Home / Güncel / Yalan!

Yalan!

Gezi Parkı eylemlerinin gücünü ortaya koyan gelişmelerden biri, yetkililerin bu eylemleri karalamak için yalanlar üretmek zorunda kalmasıdır.

Nedir yalan? Gerçeği bile bile saptırmak; aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı olarak söylenen sözdür; gerçek olmayan asılsız ifadedir.

İnançlar, hukuk sitemleri ve toplumsal ahlak yalanı yasaklasa da, “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” ve “Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış” dense de, her yerde ve her toplumda zaman zaman yalan söyleyenler çıkmaktadır. Kimileri bazı toplulukları “Yalancı” olarak suçlasa da, yalan söyleme kişinin yaşından, cinsiyetinden, inancından, etnik kökeninden, mesleğinden, … bağımsız bir olaydır.

Kim yalan söyler? Çocuk üzerinden konuşursak belkide yalan söylemenin temel nedeni daha kolay ortaya çıkar. Bilindiği gibi, “Çocuktan al haberi” denir. Bu söylem, çocukların duyduklarını ve gördüklerini, saptırmadan ve herhangi bir çıkar süzgecinden geçirmeden aynen aktardıklarını vurgulayan bir söylemdir. Ancak gerçeği saptırmadan yansıtan çocuklar bile, yalanın balçıkla sıvanmadığını öğrenene ya da kişiliğini geliştirene kadar, yalan söyleyebilmektedir. Çocuğun yalan söylemesinin temel nedeni, gerçek ortaya çıktığında kendisinin bir şekilde cezalandırılacağını bilmesidir; korkudur.

Çocuklukta kendini korumak için kullanılan yalan, yetişkinlikte boyut değiştirir; kendisini koruma/kollama içgüdüsünü aşar. Kendisine ek ayrıcalık sağlamak, ayrıcalıklarını sürdürmek ya da karşısındakini zor durumda bırakmak için kullanılmaya başlanır. Bu bağlamda toplumun geniş kesimlerinin siyasetten uzak durmasını, kimilerinin, siyaseti insanı kandırma aracı olarak kullanmasına bağlamak yanlış olmamaktadır. Parasalcı ülkelerdeki siyasetin genel niteliği, başta oy aldığı kitle olmak üzere tüm toplumu ve dünyayı kandırmaktır. Bu tür toplumlarda muhalefetteyken atıp tutan partiler, iktidar olduklarında, genellikle söylediklerinin tersini yaparlar.

İktidarların toplumunu kandırması, günümüzde günlük olağan olaylarmış gibi sıradanlaşıp yaygınlaşmıştır. Örneğin, toplumun yüzde bilmem kaçı işsizdir, açlık ve yoksulluk sınırında yaşamaktadır, dış borç alabildiğince artmıştır, ülke içinde bir çalkalanma olduğunda, birkaç gün içinde yurt dışına çıkan para milyarlarca doları bulmaktadır. Ne gam! Eline mikrofonu alan yetkili, ekonomik durumun iyi olduğundan söz eder! Bu tür söylemler artık yalan olarak bile algılanmamaktadır. Bu tür söylemlerin “yalan” olarak algılanması da kolay değildir. “Tok açın halinden anlamaz” söyleminde olduğu gibi, işi olan işsizin, parası olan yoksulun ve dar gelirlinin halinden anlamadığı için, ekonomik durumun iyi olmadığının algılanması kolay değildir. Bu söylemin yalan olduğunu kavramak için hem hesap kitap bilmek, hem bilinçli ve hem de duyarlı olmak gerekir.

Oysa Gezi Parkı olayları, yetkililerin bu eylemi değersizleştirmek için dile getirdikleri akla hayale gelmeyen söylemlerin hemen hepsinin yalan olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çünkü olayları yansıtan, fotoğraflar, videolar ve canlı yayınlar, herkesin gerçeği görmesini sağlayan somut kanıtlardır. Gezi Parkı olayları, gerçeğin balçıkla sıvanamayacağını ortaya koymuştur.

Tabii burada üstünde durulması gereken bir nokta, yetkililerin bile bile neden yalana başvurduklarıdır. Bunun bir tek açıklaması olabilir: İktidar, korkmuştur. Korktukça yalana sarılmış, yalana sarıldıkça korkusu daha da artmıştır. Polis şiddetinin nedeni de, bu korkudur. Yetkililerin, “Polisimizi daha güçlü hale getireceğiz” söylemi de bu korkunun ifadesidir.

Gezi Parkı eylemleri, barışçıl eylemlerin nasıl olacağını, haklı davalarda, farklı politik-etnik ve dinsel kesimlerin ortak hareket edebileceklerini, doğaya, bireye ve topluma özgürlük olarak özetlenebilecek davalarında ne kadar haklı olduklarını göstermiştir. İktidar bu haklılıktan korkmuştur, bu haklılığın eyleme katılmayanları da giderek kapsayıp eyleme çekmesinden korkmuştur. Haksız uygulamalarının su yüzüne çıkmasından, haksızlıkların giderek genişleyen kesimler tarafıdan anlaşılmasından korkmuştur. İktidar, eylemcilerin örgütlenmesinden korkmuştur.

Gezi Parkı eylemlerinin ortaya çıkardığı gerçekler karşısında, iktidar, bu “özgürlük” davasını ve tutkusunu varlık nedenine bir tehdit olarak görüp korkmuştur. Yalana sarılmalarının bir başka nedeni de, Gezi Parkı eylemlerinin özetle şu gerçekleri ortaya çıkarmasından duydukları korkudur:

• Yandaş medya, meslek etiğini ayaklar altına alacak kadar yandaştır.

• İktidar için, hak-hukuk, hoşgörü-vicdan gibi kavramlar geçerli değildir; iktidar, tek adam iktidarıdır.

• İktidarın “ileri demokrasi” söylemi, içi boş bir söylemdir.

• İktidar, hiçbir muhalefetten hoşlanmamaktadır. İktidar için muhalefet, darbecidir, Ergenekoncudur, marjinaldir, provoktördür, teröristir, … İktidar için, karşı görüşte olanların yurttaşlığı bile kuşkuludur. Muhaliflerin, karşıtlarının her hareketi ve her söylemi ideolojiktir; kendilerininki asla!

• İktidar, polisi, halkın güvenliğini sağlayan bir birim olarak değil de, kendi korkularını giderecek bir güç olarak görmektedir.

• Polis, artık tam anlamıyla iktidarın polisidir ve vicdanını da iktidara endekslemiştir.

• İktidar, kendisine oy veren yurttaşları bile, cahil, duyarsız, vicdansız, gördüğünü anlamaz, liderine körü körüne bağlı kullar olarak görmektedir.

• Libya’ya, Tunus’a, Mısır’a ve son olarak da Suriye’ye karşı küresel sömürgenlerin komplolarının bir aracı olarak yer alan iktidar, Gezi Parkı eylemlerini dış güçlere bağladığında, kendisini ne kadar aymaz duruma düşüreceğini görmeyecek kadar öngörüsünü yitirmiştir.

• İktidar, Gezi Parkı eylemlerinin zekası, yaratıcılığı ve barışçılığı karşısında ezilmiştir; bu ezikliğin altından kalkması kolay değildir.

• İktidar mensuplarının vicdanları herhalde rahat değildir; bu rahatsızlığı atlatmaları kolay değildir.

• İktidar, kendi yalanlarının altında kalmıştır; toparlanması kolay değildir.

• Hareketsiz duran insanlardan bile korkan iktidar, korkusuna mahkum olmuştur; bu korkudan kurtulması kolay değildir.

• Türkiye’nin acilen doğaya, bireye, emeğe ve topluma değer veren, yurttaşına güvenen bir iktidara gereksinimi vardır.

Rıfat Okçabol

www.dunyalilar.org

Rastgele Haber

Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler… – Fikret Başkaya

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir