Home / Güncel / YA DELİRECEĞİZ YA ÖLECEĞİZ YA DA…

YA DELİRECEĞİZ YA ÖLECEĞİZ YA DA…

raedah-saadeh_penelope_fairy-tales-seriesUmutsuz bir başlık oldu bu. Yaşadığımız bu son beş günün ağırlığı var üzerimizde ona verin… “Bu kadarı da olmaz” derken hep daha korkuncuyla karşılaştığımız, karşılaştıkça alıştığımız, alıştıkça içimizdeki iyiliklerden hep bir parça kaybettiğimizin hantallığı var kalbimizde. Barış için haykırdıkça öldüğümüz, barış için gittiğimiz yoldan bombaların sarsıntısıyla döndüğümüz; kursağımızda kalan sevinçlerimizin, umutlarımızın büyüklüğü var beyinlerimizde. Tarihe geçecek bir katliamın tanığı olmanın verdiği sorumluluk var üzerimizde.

“Yas hepimizin ortak yasıdır, milletimizin başı sağ olsun” diyor baştakiler. Biz, “barış barış barış” diye haykırırken, nefret söylemleri, savaş söylemleri ile siyaset üretenler, ırkçı düşünceler ile düşmanlığı besleyenler şimdi yasımızı ortaklaştırmamızı istiyorlar. Diyarbakır, Suruç ve Ankara’da ölenler bizlerken; yasımızı bile elimizden aldıkları, neredeyse bizi suçlu ilan etmeye çalıştıkları akıl almaz bir süreçten geçiyoruz. Canları yananlarla, acıyı içinde yaşayanlarla en ufak bir empati kurduğuna inanmadığımız bu sözde ‘yas’çılar, karşımızda bir oyun oynuyorlar adeta. Ve inanmamızı bekliyorlar bu yanı başımızda duran, her an bizi öldürme tehdidiyle karşı karşıya bırakan ‘terör laneti’ne. Bir terör örgütü düşünün ki, ülkenin başkentinde, en merkezi yerinde, barışçıl sivillere ‘canlı bomba’ eylemi düzenlesin; bir devlet düşünün ki, o kadar mağdur ve çaresiz, böylesi bir eylemi önleyemesin (!) Binlerce insanın katıldığı, izinli bir mitingde güvenliği sağlayamasın; bu da yetmezmiş gibi bombalanan insanlar yaralıyken ve diğerleri yaralılarla ilgilenmeye çalışırken üstlerine biber gazı sıksın ve aklıselim tek bir açıklama yapmasın!

Geçmişte leke leke duran tüm o ‘faili meçhul’lerin arkasındaki devlet güçlerinin bir bir ortaya çıktığı, ancak bunları olayların senelerce ardından öğrendiğimiz bir tarihimiz yokmuş gibi; bize paranoyak muamelesi yapıyorlar. Biz henüz delirmedik ama bu devlete kayıtsız koşulsuz güvenmemizi, kendimizi onun güvenli ellerine teslim etmemizi, bizi korumasını beklememizi sananlar çıldırmış olmalı. Belki de toplumca bir tedaviye ihtiyacımız var artık. Bir yanda tam olarak bilgisinin olmadığı bir ‘terör tehdit’ine lanet yağdıran histerikler, bir yanda terör korkusuyla yaşama tutunmaya çalışan panik ataklar, bir yandan da yaşadığı acıları artık kaldıramayacak olan depresyondakiler olarak toplumca delirmemize az kaldı… Psikologların telkinlerle, çeşitli çözümlemelerle bir bir tedavi edemeyecekleri kadar toplumsal travmatik bir haldeyiz. Üstelik bu travmanın failini bu sefer tanıyoruz.

Tanıyoruz da, biz bir şey yapamadığımızda onlar bir ‘çözüm’ sunuyorlar: Önce oynuyorlar, delirtiyorlar sonra ‘tedavi ediyorlar’ kendi yöntemleriyle. Bakınız çözümleri:
1. Histerimiz, ‘üstün güvenlik önlemleri’yle azaltılacak! (Amerikan tarzı bir korku politikasının yaratılmasıyla, güvenli çiplerden tutun göz taramasına, parmak izlerimizin her an alınmasından sokaktaki adımımızın kontrolüne kadar bir dizi ‘üstün’ güvenlik önlemi alınır.)
2. Panik atağımız, bir ‘terör örgütü’nün önce desteklenmesi-yaratılması ve ardından sözde imhasıyla yok edilecek! (Devlet eliyle uzun süredir desteklendiğini bildiğimiz IŞİD denen çete, devlet düşmanı ‘terör örgütü’ ilan edilir. Bu tehlikeye karşı halkımız bilgilendirilir, canlı bombalar tek tek tespit edilir. Ardındaki bağlantılar mı dediniz? O da kolay; olay, sözde delillerle PKK ile ilişkilendirilir; ulusalcı-milliyetçi histerik güruh sayesinde uyduruk hikayelere kolaylıkla inanılır, gerçeklerin üstü böylece kapatılır.)
3. Depresyonumuz, unutturmak ve her acıyı normalleştirmek suretiyle rayına sokulacak! (Televizyonlar eğlenceli yayınları devreye sokar, gündem değişir, hayat normalleşir. Muhalif yayın sansürlenir, gerçekler törpülenir. Günlük hayat dertleri ile acılar silikleşir.)

Bunların her biri bizim iyiliğimiz için (!) Yeter ki korkalım, yeter ki hep o ölüm korkusuyla yaşayalım. Gerisi bu devlet için çok kolay: Biz ne kadar korkarsak, onlar da kucaklayan bir baba edasıyla kollarına alır, bizi tedavi ederler (!) Halbuki faili, ‘kral çıplak’ hikayesindeki gibi yalnız ve gayri-meşru bıraktığımız an, tüm bu travmatik süreçten yavaş yavaş kurtulacağımızı biliyoruz.

Umutsuz başladık ama umudun kapısını aralamanın yolunu galiba buluyoruz…

Korkmuyoruz. Çünkü ülkenin ‘güvenilir’ yerlerinden biri olduğunu umduğumuz, binlerce insanın katıldığı bir mitingde bombalar patlıyorsa, bu korkuyla yaşayamayacağımızı anladık. Çünkü yolda, metroda, işte, okulda patlama olasılığı olan bir bombanın üstümüzdeki hayaletiyle ‘normal’ bir gün geçiremeyeceğimizi kavradık. Çünkü saniye farkıyla ölümden dönmeyi ya da o an orda olmak ya da olmamak arasındaki nüans’ı yaşadık. Çünkü ölenin kardeşimiz, en yakın arkadaşımız, canımız olduğu bir ortamda ‘yaşam ile ölüm anlamını’ değiştirdik. Artık korkmuyoruz.

Kaynak: http://www.mormasaritueli.com/

Dünyalılar

Rastgele Haber

Flört şiddeti nedir?

Kadınlar için korkutucu bir deneyim! Korkmayın… Ama flört şiddetinin şiddete açılan kapılarından biri olduğunu da …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir