Home / Gelecek / Yeni Bir Dünya Düzenine Doğru

Yeni Bir Dünya Düzenine Doğru

Yakın geleceğin dünyası nasıl olacak? Tüm öngörüler, bu tempoda giderse 2050’ye kadar Çin’in ABD’yi geçerek bir numaralı ekonomik güç olacağını işaret ediyor. Hindistan’ın ve diğer Asyalı ülkelerin yükselişi ve AB’nin güçten düşmeye başlaması göz önüne alınınca, dünyanın güç ekseninin Batı’dan Doğu’ya kaymakta olduğu bariz bir şekilde görülüyor. Çin, Hindistan gibi yükselen devlere Rusya ve Brezilya da eşlik edince geleceğin ekonomik ve siyasi senaryoları yeniden çiziliyor. Peki süper güç ABD, gücün kendisinden kaymasını sadece izleyecek mi?

 

ABD de şimdi tüm dünya güç dengelerini değiştirecek bir hamleye hazırlanıyor.

 

Tarih boyunca süper güçler, mevcut durumu izlemek yerine geleceği kontrol altına alacak, satranç hamlelerini yapmaktan hiç geri kalmadılar. ABD de şimdi tüm dünya güç dengelerini değiştirecek bir hamleye hazırlanıyor.

ABD-AB ticari blok kuruyor

Geçtiğimiz ay Obama ve Merkel, Avrupa ve ABD arasında muazzam büyüklükte bir serbest ticaret bölgesi (TAFTA-Transatlantic Free Trade Area) kurulacağını açıkladılar. Böylelikle dünya GSMH’sının nerdeyse yarısını oluşturan devasa bir ekonomik güç ortaya çıkmış olacak. İki gücün bugün bir araya gelmesi 32 trilyon dolarlık bir ekonomi anlamına geliyor. Türk basınında pek yer bulmayan bu gelişme, aslında dünyanın mevcut tüm dengelerini değiştirecek denli stratejik önem arzediyor. İki kıtanın ekonomik olarak birleşmesi ticaret ve istihdamı ateşleyerek, Amerika’nın ihracatını ve tüketimini ikiye katlayacak, yatırımlar roket hızıyla artacak. Alman arabaları ve ilaç endüstrisi Amerikan pazarına akarken, Amerika mikroçiplerden, biyoteknolojiye, doğal gaza, ürünlerini Avrupa pazarına gümrüksüz, hiç bir sınırlama ile karşılaşmadan akıtacak. Gelecek yıla kadar tamamlanması düşünülen anlaşma ile ekonomistler, kabaca tarafların her birinin yılda 100 milyar dolar ekstra gelire kavuşacağını ve GSMH’larının da yılda yüzde 0.5 artacağını, ayrıca toplamda 2 milyon kişiye istihdam sağlayacağını öngörüyor.

Çin tehlikesine set

Aslında bu dev birleşmenin arka planında, Amerika’nın ve Avrupa’nın Çin’ın hızla dünyanın en büyük ekonomik gücü olmaya doğru gidişinin önünü kesmek gibi bir stratejik amaç da yatıyor. Obama ve Merkel, böylece ileri teknolojiye sahip yüksek becerili işgüçlerinin bir araya getireceği sinerjiyle, Çin tehlikesine set çekmiş olacaklar. Birleşmeyle daha fazla insan, zenginlik ve ekonomik kaynaklar bir araya gelerek ekonomistlerin “ölçek ekonomisi “ olarak adlandırdığı sıçramalı etki yaratılacak. Kotaların, gümrüklerin başarısız olduğu küresel ticarette, atılan bu stratejik adımla, belki de Avrupa ve Amerika’yı aynı askeri güvenlik içinde toplayan NATO’nun şimdi ekonomik versiyonu gündeme geliyor. Tüm bu arayışların arkasında ise, daha güçlü olma isteği var. Kim güçlüyse kuralları o koyacak.  Süpergüç mantığını izleyen stratejistler, güç dengesinin eşit olmasının her zaman çatışmalara götüreceğini, ama bir tarafın (tabii ABD’nin) ekonomik  güç terazisinde ağır basmasının, gelecekte diğer ülkeleri de yanına çekebileceğini öngörüyor.

Doğal gaz ve petrol kaynaklarına güvenerek kendi yolunu seçen Rusya’nın aksine Çin’in günlük 9.7 milyon baril petrol ihtiyacı var. Ve bu para da Batı’ya yaptığı ihracattan gelmek zorunda. Çin’in yaptığı ihracatın ancak yüzde 50’si katma değer üretiyor. Diğer yüzde 50, Amerikan ve Avrupa şirketlerinin araştırma, tasarım, pazarlama ve finans mekanizmalarıyla emiliyor.

Amerika daha 2009’da Çin’le ikili blok kurmak için bir adım atmıştı. Ancak Çinli liderlerin gönülsüzlüğü üzerine girişimin başarısız olması, Amerika’yı böyle bir adıma, kendi açısından, zorunlu kılıyor. ABD, ekonomik, askeri, teknolojik güçlerle donanmış böyle bir gücün, Çin’i ticarette beraber hareket etmeye ikna edeceğini umuyor.

Rakamlar çarpıcı

Avrupa Birliği Komisyonu’nun açıkladığı rakamlara göre, ABD’nin Avrupa’daki yatırımları, Asya ülkelerindeki Amerikan sermaye yatırımlarından üç kat fazla. Avrupa’dan Atlantik’in karşı yakasına bakıldığında ortaya daha da çarpıcı bir tablo çıkıyor. AB ülkelerinin ABD’deki yatırımları, Hindistan ve Çin’e yapılan toplam yatırımların sekiz katını buluyor. İki büyük ticari blokun birleşmesi aradaki ilişkileri daha da derinleştireceği açık.

Engeller var

Anlaşmanın AB’ye yılda 120 milyar euroluk büyüme ve yaklaşık 400 binlik ek istihdam getirmesi bekleniyor. Hâlihazırda AB ve ABD arasındaki mal ve hizmet değişimi günde 2 milyar euroyu buluyor. Ancak farklı ticari düzenlemeler, güvenlik standartları ve rekabet kuralları, ülkeler arasındaki ticareti büyük ölçüde engelliyor.

Serbest ticaret bölgesi anlaşmasının ne zaman imzalanacağı henüz belirsizliğini korusa da 2015 yılına kadar kesin bir anlaşmaya varılacağı belirtiliyor. İki taraf arasında ortadan kaldırılması gereken önemli engeller bulunuyor. Tarım ürünleri, genetik, finans, tıbbi ürünler ve kültürel teşvik programları gibi konulardaki görüş ayrılıklarını gidermek kolay olmayacak. Serbest ticaret görüşmelerindeki en önemli konu, sınai standartların uyumlulaştırılması olacak. Bunun belli bir çerçeve bünyesinde adım, adım yapılmasının en doğrusu olacağını belirten Aspen Enstitüsü uzmanı Charles Mallory, ABD’deki bazı çevrelerde hakim olan çekinceleri aşmanın kolay olmayacağını söylüyor:

Son çare mi?

Ancak daha önceki girişimlerden farklı olarak, Atlantik’in iki yakasındaki ortakların başka çarelerinin olmadığı, hatta bunun her iki taraf için de son fırsat olduğu görüşü giderek daha çok kabul görüyor. Charles Mallory, dünyanın değiştiğini ve zamanın Batı’nın aleyhine işlediğini söylüyor. Mallory “ABD ve AB’nın dünyadaki nispi nüfuzu sürekli azalırken, Hindistan, Brezilya ve Çin gibi ülkeler siyasi ve ekonomik bakımlardan güçleniyor. Bu da her iki tarafı ortak ekonomik bölge kurmaya doğru itiyor” diye konuşuyor.

 

Kanada da işin içinde

ABD’nin yanı sıra diğer NAFTA ülkelerinden Kanada’nın AB ile uzun süredir müzakare ettiği ticaret anlaşmasını sonuçlandırması bekleniyor. Bu yaz tamamlanması beklenen anlaşmanın Amerika AB arasındaki serbest ticaret blokunun da temellerini oluşturacağı varsayılıyor. Amerika Avrupa işbirliğinin diğer NAFTA üyesi Meksika’yı da işin içine katabileceği olasılık dahilinde. Meksika anlaşmaya katılmaya ilgi duyduğunu şimdiden ilan etti. Kanada ve AB arasındaki anlaşma çatısının, CETA (Comprehensive Economic and Trade Agreement), TAFTA ile değiştirilebileceği de senaryolar arasında.  Amerika’nın diğer bir stratejisi de TPP’yi (Trans Pasifik Partnership) bütün Pasifik bölgesi için temel uluslararası anlaşma haline getirmek. Bu iki başlı yaklaşım, ABD’yi dünyanın en büyük ticaret blokları olan TPP ve TAFTA arasında anahtar bağlantı haline getireceği gibi, aynı zamanda Rusya, Brezilya, Hindistan, Çin gibi hızla yükselen ekonomileri köşeye sıkıştıracak.

Herkes kazanmayacak

İki kıta arasında kurulacak devasa ticaret bloku, yılda her iki taraftan 100 milyar euro iş hacmi ve iki milyon kişiye istihdam yaratsa da, kazananların yanı sıra kaybedenlerin de olacağı öngörülüyor. Dünya ticaretinde hızlı bir yükselme olmayacağına göre, büyük ticaret blokları birbirleriyle ticareti yoğunlaştırırken, dünyanın diğer bölgelerine ihracat, ve Latin Amerika, Asya ve Afrika’dan ithalat azalacak. Münih bazlı araştırma şirketi Ifo Institute’e göre, ABD ve AB arasında gümrükler kalkacağından, bu durum, geleneksel olarak Fransa ve Belçika’yla ticaret yapan Batı Afrika ülkelerinin dezevantajına olacak. AB’ne mal temin eden gelişmekte olan ülkelerdeki tedarikçilerin yerini Amerikan şirketleri alacak. Hatta NAFTA içindeki Kanada ve Meksika dahi, pazar payları AB tarafından kapılabileceği için bu anlaşmadan zararlı çıkabilecek.

En kazançlı ABD olacak

Eğer iki kıta arasında hiç bir sınırlama olmadan ürünlerin serbestçe dolaşabildiği bir serbest ticaret bölgesi kurulursa, ABD bu süreçten en kazançlı çıkacak ülke olacak. Avrupa’da Fransa ve Almanya’nın yanı sıra, büyüme Baltık ve Akdeniz ülkelerinde daha çok hissedilecek. Yeni anlaşmayı ticari Nato olarak da adlandıran bazı eleştirmenler, tarafların Afrika ve Karayipler gibi zayıf pazarları göz önüne almaları gerektiğini belirtiyor ve Afrika’nın belki kendi ticaret bölgesini kurması gerekeceğini ekliyorlar.

Türkiye’yi nasıl etkileyecek

Türkiye’nin de ABD-AB serbest ticaret bölgesine dahil olmak istediği haberleri yabancı basında yayılıyor. Ancak bu süreç, tam da iktidarın Gezi sonrası önce AB’yle psikolojik bir savaşa start verdiği, arkasından ABD’yi de karşısına almaya başladığı bir döneme denk geliyor. Türkiye maalesef enerjisini kendi iç bölünmesine harcarken, yanıbaşında yeni bir dünyanın kurulduğu gerçeğini kavramış gözükmüyor. Erdoğan’ın  giderek Batı’dan uzaklaşan tavrı, Türkiye’yi geleceğin ekonomik ve siyasi dünyasında izole ederek, Afrika, Arap ülkelerinin sistem dışı konumuna sürükleyebilir. Oluşacak siyasi birliğin sadece ticari değil, demokrasiyi teşvik ederek, dünyadaki Çin ve Rusya başta olmak üzere otoriter rejimlerin demokrasi alanına çekilmesi amacını da taşıyan siyasi bir strateji olduğu gözden kaçmamalı. Geçtiğimiz on yılda demokratikleştirici adımlarla Batı’ya yaklaşan Türkiye, şimdi AB’yi karşısına almanın bedelini TAFTA dışında kalarak çok ağır şekilde ödeyebilir. Özelikle AB’ne yönelik ihracat, ithalat yapan Türk şirketlerinin pazarlarını Amerikan şirketlerine kaptırabilecek olmaları faturanın ne denli acı olabileceğinin habercisi.

 

New York’ta yayınlanan Posta212 adlı gazetede köşe yazarı olan Ahmet Buğdaycı, sosyal, ekonomik araştırmalar ve trend analizleri üzerinde uzmanlaşmıştır.

Yazarın www.dunyalilar.org’ta yayınlanan diğer yazıları

Kimsenin Birbirine Güvenmediği Bir Ülke
Ey Gezici Arkadaş İktidara Nasil Gelirsin 2
Gezi Partileşirse Ne Kadar Oy Alir
İslam Demokrasi Mısır Türkiye ABD
Gezi Kamuoyu Aktörlerini Nasil Teşhir Ediyor
Gezi Direnişini Laik CHP Analiziyle Açıklamanın Tarihsel Yanlışlığı
Amerikan Düşünce Kuruluşları Gelişmeler İçin Ne Diyor
Dünyadan Türkiye Nasıl Görünüyor
Bir Brother Degil Big Data İnternet Kayit Altında

 

Rastgele Haber

Flört şiddeti nedir?

Kadınlar için korkutucu bir deneyim! Korkmayın… Ama flört şiddetinin şiddete açılan kapılarından biri olduğunu da …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir