Home / Eğitim / Zorunlu X Dersleri Üzerine

Zorunlu X Dersleri Üzerine

AİHM kararı, ortaokullarda türban serbestisi ve Cumhurbaşbakanımızın açıklamaları ile senelerdir devam eden zorunlu din dersi uygulaması tekrardan gündeme gelmiş durumda. Ulusalcı muhalefetin, herhalde güncel diye, sürekli IŞİD’le bağlantılandırmaya çalıştığı, öte tarafta ise “e peki neden zorunlu kimya dersi tartışılmıyor, insanlar uyuşturucudan ölüyorlar” gibi argümanların öne sürüldüğü bu ortamı hiç de şaşırmayarak izlemekteyiz. “Bakın ülke İran oluyor” ile “Batı’nın teknolojisini alalım, ahlaksızlığını almayalım” tutumları Türkiye Cumhuriyeti Devleti eğitim sistemi üzerinde verdikleri büyük mücadeleyi sürdürüyorlar. Peki zorunlu Din dersi ile Fizik dersi arasında gerçekten de bir fark var mıdır, eğitimin gerçek işlevi nedir…

zorunlu

Çağdaş Eğitim

Bugün anladığımız formatıyla eğitim kurumlarının temeli Büyük Britanya İmparatorluğunun güneş batmayan topraklarına dayanır. Öncesinde dini kurumların kontrolünde olan ‘eğitim’ öğesi Aydınlanma hareketi ve beraberinde yükselen sekülerleşme akımı ile devletin kontrolüne geçmeye başlamıştır (Antik Yunandaki Akademi’den tutun da Avrupa’daki 300 yılı aşkın geçmişi olan tüm üniversitelerin kuruluşları ‘din’ ile içkin bağlara sahiptir). İşlevleri dindar ve bilgili bireyler yetiştirmek olan bu kurumlar ‘aydın’latılarak bilinçli ve sadık vatandaşlar yetiştirme araçlarına dönüştürülmüşlerdir. Ne zaman ne yapacağınızın, ne giyip ne yiyeceğinizin size birileri tarafından dikte edildiği, amacınızın bilgi değil mevcut yapıyı tekrardan üretmek olduğu eğitim sistemi ‘modern’ toplumun temel taşlarından birisi olarak yerini almıştır. (İngiliz düzeninde Kraliçeye-Krala yemin etmek / ant içmek de bunun parçalarından biridir örneğin).

Eğitim ve Aydınlanma

Aydınlanma insanı doğanın ve Tanrının dileklerine boyun eğen bir nesne olmanın ötesine geçirip kainat düzeninde onu kurucu özne olarak yerleştirmiştir. Hatta orada kalmayarak Fransız İhtilali ve ötesindeki süreçler ile Aristokratik yapıları (burjuva devrimi aracılığıyla) kırmanın önünü açmış, sadece o ya da bu kralı değil tüm Kraliyet sistemini devirmek ve ulusların kendi kaderlerini tayin etmelerini sağlamak savunusunu mümkün kılmıştır. Kendi yetkinliğini fark eden ‘insan’ın yalnızca birkaç yüz senede gerçekleştirdiği ilerleme ise (1800’lerin başında elektriği anca anlayabilmekten 1900’lerin ortasında Ay’a insan göndermeye varan süreç) akıl almazdır.

Tüm bu süreçler ise (insana dair her şey gibi) tek düzleme indirgenemeyecek kadar girift bir hediye paketine sarılmıştır. Endüstriyel boyutlarda üretimin endüstriyel boyutlarda savaşlar getirmesi, kendi kaderini tayin eden ulusların başka ulusların kaderine (hatta bazen var olmalarına) müdahalelerde bulunması, kendi yetkinliğine hayran olmuş ufacık Avrupa’nın kısa sürede dünyanın %80’inden fazlasını ‘kolonize’ etmiş olması ve daha nicesi. Tüm bunları mümkün kılan ise çağdaş eğitimin uluslara (ve onlar üzerinden devletlere) verdiği yetilerdir. Milyonlarca insanı belirli bir doğrultuda ilerlemeye ikna etmek, ortak bir ‘ülkü’de onları buluşturabilmek ve bunu birbirini takip eden her nesilde tekrar ve tekrar üretecek düzeni inşa etmek ‘çağdaş’ medeniyetin sürekliliğini sağlayan mekanizmanın en önemli parçasıdır. İnsanlarını ‘eğitmiş’ bir devlet artık yalnızca milyonlarca insanın bir arada yaşamalarından doğan pratik sorunların halledilmesi amaçlı var olan bürokratik bir yapı değil devasa bir ordudur.

Modern ve Yeni Türkiyeler

Batı bir süredir yukarıdaki anlatım düzeninde modern bir çerçeve izlememektedir. Birlikte hareket eden milyonlarca insanın birlikte hareket eden başka milyonlarca insan ile kendi iradeleri üzerinden, endüstriyel araçları kullanarak mücadele etmeleri Avrupa’yı o kadar çok kez kan gölüne çevirmiştir ki ‘ulus’ devletçilik anlayışına olan bağlılığı (yüzyıl önce kendi elleri ile besleyen) ‘aydın’ akımlar paramparça etmiştir. Bu soruna ‘çözüm’ olarak Avrupa’nın ileri özgürlükçü akımları farklı kültürlerin değerlerini ‘anlamış’tır. Batı’nın kendi yaratısına karşı dönmesinin etkileri ise küreselleşme ile beraber, güçlendirilmiş dalgalar halinde zamanında o değerleri kendisine örnek alan yerleri vurmuştur.

Her bir dalganın etkisi ile Türkiye’de ulusal milliyetçiliğin kabul edilebilirliği daha da sorgulanabilir hale gelmiş ve sonunda da devlet içindeki hakim pozisyonu (görece) sona ermiştir. Açılan bu alana ise önceki akımın tasfiyesinde aktif rol oynamış öğeler yuvalanmış ve devlet aygıtını kendi idealleri doğrultusunda kullanma yoluna gitmişlerdir. Bu öğeler arası çıkan ‘iktidar’ kavgası ise bize türlü çeşitli paralellik, devletin ve yolsuzluğun tanımları gibi meseleler olarak geri dönmüştür. Bu meseleleri Türkiye’nin modernlikten sapıp ‘çağdışı’lığa yönelmesi olarak okuyan ulusalcı kesimin atladığı nokta ise, artık ulus devlet yapısının çağdaş sayılmıyor olduğu gerçeğidir. Türkiye’de Kemalist akımın takipçileri ve ulusalcılar devlet aygıtının yönetiminde tarihselliğin bir zamanlar onlara tanıdığı meşru yönetim hakkını kaybetmişlerdir. Artık devlet aygıtının yönetimi siyasi süreçlerin tekeline kalmıştır.

‘Zorunlu’ dersler

Din dersi ise tam olarak bu noktada geçmişe, geleceğe ve günümüze tüm varyasyonları ile uygulanabilecek bir örnektir. Öncesinde her ufak çocuğun kendi varlığını ‘Türk’ varlığına armağan etmelerini emreden eğitim sistemi bugün ise her ufak çocuğu hayırlı bir Müslüman olarak yetiştirmeyi arzulayanlara hizmet etmektedir. Türkiye modern bir kurumunu kaybetmemiş, yalnızca kurumlardaki erk sahipleri değişmiştir. Modern kurumlar devlete vatandaşlarını belirli bir yönde mobilize edebilme yetisini vermişlerdir, milyonlarca bireyden yekpare bir ulus çıkarmanın araçlarıdırlar. Ancak Türkiye artık tek bir ulusun, tek bir kültürün veya tek bir halkın değil pek çoklarının bir arada yaşadığının kabul edildiği bir coğrafyadır. Böylesi bir coğrafyada ise güç ilişkileri içinde eski ayarlarda kalmış bir kurumun tek işlevi mevcut erk sahiplerini güce getiren akımları beslemek için bir araç olmaktır.

Devlet aygıtının bir akımın koruyuculuğunu yapan bir zümreden alınıp siyasi iktidara verilmesinin beraberinde siyasi iktidarın devleti kendi devamlılığı amacıyla kullanmasını getirmesi oldukça beklendiktir. Bu süreçte ise kurumları değil siyasi iktidarın o kurumların yetki alanları çerçevesinde ne yaptığını sorgulamak ne yazık ki eskiye takılı kalmanın ötesine geçmez. Çocuğunuzu evinden asker zoru ile alıp okula götürüp kendisi için ideal bir vatandaş olması yönünde istediği eğitimi vermesini desteklediğiniz bir devletin ideal vatandaş tanımına bir vatandaş olarak katlanmak zorunda olmanız ise tanım itibariyle ironiktir. Değişen dünya koşullarına uyup kurumsal reformları talep etmeyen eski akımların savunucuları ise daha çok dizlerini dövmeye mahkumdurlar…

Zeki Seskir

Dünyalılar

Rastgele Haber

Bir Egemenlik Aracı Olarak Üniversiteler

Bizdeki özel üniversiteler özel dersanelerin devamıdır. Özel dersaneler sınav ticareti, özel üniversitelerde de diploma ticareti yapılıyor...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir