Home / Çevre / Zenginin Elektronik Çöpü Fakirin Bahçesine Dökülür

Zenginin Elektronik Çöpü Fakirin Bahçesine Dökülür

Teknoloji çok hızla gelişiyor ve hızla tüketiliyor. Bu hızlı tüketilen elektronik malzemeler ömrünü tamamlamış olsun ya da olmasın, yerine yenisi geldiğinde atığa dönüşüyor. İşte bu noktada sorunlar başlıyor. Çünkü elektronik atıklar (e-atıklar) zehirli maddeler içeriyor ve insanların sağlığını tehdit ediyor. Dolayısıyla bu atıkların kontrollü bir biçimde geri dönüştürülmesi, dönüştürülemeyenlerin ise yine güvenli biçimde imha edilmesi gerekiyor.

Bu arada tüketiciler de e-atıklarını ne yapacağını bilmiyor. Örneğin cep telefonumuzu, televizyonumuzu ya da bilgisayarımızı atmak istediğimizde ne yapmamız gerektiğini çoğumuz bilmiyoruz.

Dünyanın en çok elektronik eşya tüketen ülkelerinden ABD’de her yıl 400 milyondan fazla elektronik aletin çöpe atıldığı tahmin ediliyor.

BBC’nin yaptığı bir araştırma, ABD ve İngiltere gibi zengin ülkelerin elektronik atıklarını yoksul ülkelere attığını ortaya koydu. Örneğin İngiltere, elektronik atıklarını Nijerya ve Gine gibi yoksul ülkelere gönderiyormuş.

Kısaca zenginler pisliklerini fakirlerin bahçesine atıyorlar. Ahlaksızca insanları ve çevreyi zehirliyorlar. Üstelikte başkalarının ülkelerine atıklarını göndererek ve o insanların sağlıklarını hiçe sayarak insanlık suçu işliyorlar. Yaşadıkları dünyanın içine etmeye devam ediyorlar.

Yoksul ülkelerin çocukları bu atıkların içlerindeki değerli metalleri ayırarak para kazanmaya ve karınlarını doyurmaya çalışıyorlar. Ancak bunu yaparken uyguladıkları işlemler sırasında yoğun zehire maruz kalıyorlar. Özellikle kurşun gibi kimyasallar çocuklar için çok tehlikeli. Zengin ülkelerin çocukları PSP’lerinde hangi yeni oyunu oynayacaklarını düşünüp heyecanlanırken, yoksul ülkelerin çocukları bunlarla oynamak bir yana içlerindeki kimyasallar nedeniyle her gün zehirli hava soluyorlar.

Zararlı atıkların dolaşımını engelleyen Basel Anlaşması 1989 yılında imzalandı. 1992 yılından beri yürürlükte. Bu anlaşmaya göre elektronik atıkların yoksul ülkelere gönderilmesi yasaklandı. Ancak BM tarafından 1989 yılında hazırlanan bu anlaşmaya başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler halen daha imza atmıyor.

Atıkların insan sağlığı ve çevreye yönelik zararları için mücadele etmesi gereken ve kendilerini “ileri” olarak tanımlayan bu ülkeler yine kendi çıkarlarını düşünmekten öte gidemiyor. Kolaylıkla hammaddeye dönüştürebilecekleri bu atıkların dönüştürülme sürecindeki maliyetine harcanacak para, onlar için insanları zehirlemekten daha kıymetli.

Çin’in güneyindeki Giuyu kenti dünyadaki elektronik atıkların %70 ‘inin toplandığı yer. Kent tam anlamıyla bir elektronik çöplük. Kent halkı bu atıkların içindeki altın ve bakır gibi değerli madenleri ayırıp para kazanmanın peşinde.

Çin’deki Shantou Üniversitesi’nin yaptığı araştırma çarpıcı bir sonucu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, kasabada bir ila altı yaşlarındaki 165 çocuğun 135′i beyin hasarına yol açabilecek zehirlenmeye maruz kalıyor. Guiyu’da yaşayanların yüzde 88′i cilt kanseri, sinir, solunum ve sindirim sistemi gibi rahatsızlıklara yakalanıyor.

Bizim memlekette ise her geçen gün elektronik atık miktarı hızla artıyor. Ancak bu atıkların çoğu çöpe gidiyor, oradan da toprağa karışıyor. Çünkü Türkiye’de “atık ayrıştırma” bilinci bir kaç istisna bölge dışında oluşmamış durumda. Kısaca çöplerimizi ayrıştırmayı bilmiyoruz. Çöplerini evlerinin penceresinden, bilmem kaçıncı kattan sokağa fırlatan bir toplumdan söz ediyorum. Bu insanlara çöplerini ayırma bilinci nasıl aşılanır?

Ayrıca atıkların ayrı ayrı toplaması yerel yönetimlerin pek de umurunda değil. Günde 30 kere çöp toplayan ve bunu belediyecilik hizmeti sananlar çöplerin içinde neler olduğunu ve bunun çevreye ve insan sağlığına ne tür zararlar verdiğinin henüz farkında değiller.

Aklıma yıllar önce Arena’da çalışırken bir muhabirimize HIV pozitif raporu verip hayat kadını rolü yaptırdığımız gün geldi. Gizli kamerayla çektiğimiz bu görüntülerde Harbiye’de muhabirimize yaklaşan bir özel arabanın içindekiler raporu görünce “Abla biz askeriz, bize AIDS bir şey yapmaz, sen kaç lira istiyorsun onu söyle” demişlerdi. O zaman 80’lerin sonuydu. Ben pek bir şey değiştiğini sanmıyorum. Biz hala Türküz. Bize ne radyasyon, ne AIDS, ne ağır metaller, ne de kimyasallar dokunur evelallah.

Barbaros Sayılgan – Posta 212

Dünyalılar

Rastgele Haber

Devlet teşvikiyle su gaspı

Devlet teşvikiyle su gaspı: Coca-Cola, İzmir’in suyunu hortumluyor Meşrubat ve ambalajlı su devi Coca-Cola’nın İzmir …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir