gtag('config', 'UA-20348778-1');
Anasayfa / Çevre / Suyun Ölümü

Suyun Ölümü

Karadeniz’de acımasızca, vahşice talan edilen, böylesi bir zalimliği tarihin hiçbir döneminde görmemiş derelerimizin dilinden, bizim dilimizden…

karadeniz_dere_su_hes

HAYAT SUYU’NUN ÖLÜMÜ

Dünya kurulalı beri geçtiğim vadilere bereket, serinlik, yaşam bırakan uzun bir dereydim. Hayat Deresi’ydi adım. Acelem yoktu denize kavuşmak için. Ahenkle, taşlara vura vura, gökyüzüne tutkun rengim, dilimde türkülerle çağıl çağıl akardım. Karadeniz gece gündüz tatlı sularımdan içmek için hasretle beklerdi. Ne coşmama alınırdı ne de suyumu çekmeme. Bilirdi ki binlerce yıldır suyumu eksik etmeden sunardım kendisine.

İnsana su nedir diye sorduğunuzda, yaşam kaynağımız, ab-ı hayatımız derdi. Bir filozof olan Thales’e göre her şeyin özü, kaynağıydım. İlhamdım şarkılara, şiirlere… Susamışa su verene,  “Su gibi aziz ol, su gibi uzun olsun ömrün.” derlerdi. Dualarındaydım halkın, dilinde, bedeninde… Zaman derlerdi su gibi akıp geçer, nice yıllar aktı geçti, nice yaşamlar başlayıp son buldu da akmaya devam ettim.

Mutluydum. Susuzluğunu benimle gideren hayvanlarım, sularımda beslenen balıklarım vardı. Söğüt, kavak, selvi, çınar ağaçlarının dalları üzerimde salınırdı. Sonbaharda dökülen yaprakların sarı, kızıl, turuncu renkleriyle ne de güzel akardık. Kış olur, ıssızlığın ve beyazın kucağında dinlenir, baharı bekleyen su kuşlarını, kırlangıçları, kelebekleri, menekşeleri, gelincikleri özlerdim.

Ne büyük coşkuydu bahar! Eriyen karlarla dolup taşardı yatağım. Geçtiğim yerler uyanışın, yeniden canlanışın sevinç dolu enerjisiyle dolardı. Ansızın açardı çiçekler. Ağaçlar tepeden tırnağa güzellik abidesi. Bir kokudur sarardı her yanı. Bahar sarhoşluğu bundan olsa gerekti. Doğanın canlanışıyla çocuk seslerine kavuşmak en güzeliydi. Saflığın, berraklığın, doğanın melodisi çocuklar…

Sandım ki zaman bana akmıyor, sandım ki değişmeyecek bu akış. İnsanoğlu meğer suyu bile tersine akıtır, dağları deler, dereleri kuruturmuş.

Sandım ki o güzel sesli çocuklar büyüdüğünde daha öncekiler gibi merhametli, şefkatli, vefalı, düşünceli olacaklar.

Önce toprağı yarıp, aktığım yerler boyunca yol yaptılar. Günlerce çamur içinde kaldı sularım. İnsanlar sevinçliydi. Arabayla evlerine ulaşım rahatlıktı, refahtı. Bol yağmurlu günlerde taştığım olur “hayat deresi yolu aldı” derlerdi. Yolla olan savaşımı, kenarlarıma istinat duvarı örerek kazandılar. Islah etmişlerdi beni. Yollardan sonra yeşilin içinde kaybolan ahşap tek katlı evlerin yerine,  doğanın içinde sırıtan kızıl tuğlalı çok katlı evler yapmaya başladılar. Ev sayısı arttıkça kirlenmeye başladım. Kum çekmeye başladılar her yanımdan. Önce balıklar terk etti beni, sonra sularımda yüzen çocuklar. Kuşlar suyumdan içmez oldu, ağaçlar kurumaya, çiçekler solmaya başladı.

Bir haziran sabahı, koca koca kamyonlar ardı ardına tozu dumana katarak, yukarı, dağ yoluna doğru çıkmaya başladı. Bu kadar kamyonla ne yapacaklardı acaba? İnsanoğlu yine neyin peşindeydi? Merak içinde olan bitene bakmaktan başka elimden gelen bir şey yoktu. Günlerce inşaat malzemesi taşıdılar kentten. Yüzlerce işçi durmaksızın çalıştı. Temmuz sonuna doğru aynı kamyonlarla iki hafta tomruk indirdiler dağdan. Bu kadar ağacı neden kesmişlerdi? Neler oluyordu yukarıda? İki aydır toprakla bulanan suyumu denize taşımaktan yorulmuştum. Sularımın eski berraklığını ve ışıltısını kaybetmesine üzülüyor, çaresizce için için ağlıyordum. Suda aksine bakan insan, kendi kirli emellerini görmeye başlamıştı.

İki yıl kadar ağır hasta gibi geçti günlerim. Üç bölgeme hidroelektrik santrali denilen elektrik üretmeye yarayan santraller kurdular. Küçük pınarların birleşip beni oluşturduğu can damarıma da devasa bir baraj yapıldı. Kanı iyiden iyiye çekilen ihtiyar gibi, kuruyan yatağımdan akan incecik suyumla işe yaramaz bir dereydim artık.

Dünya kurulalı beri geçtiğim vadilere bereket, serinlik, yaşam bırakan uzun bir dereydim. Acelem yoktu denize kavuşmak için. İnsanoğlu kendi elleriyle geri dönüşü olmaksızın sonumu getirdi. Masallar anlatacak balıklar, kuşlar, ağaçlar, çiçekler, çocuklar kalmadı. Küçükken masallara inanan insanlar, büyüdüğünde unuttuğu masalları bulmak için masumiyet yerine vahşiliğe yöneldi. Vahşilik diyorum; Siz de yeri yurdu talan edilen bir dere olsaydınız aynı kelimeyi kullanırdınız.

Dünya üzerinde başka dereler, nehirler, ırmaklar da var elbet. Okuyana ibret olsun hikâyem. Bu gidişle su kaynakları, doğal yaşam hızla tükenecek ve bir Kızılderili atasözündeki gibi;

“Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda, son balık avlandığında, işte o zaman paranın yenmediğini anlayacaksınız.”

FATMA KOŞUBAŞI

fatmakosubasi@gmail.com

Dünyalılar

Rastgele Haber

“Felaketler ve yıkım geliyorum diyor…”

Fikret Başkaya ile kapitalizm ve ekolojik kriz üzerine Emrah A. Dağıstanlı’nın yaptığı röportajı… Ekolojik krizden …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir