992 yılının Nisan ayında başlayıp Haziran ayında sonlanan yazı kurulu toplantıları ekseninde medyayı soruşturan kitap için mekan olarak Milano’yu seçen Umberto Eco, İtalya tarihinin 1945 sonrasını da irdelemektedir. Bu yüzden romanın geçtiği aylar İtalya haberciliği için çok önemli bir dönemdir.

Yeraltı dünyasının patronu Vimercate, üst sınıfa alınmak için şantaj mektubu olarak kullanmayı amaçladığı bir gazete çıkartmak istemektedir. Görevlendirdiği gazeteci Simei ise işler ters giderse bu süreci kitaplaştırarak kendi şantaj mektubunu hazırlayıp cebini doldurmak niyetindedir. Simei’nin iyi kahraman olarak yer alacağı kitap için onunla anlaşan “Sıfır Sayı”nın birinci tekil şahıs anlatıcısı Colonna’nın bir diğer işi de yazı işleri müdür yardımcısı gibi bir şey olarak yazı kurulu toplantılarına katılmaktır. Colonna çeviriyle hayatını kazanıp ansiklopedi düzeltmeleri yapmış ve kendini kaybedenlerden biri olarak gören 50 yaşında bir adamdır. Üçüncü sayfa habercisi Cambria, gizli servislerle ilişkisi olduğu düşünülen Lucidi, bilmece bulmaca sayfacısı Palatino, eski matbaa çalışanı Costanza, skandal açıklamalar hafiyesi Braggadocio ve onurlu gazetecilik yapma hayaliyle orada bulunan dedikodu gazetecisi Maia ise işe alınan diğer gazetecilerdir. Okuma boyunca her birinin deneyimi, deneyimsizliği üzerinden bir gazetenin nasıl yönlendirici haber yapabileceği tartışmalarına tanık olunmaktadır.

Umberto Eco, kitabın son sayfasını kapattığında okuru trajik bir kaosun içinde çelişkiler ile tek başına bırakmaktadır. 90’lı yıllara ait olan bu hikayeye 2010’lu yıllardan bakıldığında yazarın önermeleri okura, okurun zihin açıklığına göre, net bir gerçeklik ya da bulanık bir yarı gerçek yarı kurgudan ibaret gelebilir. Bu sıfır sayı çıkacak gazetenin nasıl olması gerektiğinin tartışıldığı, daha doğrusu gazete patronunun görevlendirdiği yayın yönetmeni tarafından dikte edildiği yazı kurulu toplantıları adeta bir gazetecilik okulu gibidir. Bir gazetenin nasıl olmaması gerektiğinin madde madde işlendiği kitap, kötü gazetecilik nasıl yapılır gösterirken, biz Türk okuru olarak bunu çok iyi bildiğimizin farkına varırız.

Demokratik gazeteciliğin ana ilkesi olayların görüşlerden ayrı tutulmasıdır. Sıfır sayı olarak adlandırılan bu gazetede ise bunun tam tersini nasıl çaktırmadan yapılacağı toplantılarda tek tek tartışılıp belirlenmektedir. Başkasının ağzından söylemek için tırnak işaretinin önemi; yalanlamak; tekzip; okur mektuplarına yanıt; ima ederek haklı çıkmanın yöntemleri; kültür sanat sayfasının gereksizliği; en basit bulmacalar; herkesin kendini bulacağı burçlar; ölüm ilanları; ölen halka mal olmuş birinin ardından hemen haber yapabilmek için hazır tutulan dosyalar ki, bunlara timsah gözyaşları diyorlar; asıl haberi enformasyon ortamında boğmak sıfır sayının alt başlıklarıdır. Çevre ve atmosfer sorunları, tarikatlar, Tapınak Şövalyeleri, petrol, ilaç, eğlence gibi sektörler, mafya, siyasetçiler, askerler, gizli örgütler, cinayetler, suikastlar, bombalar ve 1945’te Mussolini yerine dublörünün öldürüldüğünün iddiasının detaylıca işlendiği toplumsal konular kitabın ilginçliğini arttırmaktadır. Aşkı ve bireyin kendini bulma sürecini, kaybeden olmanın kazandırdığı zaferi de sayfalarında buluruz sıfır sayının.

Kitapta “Alimliğin hazları, kaybedenlere mahsustur” diyen Umberto Eco, hikayeyi niçin sakıncalı bir karakterin bakış açısından anlatmayı seçtiğini anlatırken; kaybedenleri merkeze koyduğunu söylemektedir: “Dostoyevski kaybedenler hakkında yazıyordu. İlyada’nın ana karakteri Hektor bir kaybedendi. Kazananlar hakkında konuşmak son derece sıkıcı. Gerçek edebiyat, daima, kaybedenlere dairdir. Madam Bovary bir kaybedendir. Julien Sorel bir kaybedendir. Ben de aynı işi yapıyorum, hepsi bu. Kaybedenler daha büyüleyici. Kazananlar aptaldır. Çünkü şans eseri kazanırlar.”

Umberto Eco medyanın en çirkin yüzünü okuruna göstermektedir:

Eğer bir gazete yarının haberini yazıyorsa, spekülasyon yapıyordur, haberleri kendi istekleri doğrultusunda manipüle ediyordur. Bu durum özellikle bu günlerde romanı okuyacak olanlara çok anlamlı gelecektir. Medyanın manipülasyon gücü, şantaj ve komplo teorileriyle yaratılan paranoya ayrıca siyasi bir güç oluşturmaktadır ve Umberto Eco kitabında asıl buna dikkat çekmektedir. Sıfır Sayı ülkemizde çok yankı uyandıracak bir roman gibi görünüyordu, fakat yeterince değerlendirilip, tartışılmadı.

Sıfır Sayısından Sonuç:

Dürüst ve güçlü gazeteciliğin önemini bugünlerde daha iyi anlamaya başlamamız gerekirken, ne yazık ki öyle olmuyor. İçinde yaşadığımız onca felaketten sonra görmemeyi ve gönüllü kandırılmayı ısrarla istemekteyiz.

Madalyonun ön yüzünde gerçek gazeteler, gazeteciler yaşanan çoğu felaketin başlıca sorumluları olarak gösterilmektedir. Yaptıkları haberler, yazdıkları yazılarla aydınlığı getirmeye çalışıyorlar, biz bu gerçekleri öğrenmek istemiyoruz. Üzerimizde yaratılan sahte cennet algısı ile mutlu olmayı seçtiğimizi sanıyoruz. Dürüst gazete ve gazeteciler yayımladıkları haber ve yazılarla gerçeğin ortaya çıkması için uğraşırlar ve yaptıkları işler, erk sahiplerinin damarına bastığı, oyunlarını bozduğu, planlarını karıştırdığı için hakarete maruz kalır, aşağılanır, hapsedilir ve öldürülürler.

Kötü yönetimin faturasının gazetelere, gazetecilere kesilmeye başlandığı yerde basın özgürlüğünün sonu gelmiştir. Basın özgürlüğün bittiği yerde de çıkar gazeteciliğinin önü açılmıştır. Gücün ve güçlünün yanında yer alan, görevi ise alkışlamaktan ibaret olan bir gazetecilik anlayışı türer ki, sıfır sayı olan gazetelerin en sadık okuru olmayı bilinli seçimimiz zannederiz. Sıfır sayılı medyanın, sıfır bilinçli takipçileri olarak, yalan tek doğrumuzdur artık.

Bayram Sarı

www.dunyalilar.org

 

Rastgele Haber

The Others: Korkutanı Sevmek

Neden korku filmi izleriz? İzlediğimiz bir filmde gerilmeyi, kaygılanmayı niye tercih ederiz? Bu sorunun yanıtı …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir