Home / Güncel / Umudu Olmayan Yanmış Çocukların Ülkesi

Umudu Olmayan Yanmış Çocukların Ülkesi

 “Artık havalar iyice soğudu. Kuş sesleri duyulmaz oldu. Şimdi yalnızca, anasını ya da babasını, kardeşini yitiren çocukların ağlamaları duyulabiliyor. Bizler, bir ülkesi ve umudu olmayan çocuklarız.”

Coğrafyamızın çocukları yanmakta…

Yaşamın ve aşkın kaynağı olduğuna…

Aldığımız nefes utanmakta.

Bina bodrumlarında öldürülen, yakılan çocukların kemiklerini bir koleksiyoncu titizliğinde toplamaktan aciziz.

Suskunların mezarlığında ölüm ile yaşam arasındaki arafta günahlarımızın ağırlığından korkuyoruz…

Bencilliğin büyüttüğü hırslarımızla kişisel cennetlerimize kabul görmeyi beklemekteyiz.

 “Artık havalar iyice soğudu. Kuş sesleri duyulmaz oldu. Şimdi yalnızca, anasını ya da babasını, kardeşini yitiren çocukların ağlamaları duyulabiliyor. Bizler, bir ülkesi ve umudu olmayan çocuklarız.”

Eski Yugoslavya’nın çocukları gibi bağırmadı mı çocuklarımız?

Ne değişti?

İnsanların parçaları, yakılan bedenlerden geriye kalan kemikler ortalıkta dolaşırken devlet huzurdan bahsetmekte…

Cizre’nin çocukları “Kamu düzenini sağlamak” adına kabuslara gömüldüler seslerini kimse duymadı…

Küçük bedenleri, hayalleri ve umutları…

Ve bez bebekleri, futbol topları, bilgisayar oyunları ile…

Çocuklar bodrum katlarında…

Yanmış…

Hangi ilkel insan dürtüsü içimizdeki…

Çocukların yanık et kokularına rağmen yaşamaya devam edebilme gücünü vermekte?

Gözyaşlarını içecek bir ozan cesareti olmadı mı içimizde?

Kainat ağlarken zamansız giden her çocuğun peşinden,

Haksızlık değil mi bu gülmelerimiz?

Çocuklar ölür…

Büyük amaçlar uğruna ölür…

Futbol topları patlar, bez bebekleri de yanar…

Üzülmek için dili, milliyeti öğrenilmelidir değil mi? Yaşamsal düşler ağıt yakacaktır ama, sözcükler utanır kendi sıradanlığından ve zamanı, mekanı unutmak için yıkıp geçer bombalar.

Geriye dönüştürüleceğimiz kentlerin kimliksizliği kalır.

Bir anlık da olsa…

Televizyonun başında seyrettiğimiz görüntüye dikkatimizi verelim,

Havaya uçurulan binaları değil, içinde parçalanan bedenlerin ruhunu/ umutlarını düşünelim;

Yaşamdan zamansız alınan çocukların, bebeklerin, anaların yanan, parçalanan, kanayan umutları olabilir miyiz?

İnsan olan her ruhun kabul etmeyeceği tüm savaşlarda, çocuk ölümleri karşısında adalet isteyen bir vicdan, suçluların cezalandırılmasını isteyen evrensel bir yargıç olabilme cesaretini gösterebilir miyiz?

Ölümleri kendi öznelliğimizde yaşayıp, inadına bu çılgın topraklardaki tüm çocukların ortak geleceğini hep beraber düşünen ortak bir akıl olabilir miyiz?

Barış büyütebilir miyiz?

Çok mu geç kaldık yoksa?

Bayram Sarı

Dünyalılar

Rastgele Haber

Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler… – Fikret Başkaya

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir