Home / Güncel / Zihniyette değişiklik yok

Zihniyette değişiklik yok

Seçim sonuçlarının belli olmasının ardından parti liderlerinin ve muhalif gazeteci-yazarların yapmış oldukları değerlendirme ve açıklamalar, politik ve toplumsal muhalefetin kendine çeki düzen vermeye niyeti olmadığını bir kez daha açıkça ortaya koydu.

zihniyette-degisiklik-yok

Arkadaşları tarafından oyun dışı bırakılan çocuklar bile alınıp “Acaba bir hata mı yaptım, bende bir yanlışlık mı var?” diyerek kendi muhasebelerini yaparken sandıkta hezimete uğrayan muhalefetin üst perdeden konuşmaya devam etmesi, her şeyden önce tam bir yüzsüzlük örneği. Muhalefet bu şekilde hareket ettiği sürece kazanan değişmeyecek.

Bazılarına göre seçimlerin kaybedeni Türkiye oldu. Zihniyette değişiklik yok, “Biz kazanamadık onun için ülke kaybetti”, e haliyle oturup karalar bağlamamız gerekiyor. Bir de her seçim yenilgisinden sonra “Artık bu ülkede yaşanmaz” diye sızlananlar var, duyan da yurt dışına çıkma yasağı var zanneder.

Bayatlamış klişeler havada uçuşuyor, en meşhur -ve pek tabii en bayat- olanı “Demokrasi seçimden-sandıktan ibaret değildir” klişesi. Aksine doğru ve yanlışın oy çokluğuna göre belirlendiği sistemin adı demokrasi, bu yüzden doğru ve yanlış, oyların dağılımına nispetle yere ve zamana göre değişiyor bu sistemde. Demokrasinin ana vatanından bir örnek vereyim: Hırsızlık Atina’da oy hakkına sahip olanların oy birliğiyle suç sayılırken birkaç yüz kilometre ötedeki Sparta’da büyük bir beceri olarak görülüyor ve yakalanmadan hırsızlık yapanlara hayranlık duyuluyordu. Demokrasi birilerinin ballandıra ballandıra anlattığı gibi harikulade bir şey değil sizin anlayacağınız.

Dillerde hep aynı türkü: Stockholm sendromu! Tecavüzcüsüne âşık olma durumu yani. AKP’ye oy verenler Stockholm sendromu yaşıyormuş; Cumhuriyet tarihinin en yasakçı partisi olan, Müslümanlara, Kürtlere, Alevîlere, Ermenilere, Rumlara vs. kan ağlatan CHP’yi yeniden kurtarıcı belleyip oylarını Altı Ok’tan yana kullananlar -ki cemaatçilik ve fırsatçılığın da eklenmesiyle ok sayısı sekize çıktı- zihinsel açıdan gayet sağlıklı!

Seçim yenilgisi nedeniyle kendilerini aşırı derecede kaybedenler var, bunlar seçimden önce de pek farklı tutum ve davranışlara sahip değildiler, ne var ki seçim sonuçlarının onları bütünüyle dengesizliğe sevk ettiği görülüyor. “Bu kitle (AKP’ye oy verenler) maalesef muktedirde kendi dünya hırslarını görüyor, Bilal’in, bakan çocuklarının, Egemen Bağış’ın yerinde olmak istiyor” diyecek kadar seviyeyi düşürenler var. Tabii ya, bu ülkenin insanı başka hiçbir şey düşünemiyor, gece başını yastığa koyduğu zaman “Keşke Bilal olsam, Egemen Bağış olsam” diye gözlerini kapayıp rüyalara dalıyor.

İşin aslı şu ki bunu söyleyen ne tarih biliyor ne de halkı tanıyor; bu tür söylemleri ‘bir türlü iktidardan pay alamamanın yol açtığı agresiflik’le izah etmek mümkün. Tekrarlayayım, bu şekilde konuşanlar AKP için büyük nimet, iktidarın 2023 rüyası böylelerinin sayesinde gerçek olacak!

“AKP’ye oy verenler ilkokul mezunu” diyen Nevval’le “Bu kitle Bilal’in, bakan çocuklarının, Egemen Bağış’ın yerinde olmak istiyor” diyen basiretsizin büyük patronları aynı, ikisi de Batı’lı iktidar merkezlerinden besleniyorlar, ahlaklı muhalif olamamaları da bu yüzden. “Üslûb-u beyan ayniyle insan” sözü boşa söylenmiş değil. Partiler bazındaki politik muhalefet -özellikle ana muhalefet partisi- eğer başarılı olmak istiyorsa, bu tür itici söylemleri ganimet bilmek yerine bu tür insanlarla kendi arasına mesafe koymak zorunda.

Adı anılmaya değer olmayan köşe yazarlarından biri seçim sonuçlarını Pyrrhus Zaferi olarak nitelendiriyor. Yunan Kralı Pyrrhus (Pirus) Roma’ya karşı zafer kazanmak için çok fazla asker kaybetmiş, ordusu zayıf düşmüş, zafer kazanmasına karşın ele geçirdiği Sicilya’da halk tarafından taşlanarak öldürülmüştü. Bunların tarih okuması bile yerli değil, halk sandıkta onları taşladı haberleri yok!

Ana muhalefet partisi lideri, “Muhalefet Köşk için ittifak yapabilir” diyor, demek ki Başbakan’a Köşk’ü altın tepside sunmaya kararlılar, adaylığını koyduğu takdirde Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olacağının resmidir. Kim bilir belki de muhalefet, Erdoğan’ı Köşk’e gönderip en azından bir süre politik arenada rahat nefes almayı düşünüyor olabilir.

Elbette herkesi aynı kefeye koymamak gerekiyor. Hayal kırıklığına uğrayan iyi niyetli, temiz, samimi bir muhalif kitle de var. Doğru düzgün 3-5 tane sosyo-politik analiz okuyarak büyük resmi görmek yerine, temenni, tezvirat ve propaganda içeren bir yığın haber ve köşe yazısına prim verip seçim gecesi hayal kırıklığına uğrayan muhalif arkadaşlar umarım bir daha böyle bir hata yapmazlar, zira hakikatten kaçış yok!

Son olarak işin uluslararası boyutuna da kısaca değinmekte yarar var. Dış dünyanın seçim sonuçlarına verdiği tepki birbirinden farklı; Rusya ve ABD’nin ardından -ki bu ülkelerin yaklaşımlarını daha önce ele almıştım- AB’nin en güçlü ülkesi Almanya da kendi yaklaşımını ortaya koydu. Almanya’nın, Erdoğan’ın balkon konuşmasına tepki göstermesi gayet anlaşılabilir bir durum, çünkü AB seçim sonuçlarından müthiş rahatsız. İstedikleri tavizleri alamadıkları için Erdoğan’a sıcak bakmıyorlar. Artı AB’ye üyelik eskisi gibi Türkiye’nin olmazsa olmazı değil, AKP iktidarının ihtiyaç duydukça kullandığı politik bir enstrüman sadece. Bu nedenle Almanya’nın tepkisi Erdoğan’ın umurunda olmaz.

Buna karşın AB üyeliği içeride Beyaz Türklerin, haliyle ana muhalefetin vazgeçilmezi. Hazır yeri gelmişken “Türkiye AB’den vazgeçemez/vazgeçmemeli” diyen güruha bu mecburiyetin kaynağını sormak lazım. AB’nin kapısında yatıp yatmak, felsefî birikimine, tarihî ve toplumsal tecrübelerine, insan kaynaklarına güvenmeyen, kültürel açıdan asimile olmuş, haliyle istikbali Batı’da arayan kimseler açısından bir mecburiyet olarak görülebilir ve bu da bütün bir ülkeyi değil sadece onları bağlar. Umarım -bir ihtimal- gümrük birliğinden çıkılır ve AB’ye üyelik süreci resmen rafa kalkar.

Ne yazık ki politik muhalefetin ne Orta Doğu ve Balkanlar’a ne de dünyanın geri kalanına yönelik bir vizyonu var, onların bildikleri tek adres Batı, bize hayrı dokunmayacak yegâne adres. Oysa dünya Batı’dan ibaret değil.

Ömer Yılmaz

Dünyalılar

Rastgele Haber

Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler… – Fikret Başkaya

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir