Anasayfa / Başka Dünya / Hayır diyebilmek…

Hayır diyebilmek…


Yaşamak sanatının öncelikli tekniğinin, evet demek olduğuna öyle inandırıldık ki, insan olmaya özgü hayır demeyi unuttuk sanki. Belki de bütün sorun budur!
Guernica, Pablo Picasso tarafından 1937’de yapılan, İspanya İç Savaşı sırasında Nazi Almanyası’na ait 28 bombardıman uçağının 26 Nisan 1937’de İspanya’daki Guernica şehrini bombalamasını anlatan, 7,76 m eninde ve 3,49 m yüksekliğinde anıtsal tablodur.
İnsanı tek kelimede tanımlamak için onlarca çaba harcanmış. Homo Ludens(oynayan insan) olarak; sanat, siyaset, felsefe derken düşünsel, eylemsel binlerce oyun ürettiğimiz ve oynadığımız doğrudur. Homo Faber(araç kullanan insan) olarak, basit araçlardan büyük makinelere kadar hayatımızı kolaylaştırmak için bir şeyleri denediğimiz de açık. Homo Esperans(umut eden insan) hayatı bitirme kararı her an elinde olan insan, sahip olduğu küçük, büyük sayısız umuda tutunur. Tabi burada karar verme gücümüzün farkında olmak önem kazanır. Bunu bilmeden yaşamak sahip çıkacağınız bir umudunuzun olmasını da engeller. Böyle yaşayanların sayısı da az değil. Homo Sapiens, düşündüğünü düşünen anlamı içeriyor. Yaşamda kalmak için basit düzeyde düşünmek hayvanları da kapsadığından yetersiz ama gerçeği anlamak için düşünmek insan için güzel bir tanım. Ama bir tanım da daha var ki çok dikkat çekici. Benim en sevdiğim bu. Homo Negans, hayır diyebilen insan. Evet demenin daha kolay olduğu, dolayısıyla daha tercih edildiği şu günlerde hayır demekte nasıl bir ayrım diyebilirsiniz. Kendine özgü bir ayrım; bütünüyle hayır demek. Uzlaşma adı altında sistemle kurduğumuz ilişkiler nasıl anlarsanız anlayın çıkarların dışavurumu. Bahaneler sığınmaz hayır. Çünkü hayır devrimci bir karardır ve evetleyen karardan daha büyük sorumluluk ister. Hayırın temelinde özgürlük vardır. Hayır demek, insana özgü bilinçli özgür davranışı pekiştirir yani insan olmayı…
 
Yaşamak sanatının öncelikli tekniğinin evet demek olduğuna öyle inandırıldık ki, olmaya özgü hayır demeyi unuttuk sanki. Belki de bütün sorun budur! 

Biz bu kadar özgürken bir şeyler hep yanlış gider. Özgürlüğün bazen bir tuzak haline dönüştüğünü yakından gözlemleriz. Özgürlükten kaçmak anlamına gelen karizmatik lidere tutkumuz, kazansak da her türlü yenildiğimiz doğaya karşı savaşımız, şeriat yanlısı kadınların köleliğe dair garip tutkuları hep bunlara örnek. Toplumca bir Stockholm sendromu yaşatan da ne bizlere böyle? Yabancılaşma elbet genişçe. İnsan; aileden, okula, askerliğe, iş hayatına kadar ciddi bir bilinç zayıflatma bandı içinde döner durur. Bilinçteki bu öğrenilmiş edilgenlik, artık özgürlüğü değil güveni ya da hiçbir zaman sahip olamayacağına inandığı gücü arzulamasıyla sonuçlanır. Bu güvenlik isteği bağımlılığa neden olur. Yani edilgen birey zaten güce tutkun şekilde liderini beklerken karşısına her şeyi bilen, her şeye gücü yeten bir lider konulur. İnançla da pekişen bu lidere bağlanmak, özgür olmayan birey için çok zor olmaz. Ama Fromm’un söylemiyle insan sonuna kadar koyun kalamaz. Çünkü insan akıl sağlığını da koruması gereken bir canlı ve yalnızca yaşam endişesini değil akıl sağlığı endişesini de yoğun şekilde hisseder.  

Hayır demek meşakkatli bir yol. Acıdan kaçmak içgüdüsel olabilir ama bizler sadece güdüsel varlıklar değiliz. Akıl sahibi canlılarız ve hayır demenin acısına katlanmadan insan olamayacağımızı biliriz. Kader dediğimiz şeyi bu kadar kabullenmemizin sebebi de acı çekmekten korkmak. Doğum sancılarını ertelesek de bebek doğar. Dramatik hale gelmeyen saf acı insanın düşünme ve anlama kapasitesini zorlar. Acı çekilmezse değişim yaşanmaz. Acı çekmemek için avunmak, kendimizi sürekli kandırma halidir ve evetlemenin en sahtesidir belki de. Sartre şöyle söyler; “Biz hiçbir zaman Alman işgali altında olduğumuz kadar özgür olmadık.”. Durum ne kadar sıkıntılı ve acı ise bizi o kadar seçim yapmaya zorlar. Karar vermemizi hızlandıran acıdır ama insan hayatta olduğu sürece her durumda karar verir. Yani gene Sartre’ın söylediği üzere “Özgürlüğe mahkûmuz.” aslında.  

İnsan çölde de, kutuplarda da hayatta kalabilen; açlıkla, kıtlıkla, kimsesizlikle de başa çıkabilen bir canlı. Ama onu düşünme, üretme ve sevme yetilerinden tamamen yoksun bırakırsanız buna direnç gösterir, hatta edilgenliğe alışmış olsa bile. Tarih insanın yarı bilinçli, bilinçsiz hayır demelerinin tarihidir. Yani insan evet diyen ama karşı koymayı da bilen, her şeye de uyum sağlamayan bir canlı. Evrimsel sıçramayı yaratan şey çözümsüzlüktür. Eğer devrimsel bir ihtiyaç kaçınılmaz hale geldiyse hayır demek ihtiyaçtır.    

Özgürlük zorlama yokluğudur tanımı yanlış ideolojik bilinçtir. Özgürlük, gerçekliğin yalınca kavranması ve kendi gerçeklik algını oluşturmakla başlar. Yani gerçek olamayana karşı koymakla başlar. Bu gerçeklik tutkusu sayesinde insan gerçek diye sunulan toplumsal sanrılardan kurtulur ve etkin hale gelir. Özgürlüğün esas içeriği bu etkin anlayışla başlar. Ve gerçeklik anlayışının tam ya da yarı uzlaşmakla hiçbir ilgisi olamaz. Gerçek bir uzlaşma değil, gerçek apaçık orada olandır.    

Toplumun bakış açısının üstünde daha derin kavrama yeteneği olan hatta hayal gücü ile beslenen büyük insanlar olduğunu biliriz. Ortak farkındalığa sahip olduğumuzu düşündüğümüz bu insanlar da giderek bir hayal kırıklığına dönüşmeye başladılar bugünlerde. Yani gelişmiş bir bilinç, her türlü engeli aşabiliyorken bu insanlar nasıl olur da bilinç engeline takılır ve karar verme yetisini kullanamazlar diye söylenmeden edemiyoruz. İşleri kolay değil elbet. Bu toplumsal hareketsizlik halinin yarattığı kokuşma duyumsanmayacak gibi değil. Tüm bunlara rağmen umudumuza düşürdükleri gölge de bizler için çekilir gibi değil. Goethe’nin sözünü tersine çevirerek anlamak yararlı olur belki. “Evimi bir hiçliğin( varlığın) üzerine kurdum, bu yüzden bütün dünya (varlığım) benimdir.” Özgürlük Goethe’nin, bağımlılık ise bizimkilerin payına düşen maalesef…  

1937 yılında Franco, Nazi ve faşist İtalyan kuvvetlerinin yeni uçaklarını Guernica üzerinde test etmesi için izin vermiş ve bombardıman başlamıştır… Bombardıman sonrası kasabada büyük bir katliam yaşanmıştır. Paris’te olan Picasso ülkesinde olanları gazeteden duymuş ve çok üzülmüştür. Tam bu sıralar İspanyol hükümeti 1937 yılında Paris’te gerçekleşecek Dünya Fuarı’nda sergilenmesi için Picasso’ya bir tablo sipariş etmiş ve sanatçı da kendisine bir resim konusu aramaktadır. Bu teklifi reddetmemiş ama savaşa hayır deme gücünü etkili bir şekilde kullanabilmiştir. 1639 kişinin ve yüzlerce yaralının öldüğü bu katliamı Guernica adlı tablosunda anlatarak duyarsız kalmadığını kanıtlamıştır. Ve Picasso tarihin gördüğü en büyük yıkımlardan birini renksiz ve ciddi büyüklükte yaparak sanatın gösterme gücünü tüm dünyaya kanıtlayabilmiştir. Guernica en büyük savaş karşıtı resmi olarak hafızalara kazınır.

Katıldığı bir sergide Alman bir General Picasso’ya yaklaşır ve sorar;
”Bu tabloyu siz mi yaptınız?”
Picasso’da; ”Hayır, siz yaptınız!” der.  

Hayır demek için muhakkak bir yol vardır. Yanlış olanla uzlaşmak ancak hayır zemininde olabileceğini Picasso kanıtlamış. Neyse ki bunun pek çok örneği var. Darısı bizimkilerin başına…

Ölüm kaderdir ama yaşam özgürlük. Sonsuz seçenekleriyle hayat herkesin yanından akıp gider.

Hediye Çınar Ekinci

Dünyalılar

Rastgele Haber

Bir Ortaokul Öğretmeni Sınıfta Esnek Oturma Düzenine Geçiş Sürecini Anlatıyor

Genç ergenlere verilen eğitim, onların gelişimlerine karşı hassas, biraz zorlayıcı, güçlendirici ve adil olmalı. 13 …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir