Arka Bahçemiz

Toplumdaki Hakim Görüşler

Toplumumuzda okuma, araştırma, sorgulama gibi alışkanlıklar yeterince olmadığı için bazı hazır kalıp sözleri kullanıyor veya bu sözlere uygun yaşıyoruz. Sonuçlarını ise hep birlikte yaşıyoruz.1622096_702892719756818_4079499889802561860_n

Bugün yaşadığımız dünyaya kötü diyebiliyorsak toplumlardaki hakim görüşler de sorgulanmalıdır. Toplumdaki hakim görüşler daha çok devlet propagandalarından, atasözlerinden, halkın kendi deneyimlerinden ve dini görüşlerden oluşmaktadır. Elbette tüm bu görüşler var olan sistemde mayalanmaktadır. Bu görüşler masum değildir; sistemin bir anlamda halk yürütücüleridir. Çoğumuz sorgulamadan ezberleyerek bir başkasına aktarıyoruz.

Bu düzen böyle gelmiş böyle gider:

Yaşadığı dünyadan memnuniyetsizliğini dile getiren herkes sanırım bu sözle karşılaşmıştır. Öncelikle bu düzen böyle gelmemiştir. Böyle gelmediği gibi böyle de gitmeyecektir. Yaşadığımız kapitalist çağın öncesi feodal bir çağdı. Feodalizmden önce de köleci toplum vardı. Köleci toplumdan önce de ilkel komünal toplum vardı. İlkel komünal toplum sınıfsız bir toplum olup insanın insan tarafından sömürülmediği bir düzendi. Bugün içerisinde bir çarkı olduğumuz kapitalist sistem de miadını doldurmuş, fakat miadını uzatmak adına gün geçtikçe barbarlaşmaktadır. Bu düzen peki hep böyle mi gidecek? Yoksa bu düzen böyle mi kalacak? Osmanlı döneminde de çoğunluğun görüşü ”bu düzen böyle gelmiş böyle gidecek”ti. Osmanlı yıkıldı gitti, feodalizm de tarihin çöplüğüne gitti.

Siyasetten uzak dur:

Halkın siyaset korkusu daha çok 80 darbesinde estirilen terörden kaynaklanıyor. Sürgünler, işkenceler, katliamlar, fişlemeler… Hala devam eden bir süreçtir bu. Çünkü bilinir ki devrimci siyasete adım atmak demek bir çok bedeli göze almak demektir. Bu bedel ödeme korkusu çok insanı siyasetten uzak tutmaktadır. Fakat siyasetten uzak çoğunluğun yaşamı incelendiğinde apolitik kitlenin yoksullukla, işsizlikle, haksızlıklarla ödediği bedeller vardır. Bu düzende yaşamak her halükarda bedel ödemeyi gerektirir. Bugün Türkiye’de siyaset, burjuva siyasetçilerine bırakıldığı için yasalar da cezalar da her zaman yoksulun üzerinde tahakküm kurmaya yönelik. Bu yüzden siz siyasetle ilgilenmiyor olsanız da siyaset sizin hayatınızla ilgileniyor ve daha önemlisi ekiyor, biçiyordur.

Önce kendini kurtar:

Dünyayı sen mi kurtaracaksın ünleminden sonra gelen ikiyüzlü bir öneridir. Önce kendini kurtar’dan kasıt; önce bir okulunu bitir, bir iş sahibi ol, evlen, çoluk çocuğa karış, sonra bakarsın dünya işlerine demektir. Fakat bu sonra hiç gelmeyecektir. Çünkü zaman sürekli kişiyi kurumlarıyla sisteme bağlamakta ve eğitmektedir. Kurtuluşun tek başına olmayacağı, kendisini kurtarmaya çalışanlara bakarak görebiliriz. Bireyin kurtuluşu toplumun kurtuluşuna bağlı olduğu gibi toplumun kurtuluşu da bireyin kurtuluşuna bağlıdır.

Kızını dövmeyen dizini döver:

Ataerkiden beslenmiş olan bu atasözü açıkça kadına şiddete teşvik etmektedir. Anlamı şöyle: Bir anne veya baba olarak mal olarak gördüğün kızını sen dövmezsen, o kız çocuğu ahlaksızlaşır, çünkü kadınlar şeytani özellikler taşıdığı için sen onu itaatkarlaştırmalısın. Bir üyesi olduğumuz toplumda erkek ve kız çocukların eğitimi aynı değildir. Bir kız çocuğuna annesi yemek yapmayı, temizlik yapmayı öğretirken bu süreçte erkek çocuk böyle bir eğitimden geçmez. Bu yüzden her kadın babası, sevgilisi, kocası tarafından şiddet görmeye kodlanmış olur.

Oku da büyük adam ol:

Türkiye’de üniversite diplomalı işsiz sayısı 1 milyondur. Mezun sayısı arttıça da bu diplomalı işsizlik de artmaktaktadır. Hal böyle iken ‘büyük adam’ olmak sadece okul okumakla ilgili birşey değildir. Kaldı ki ‘büyük adam’ olmak, cinsiyetçi bir ifade olup ayrıca yıkılması gereken bir sözcüktür. Okul okumak denilince öncelikle eğitim sistemi sorgulanması gerekiyor. Türkiye’de eğitim, paralı, bilimsel olmayan, ezbere ve sınava odaklı bir sistemdir ki; okuldaki eğitimle yetinen kişi mezun olduktan sonra ne olursa olsun kendine ve topluma tamamiyle faydasız biri olarak çıkar karşımıza. Her sistemin eğitim politikası kendi sistemine faydalı bireyler yetiştirmek yönündedir.

Nikahta keramet vardır:

Esasında dini bir terim olan keramet sözcüğü, günlük yaşamda sorunları aşma, kudret, ‘bir nikahlanın gerisi çorap söküğü gibi gelir” vb anlamında kullanılır. Ama hiç de öyle değildir. Öncelikle nikah cinsel ve birlikte yaşamın dini öndere veya devletin onayını almak anlamına gelir. Kına geceleri, düğünler, yeni mobilyalar, evler, düğün kıyafetleri, makyajları gelenek ve görenek olarak sunulurken evlilik piyasasının canlanmasına hizmet eder. Bütün ömür de taksit ödemekle geçer. Keramet bunun neresindedir?

Türkün Türkten Başka Dostu Yoktur:

Daha çok okullarda ve milliyetçi kişilerden işittiğimiz bu söz aslında paranoya olarak ifade edilen psikolojik bir rahatsızlıktır. Ötesi ırkçılığı da içinde barındırır ki son derece tehlikelidir. İnsanın insanla dost olması doğaldır. Dostluğa, ırklardan dolayı önüne set çekmek ise saçmalıktır. İnsanın kişiliğini belirleyen daha çok sınıfsal konumu ve yetiştiği kültürdür. Devletlerin sınıfsal çelişkileri ve sömürüyü gizlemek-ötelemek adına ırkı ön plana çıkarmasından dolayı maalesef çok kişi bu devlet politikasına alet olmakta ve geldiğimiz 21. yüzyılda ırkçılık hala aşılamamış bir sorun olarak önümüzde durmaktadır.

Şüphesiz çok daha fazla örnekleyebilir ve sorgulayabiliriz bu görüşleri. Bu görüşleri hemen hemen hergün çevremizden duyuyoruz. Toplumumuzda okuma, araştırma, sorgulama gibi alışkanlıklar olmadığı için bu hazır kalıp sözleri kullanıyor veya bu sözlere uygun yaşıyoruz. Sonuçlarını ise hep birlikte yaşıyoruz.

Baran Sarkisyan

Dünyalılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu