Home / Kültür-Sanat / Uygarlığın Huzursuzu Bir İsim: Tezer Özlü

Uygarlığın Huzursuzu Bir İsim: Tezer Özlü

tozlu-5D71-0FB8-2477

Doğumlarının aslında ölümlerinin de başlangıcı olduğunu bilenler Tezer Özlü’nün kitaplarında kendilerinden çok ‘kendilikler’ini bulacaklar. Onun, sevdiği adamı -Hans Peter- “Kafatasım bu; kendi ölümüm!” diye tariflemesini; sevdikleri adamları/kadınları kendilikleri haline getiremeyen ve ölümün de yaşama dair olduğunu bilmeyenler garipseyecekler. Tezer Özlü; resmi ideolojiyle, ataerkil düzen ve onun her türden türeviyle geçinemeyen ve bunun huzursuzluğunu kemiklerinin iliklerine kadar hisseden,dolayısıyla acılarını haykırmaktan ve bütün bunlarla hesaplaşmaktan çekinmeyen, cüretkar bir kadındır… Kadındır ve kadın olmaktan sancır onun sözleri. Acıları da acılarını anlatış tarzı da, acılarının salt dünyevi olmamasından ötürü farklıdır. İntiharı düşünecek kadar sistemden bezmenin ve çevresindeki insanların acılarını sahiplenecek kadar yaşam dolu olmanın tezahürüdür yaşamı.

Evet, ölümü sık sık düşünür Özlü. Ama ölümü yaşamdan ayırmadan. Yani ölümün de yaşama dair olduğunu bilmenin istenci ile. Kanserli bedeniyle yazdığı ve kendisini farkında olmadan ölümsüzlüğe götürdüğü yazıları ölümü neden istediğinin apaçık tezahürüdür.
”Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Hem de iyi giyiniyorum.İyi giyinene iyi yer verdiğiniz için.”(1) diye seslenir ahlak meftunu kesime.Toplumsal rollerden sıyrılamamış; insanları yaptıkları işlerle, giydikleri kıyafetlerle, evlilikleriyle, okullarıyla, kurumlarıyla tanımlayan insanların yüzlerine bir çığlık patlatır. Bireyin yalnızlığını da toplumdaki amansız hastalığa mal eder ve :”Şunu öğrenmelisin: Sen hiçbir işe yaramaz değilsin. Seni senden çalan toplumdur.”der.(2)

Mutsuzluğu kutsamaz, zaten mutsuzdur. Nietzsche’yi anımsatır tarzı(öldürmeyen şey, yani acıları, onu güçlendirmiştir) Tezer’e dair ilk bakışta göze çarpanlardandır. Zira ;onun için yaşadığı hastalıklı toplumda başka türlüsü mümkün değildir. Ona göre asıl ölüm normallik ve normal kalabilme çabasıdır. Çünkü sistem normalliği dayatmaktadır. Ve sistemin dayattığı normal akıl, Tezer’in kabul edeceği türden değildir. Elektroşoklarla tedavi edilen(!) hastalar (ki buna kendisi de dahildir)gözünü açmıştır artık ve kendi ölümünü kendi yaratmak istemektedir. Bu yüzden ‘intihar’ der Tezer. Onunki doğru okunduğunda basit intihar girişimlerinden değildir. Doğumunun kendi kontrolünde ontolojik bir anlamı olmadığından, ölümünün sınırlarını kendisi çizmek istemektedir. Özlü; kimseye umutsuzluğun formülünü sunmadığı gibi haliyle, mutlu olmanın yollarını da sunmaz. Çünkü; o çok sevdiği Pavese’nin dediği gibi “Dünya nasıl olması gerekiyorsa, öyle. Kendi kendini kurtaramayanı hiç kimse kurtaramaz.”Özcesi: bireye, acılarıyla yüzleşmenin kurtuluşu getireceğine inanmaktadır.

Elektroşoklarla kapatıldığı akıl hastanelerinden “Çocukluğun Soğuk Geceleri”nde hesap sorar. Kanserli bedenine rağmen bilindik kahkahasıyla gülümseyiverir “Kalanlar”dan.

Ve modern dünyanın insanlarına: ”Karşı çıkmak isteğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. Karşı çıkmak istediğim kurallar var. Bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun.”(3) diye seslenir.

En yakınlarından olan Ferit Edgü’nün “En korktuğu, en tiksindiği şey baskıydı. Her türlü baskı. Her türlü baskının insanın özünü yok ettiğine inanmıştı. Bir döneminde yaşadığı elektroşoklar da bir baskıydı. Tüm baskıcıları faşist olarak niteliyor.” diye tariflediği Özlü, ait olmak zorunda hissetmediği faşist düzenle de daimi hesaplaşma halindedir. Yaşadığı yeri, yurdu yapmasına izin vermeyenlerle, en makul isteklerini gerçekleştirme yolunda karşılaştığı engellerle bir hesaplaşma halindedir. On’lu yaşlarda çevresini ve çevresindeki sessizliği tanımlamaya çalışmış, yirmi ila otuz yaşları arasında çıldırmanın sınırlarını zorlamış, otuz ile kırk yaşları arasındaysa kendi tabiriyle” ne akıllı ne de çılgın” bir kadın olmuştur. Kırk yaşına geldiğinde artık özlemleri bitmiştir. Şehrin anlamsız gürültüsü içinde kendini koyabileceği bir yer kalmamıştır.

O alıştığımız kiremit kaplı romanların dışında bir tarzı olduğu ve beylik laflar etmeden derdini anlatabildiği için edebiyatta da bir bakıma yalnızdır o. Yazılarında modern olanın ve her türden sistematik aklın karşısında yer aldığı için post-modern olarak tariflenir. Kimi edebiyat çevrelerinde ise bireyin bunalımlarını, kent hayatının acımasızlığını derinlemesine yansıttığı ve ‘yeterince gamlı olduğu’ için Oğuz Atay’ın kadın versiyonu olarak addedilir.

Kendini “Ben belirli sınırları olan bir küçük burjuvayım” diyerek tasvir eder. Kendilik bilinci hakimdir, ancak bu kendilik bilinci bir adım ileri taşımaz Tezer’i. Yaşadığı bireysel buhranın toplumun büyük bir kesmine hakim olduğunu zaman zaman gözden kaçırır, zaman zaman da görmezden gelir. Bireysel kurtuluşu çözüm olarak araması ve Tezer Özlü’ye en yakını Leyla Erbil’le bireysel-toplumsal kurtuluş üzerine yaptıkları tartışmalar da bu durumun izdüşümüdür.

Leyla Erbil 1 Mayıs 1977’de yaşananları kendi gözünden şöyle anlatmaktadır: “O gece sabaha kadar uyanık Tezer. Sabaha kadar kapıları, camları, halıları siliyor,çatal bıçakları ovup parlatıyor. Devletin üzerine sıçrattığı kanı yuğup arıtmak istiyor. Sabah görüştüğümüzde bir kez daha bu ülkeyi terk edeceğine yemin ediyor. Mücadeleyi sürdürme lafları ediyorum ben, o ise, “Burası bizim yurdumuz değil ki, burası bizi öldürmek isteyenlerin yurdu!” tümcesini sürekli yineliyor…”(4)

Yerleşikliğin ve uygarlığın huzursuzluğunu boynunda pençe gibi hisseden “gamlı prenses”in bu doğal serüveni uyumsuzluklarla doludur. Yerleşik olanla, uygarlıkla, her türden baskı ve yaşamak istediklerine tahammül edemeyenlerle daimi bir uyumsuzluk… Ve öyle görünüyor ki;eğer yaşasaydı, bugünün dünyasında kapitalizmin ürünü toplumsal yabancılaşmayla yine uyumsuz bir hesaplaşma halinde olurdu.

Yazının yazılma amacını yine Tezer’e bırakıp, yazıyı tamamlayalım: “Neden yazılır?Dünya acılı olduğu için yazılır. İnsanın kendi zavallılığından sıyrılması çok güç bir işlemdir. Ama insan bir kez bu zavallıktan sıyrılmayagörsün, o zaman yaşamı kendi egemenliği altına alabilir. İşte böylesi bir egemenliği bir iki kişiye daha anlatmak için yazı yazılır. (Ya da kendi kendine kanıtlamak için). Çünkü,insanın kişisel özgürlüğü,kendi dünyasına egemen olmasıyla başlar.”(5)

Uygar-huzursuz(!) bu öfkeli kadına selam olsun…

Dip Notlar:

(1)Özlü,Tezer.Yaşamın Ucuna Yolculuk.16.Baskı.İstanbul,Haziran 2011:Yapı Kredi Yayınları s.57

(2)Özlü,Tezer.Kalanlar.11.Baskı.İstanbul,Ekim 2012:Yapı Kredi Yayınları s.59

(3)Özlü,Tezer.Çocukluğun Soğuk Geceleri.19.Baskı.İstanbul,Ekim 2012:Yapı Kredi Yayınları s.12

(4)Erbil,Leyla.Zihin Kuşları/Benim Gözümden Tezer Özlü.4.Baskı.İstanbul,Ağustos 2013:Türkiye İş Bankası Yayınları s.154

(5)Özlü,Tezer.Yeryüzüne Dayanabilmek İçin.1.Baskı.İstanbul,Ocak 2014:Yapı Kredi Yayınları s.10

Eda Pınar (anahatadergi.org sitesinden alınmıştır.)

Dünyalılar

Rastgele Haber

The Others: Korkutanı Sevmek

Neden korku filmi izleriz? İzlediğimiz bir filmde gerilmeyi, kaygılanmayı niye tercih ederiz? Bu sorunun yanıtı …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir