
1917’deki Ekim Devrimi’nin ardından, Ekim 1918’de Almanya’da patlak veren bir denizci isyanı, devrimci bir halk hareketini tetikledi. Bu süreçte, Polonya doğumlu Alman filozof Rosa Luxemburg ve yoldaşı Karl Liebknecht, gelişen devrimin öne çıkan liderleri arasında yer aldı.
15 Ocak 1919 akşamı saat dokuz civarında, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht Berlin’de ordu tarafından tutuklandı. Eden Oteli’ne götürüldüler; burada sorgulandılar ve işkence gördüler. Daha sonra Luxemburg otelin dışına çıkarıldı ve bir tüfek dipçiğiyle dövülerek öldürüldü. Cesedi Landwehr Kanalı’na atıldı. Liebknecht ise kurşunlanarak öldürüldü.
Ölümleri, onları komünist hareketin simge isimleri ve şehitleri hâline getirdi. Rosa Luxemburg ile zaman zaman fikir ayrılığı yaşamış olan Sovyetler Birliği’nin ilk lideri Vladimir Lenin bile, ardından saygı dolu bir yazı kaleme aldı. Lenin, Rosa Luxemburg için şöyle yazmıştı:
“O bir kartaldı — ve bizim için hâlâ bir kartaldır. Onun anısını yalnızca dünyanın dört bir yanındaki komünistler yaşatmayacak; yaşamöyküsü ve tüm çalışmaları, gelecek kuşaklar için yol gösterici el kitapları olacak.”
Lenin’in bu sözleri ileri görüşlüydü. Bugün, Rosa Luxemburg hâlâ emperyalizm, kapitalizm, demokrasi ve siyasal eylem üzerine düşünmüş en önemli teorisyenlerden biri olarak görülüyor.
Rosa Luxemburg Kimdir?
Rosa Luxemburg, 5 Mart 1871’de Polonya’nın Zamość kentinde, alt orta sınıf bir Yahudi ailesinde doğdu. Beş yaşında geçirdiği ciddi bir hastalık kalçasında kalıcı hasara yol açtı; yaşamı boyunca aksayarak yürüdü ve sürekli ağrılarla yaşadı. Ancak daha çocuk yaşlarda, anı yazarı Vivian Gornick’in ifadesiyle, “çarpıcı bir zekâya” sahipti.

15 yaşında, Polonya Proleterya Partisi’ne katıldı. Bu adım, onu radikal sendikalarla ve işçi hareketleriyle ömür boyu sürecek bir bağa yöneltti. Bu dönemde genel grev düzenlemek de dahil olmak üzere çeşitli siyasi faaliyetlerde bulundu. Bu eylemleri, yetkililerin dikkatini çekti. 1887’de lise eğitimini tamamladığında, tutuklanmamak için İsviçre’ye kaçtı.
Zürih Üniversitesi’ne kaydoldu. On yıl sonra hukuk doktorasını tamamladı. Bu, o dönem için olağanüstü bir başarıydı; çünkü doktoralı kadın sayısı yok denecek kadar azdı.
Rosa Luxemburg, İsviçre’deki akademik döneminin ardından yeniden siyasete yoğunlaştı. Anti-kapitalist ve enternasyonalist tutumu, onu hemen Polonya Sosyalist Partisi ile karşı karşıya getirdi. Luxemburg’a göre gerçek bağımsızlık, yalnızca Polonya’nın değil, tüm halkların kapitalizme karşı birleştiği enternasyonal bir devrimle mümkündü. Bu radikal enternasyonalizmi, yaşamının sonuna kadar savunmayı sürdürdü.
1898’de Berlin’e taşındı. Ona göre asıl mücadele burada, Almanya’da sürüyordu. Ancak Alman devleti, genç devrimciyi ülkeye sokmak istemedi. Luxemburg bu sorunu, biçimsel bir evlilik yoluyla aşarak vatandaşlık elde etti.
Almanya’ya gelir gelmez Sosyal Demokrat Parti’nin radikal sol kanadında yer aldı. Parti içindeki reformist ve parlamentocu çizgiye hızla karşı çıktı. Bu yaklaşımı yıllar sonra “sadece kokmuş bir ceset” sözleriyle ifade edecekti.
Bu dönemde son derece yoğun çalıştı. Yazdı, ders verdi, konuşmalar yaptı ve Avrupa genelinde işçi hareketinin örgütlenmesine katkı sundu. En başından itibaren emperyalizme karşı net bir duruş sergiledi.

Zekâ ve Tutku
Rosa Luxemburg, Lenin’le ilk kez 1901 yılında tanıştı. Onun entelektüel derinliğinden ve siyasi tutkusundan etkilendi. 1905 ve 1906 yıllarında Rusya ve Doğu Avrupa’da yaşanan proleter ayaklanmalar sırasında birbirlerini daha yakından tanıma fırsatı buldular. Ancak Luxemburg ve Lenin, pek çok konuda birbirlerine eleştirel yaklaştı.
Luxemburg, mücadeleye dayalı bir devrimci demokrasiyi savundu. Teorinin ise sürekli tartışmaya açık ve değişime açık bir şey olduğunu vurguladı. 1906 tarihli Kitle Grevi, Politik Parti ve Sendikalar adlı eserinde, devrimci mücadelede hem kendiliğinden gelişen eylemlerin hem de örgütlenmenin vazgeçilmez olduğunu savundu.
1907 yılında Berlin’de bir siyasal okulda ders verirken emperyalizm üzerine kapsamlı teorik çalışmalara yöneldi. Güney Afrika üzerine yaptığı araştırmalar da bu döneme aittir. Luxemburg, kapitalizmin gelişiminin, kapitalist olmayan toplumların yıkımıyla başladığını savundu. Bu süreç, toprakların zorla alınmasıyla başlıyordu.
1913 yılında yayımlanan ilk büyük teorik eseri Sermaye Birikimi, kapitalizmin tek bir toplum içinde sürdürülemeyeceğini ileri sürdü. Ona göre emperyalizm, Avrupa sermayesinin Afrika ve Amerika’daki sömürgelerde uyguladığı bir sömürü sistemiydi ve kapitalizmin yapısal bir özelliğiydi. Sermaye, diye yazdı: “Bütün dünyayı altüst eder.”
Birinci Dünya Savaşı Avrupa’yı yıkıma sürüklerken, Rosa Luxemburg tıpkı Rusya’daki yoldaşları gibi, savaşın emekçi sınıflar pahasına burjuvazinin çıkarları doğrultusunda yürütüldüğünü savundu. Karl Liebknecht ve diğer yoldaşlarıyla birlikte Almanya’da savaşa karşı çıkan ve daha radikal bir dönüşüm çağrısı yapan Spartaküs Birliği’ni kurdu.
1915 yılında tutuklandı, ancak bu onu susturmadı. Hapisteyken yazmaya, dış dünyayla bağlantı kurmaya ve mücadeleye devam etti. Bu dönemde kaleme aldığı bir mektubunda şöyle yazdı:
“Her şeyden önce insan olmak gerekir… İnsan olmak, gerekirse bütün hayatını kaderin terazisine sevinçle fırlatmak, ama aynı zamanda her günün aydınlığından ve her bulutun güzelliğinden keyif almak demektir.”
1918’de hapisten çıktığında, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht vakit kaybetmeden Die Rote Fahne (Kızıl Bayrak) gazetesini kurdular. Luxemburg, devrimci ruhu yeniden canlandırmak için durmaksızın çalıştı. Bu çaba, 1919 Ocak’ında Almanya’yı sarsan ikinci devrimci dalganın önünü açtı.
Eğer Luxemburg ve yoldaşları bu devrimi başarıya ulaştırabilseydi, Avrupa tarihi çok farklı bir yönde ilerleyebilir, faşizmin yükselişi belki de engellenebilirdi.
Ama öyle olmadı. Alman şair Bertolt Brecht, 1919 tarihli Epitaf adlı şiirinde bu acı gerçeği şöyle dile getirdi:
Kızıl Rosa artık yok. (…)
Yoksullara yaşamı anlattı,
Zenginlerse onu ortadan kaldırdı.
Huzur içinde yatsın.
Yazının devamında okumak isterseniz: 1 Mayıs’ın Doğuşu – Rosa Luxemburg’un kaleminden…
Hazırlayan: Sibel Çağlar
Kaynak: Rosa Luxemburg: freedom only for the members of one party isn’t freedom at all. Yaınlanma tarihi: Kaynak site: Conversation. Bağlantı: Rosa Luxemburg: freedom only for the members of one party isn’t freedom at all
Dünyalılar