Home / Gelecek / GELECEĞİN TOPLUMU 6: Post-endūstriyel toplumda ideolojiler ölecek mi?
İdeolojinin sonu fikri 1950’ler ve 1960’larda moda oldu.

GELECEĞİN TOPLUMU 6: Post-endūstriyel toplumda ideolojiler ölecek mi?

 

Ünlü sosyolog Daniel Bell, 1973 yılın­da yayımlanan “The Coming of Post-industrial Society” adlı yapıtında, modern toplumların enformasyon toplumları olarak görülmesi gerektiǧi savını ileri sürerek, post- endüstriyel toplumun özelliklerini kendi açısından ortaya koyuyordu.

Post-endüstriyel toplum tezinde iddia edildiǧi gibi, sınıfsal, ideolojik çelişkiler geleceǧin bilgi toplumunda yok mu olacak? Ben de şu soruyu sorabilirim bu noktada, eǧer bir bilgi toplumu olacaksa, bu bilgi kimin elinde olacak ve ne amaçla kullanılacak? Bu “bilgi toplumu”nu kim yönlendirecek? Bilgiyi herkes eşit olarak kullanabilecek mi, yoksa bilgi, iktidar odakları ve sistem tarafından bir iktidar aracı olarak toplumu kontrol etmek amacıyla mı kullanılacak? Distopik edebiyat yapıtlarına baktıǧımızda, (1984, Cesur Yeni Dünya vb…) bu bilginin bir iktidar aracı olarak, totaliter sistem tarafından toplumu kontrol etmek amacıyla kullanıldıǧı görülüyor. Eǧer öyleyse ideolojiler ölmemiş, sınıfsal farklılıklar ortadan kalkmamış demektir.

“Post-endüstriyalist toplum ideolojinin öldüğü toplumdur. D. Bell’le birlikte (1979) post-endüstriyalizm de 1970’lerin sonunda ‘enformasyon toplumu’ olarak dönüşüme uğradı. Servis sektörünün egemenliği ele aldığı iddiası ve enformasyon toplumunun ve post-endüstrileşmeyle ideolojinin sonunun geldiği tezinin geçerli olabilmesi için, bırakın ekonomik sektördeki değişikliklerin karakterlerini, öncelikle iletişimle ilgili aşağıdaki sorulara cevap verilmesi gerekir: Bilgi ve enformasyon, toplumda nerelerde ve ne biçimlerde konumlandırılmıştır? Daha açıkçası, Ekecrantz’in belirttiği gibi (1987), hangi tip\biçim enformasyon ve bilgi nerelerde (hangi sınıflar arasında) dağıtılmaktadır? Bu bilgi ve enformasyon nereden geliyor? Geldiği yerin amaç ve örgütsel özellikleri ne? Bilgi ve enformasyon (veya bilgisizlik ve enformasyon olarak adlandırılan cehaletin simgeleri) bu yere hangi yolla\araçla geldi ve getirildi? Bu sorular bizi bilgi ve enformasyonun (ve bilgisizliğin ve cehaletin) üretildiği, bölüşüldüğü, dağıtıldığı ve iletişildiği sınıflaşmış örgütlü toplumsal ilişkilere ve iletişime götürür. Bu da bize, bilgi ve enformasyonun akışının sermayenin akışıyla yapışık bir biçimde gittiğini gösterir.” [1]

“İdeolojinin sonu” fikri 1950’ler ve 1960’larda moda oldu… Hem faşizm hem de komünizm cazibesini yitirmişti, kalan partiler ise en iyi ekonomik büyümeyi ve maddî zenginliği kimin sağlayacağı konusunda anlaşmazlık içindeydiler. Esasında ekonomi siyasetin önüne geçmişti. Siyaset daha çok “nasıl” zenginlik sağlanacak gibi teknik sorunlara indirgendi ve ‘iyi toplum’un doğası konusundaki ahlâkî veya felsefî soruları ele almayı bırakmıştı. Bütün amaç ve hedefler için ideoloji, uygun olmayan bir şey hâline gelmişti.”[2]

Postmodern düşünce ile aslında birçok şeyin sonunun geldiǧi iddia edilir. Sanatın, tarihin ve ideolojilerin sonunun geldiǧini iddia edenlerin sayısı hiç de az deǧildir. Ancak ne sanatın, ne tarihin, ne de ideolojinin sonu gelmemiştir. Tarih kendi yoluna devam ettiǧi gibi, onu yapan insan da sanatını da üretmeye devam ederek yoluna devam etmektedir. İdeolojiler de hâlâ insanın toplumsal yaşamını belirlemektedirler. Peki gelecekte bu ilişkiler nasıl şekillenebilir?

“Aydınlanma projesi” sona ermişse siyasî ideoloji nerede kalır? Bir bakış açısına göre post-modernizm, hem düşünce tarzı hem de sosyal hayatı düzenleme aracı olarak ideolojinin sonunu ifade eder. [3]

Postmodernizm ile birlikte her şeyin sonunun geldiǧi düşüncesi de dile getirilmeye başlanmıştır. Fukuyama ünlü “The End of History  (Tarihin Sonu)” adlı yapıtıyla bir tartışma yaratıyordu. Fukuyama, ideolojinin sonunun geldiǧini iddia etmese de, onun dünyanın bu bölümünde de gelecekte bir meşruiyete sahip olabilecek tek politik fikrin liberal demokrasi olduǧunu iddia ediyor. Fukuyama bu yapıtında, insanlık tarihini ideolojik evriminin sonuna ulaşmış ve liberal demokrasi insanlık tarihinin son ve değişmeyecek yönetim biçimi olduǧunu öne sürer. [4]

Bu bakış açısı kuşkusuz dar ve geleceǧi göremeyen bir anlayıştan ortaya çıkmıştır. Liberal demokrasi sınıfsal sömürüyü, eşitsizliǧi, baskıyı ortadan kaldırmadıǧı gibi, bunları daha sistematik bir biçimde yapar ve hegemonya ile de yoluna devam eder. İnsanlıǧı tüm bunlardan kurtaracak tek şey, sınıfsız, sömürüsüz, eşitlikçi bir toplumda doǧrudan devrimciyi demokrasiyi uygulamaktan geçer. Aslında tarihin sonu demek, insanın sonu da demek anlamına gelirdi. Dolayısıyla insanın sonu gelmediǧine göre, tarih de hâlâ devam etmektedir.

Ursula K. Le Guin şöyle diyor: “Tüm siyasal ve toplumsal düşüncenin sonunda yüzleşmek zorunda kaldığı, elbette, çevrenin, dizginsiz sanayi kapitalizmince dönüşsüz şekilde bozulması: teknoloji dikkatimizi bu meseleye vermemizi hep daha da fazla engellerken, bilimin elli yıldır bizi ikna etmeye uğraştığı muazzam hakikat. Sanayileşme ve kapitalizmin bize sağladığı her fayda, bilim, sağlık, iletişim ve konfordaki her harika ilerleme, aynı ölümcül gölgeyi taşıyor. Sahip olduğumuz her şey, dünyadan aldıklarımız; ve giderek artan bir hız ve kibirle alırken, artık daha da azını kısır veya zehirli olarak iade ediyoruz.” [5]

Çevre sorunu da, geleceǧin önemli sorunlarından birisi olacak. Daha şimdiden öyle aslında. Le Guin’in dikkati çektiǧi gibi kapitalizm tam bir çevre yok edicisi bu anlamda. Bir gün gelecek insanlık dünyayı tüketerek, yeni gezegenler aramaya çıkacaktır. Daha şimdiden Mars’ta koloniler kurma düşüncesi var ve yakında gerçeǧe dönüşebilir. Dünyanın elitleri, dünya tükendikten sonra başka gezegenlerde kurulacak kolonilerde yaşamaya başlayabilirler.

Castells bu konudaki düşüncesini, “İktidar, enformasyonu ve iletişim ağlarını “programlayanlar” ve kontrol edenler ile bunları diğer ağlara bağlayanların elindedir.”, “her durumda bunlar kendi kayda değer etki alanlarında, çıkarları etrafında kurdukları ağlar üzerinden iktidar uygulayan aktörlerin ağlarıdır.” şeklinde açıklamıştır (2009, 430). Bu anlamda iktidar, oldukça dağılmış bir mevzu haline gelmiştir. Dahası, Castells (2009, 45) “pek çok örnekte iktidarı tutanlar ağların kendisidir.” diye belirtir. Burada Bell’in analizlerinden daha fazla dillendirilen bir biçimde teknolojik belirlenimcilikle karşılaşmaktayız. Bell için, bilgi, teknik beceri ve eğitim iktidara erişim sağlar ve toplumdaki en güçlü grup, özellikle devletteki teknokratik elitlerdir. Bunun tersine Castells, siyasi elitlerin iktidara sahip olmasına rağmen, nihai kontrolün şimdi iletişim ağlarında olduğunu söyler.[6]

İktidarın daǧılmış bir mevzu olduǧu-olacaǧı doǧrudur postmodern iktidar anlayışına göre, ancak siyasi elitler iktidara da, nihai kontrole de sahip olacaklardır. Çünkü bu aǧlar, onun iddia ettiǧi gibi iktidarı tutan aǧların kendisi bile olsa, o aǧları denetleyen, yönlendiren ve çalıştıran iktidarı elinde tutan elit kesim olacaktır. Yani son tahlilde belirleyici olanlar iktidar sahipleridir. Belki iktidarı elinde tutanlar da çok uzun vadede deǧişebilir, robotlar yapay zekânın gelişimine paralel olarak iktidarı da ele geçirebilir. Ancak öyle bile olsa tek bir insanın olduǧu bir toplumda dahi özgürlük istemi açıǧa çıkacak ve umut olacaktır.

Lipset “Siyasi İnsan”adlı eserinde, “sanayi devriminin temele ilişkin sorunlarının artık çözülmüş olduğundan dolayı demokratik sınıf mücadelesinin ideolojiler olmadan devam edeceğini” ileri sürerken; Bell ise“The End of Ideology: On the Exhaustion of Political Ideas in the 1950s” adlı eserinin son bölümünde, “bir zamanlar eyleme giden bir yol olduğu düşünülen ideolojinin artık çıkmaz sokak haline geldiğini”, belirtir (Lipset 1986: 389-404; Bell 1962: 393).[7]

Postmodernizm de birçok şeyin ‘son’unu ilan etmiştir. Her “izm”in önüne, bir “post” eklenmiştir.

Geleceǧe kalacak bir ideoloji varsa, o da anarko-komünizmdir. Çünkü bir gün tamamen robotlarla üretime geçilecek ve zamanla insan emeǧine ihtiyaç olmayacak ya da buna olan ihtiyaç çok çok azalacaktır. Böylece işçi sınıfı üzerine kurulan örneǧin Marksist “proletarya diktatörlüǧü” tezi geçersiz kalacaktır. Marksizm, kendisini yeniden şekillendirebilir ve proletarya diktatörlüǧü tezini gözden geçirip, direkt olarak devletsiz bir özyönetime yönelebilir. Çünkü dördüncü sanayi devrimi olarak da adlandırılan otomasyon giderek hızlanıyor.

2018 yılına kadar dünyanın çeşitli bölgelerindeki fabrikalarda yaklaşık 1.3 milyon robot çalışmaya başlayacak.[8]

Özellikle otomotiv sektöründe bu artışlar diǧer sektörlere göre daha hızlı gerçekleşiyor. Bu milyonlarca insanın işsiz kalması anlamına geliyor. Ve otomasyon giderek hızlanıyor. Robotları da kontrol edecek insanlara işçilere ihtiyaç var tezi de giderek geçerliliǧini yitiriyor. Çünkü robot yapan robotların yanısıra, kendi kendisini tamir edip geliştirebilen robotlar yapılıyor. Bu konuyu daha geniş olarak, gelecek makalemde konu alacaǧım.

Fabrikalar da tamamen robotlar ile üretim yapıldıǧında, ya da tarımsal olarak üretim robotlarla gerçekleştirildiǧinde, -ki zaten buna yönelik girişimler yapılıyor şimdiden- sınıflar ve kesimler arasındaki fark da deǧişecektir. İşçi sınıfı ve köylülük ortadan kalkabilir böylece, çok uzun vadede kaçınılmaz olarak olacak olan budur. Çünkü şimdiden dünyada robotlarla üretime geçiliyor, özellikle robot yapan robotlarla. Bunlar kendilerini de tamir edebiliyorlar. Japonya, Çin ve ABD’de giderek yaygınlaşıyor.

Diǧer yandan beyaz yakalılar da robotlaşacaktır. Bizi muayene ya da ameliyat eden hekim robot olacaktır, hakim ve avukatlar da, diǧerleri de… Gün gelecek insan emeǧine kurulan sistem içerisinde ihtiyaç kalmayacaktır. İneksiz inek sütü yapılabiliyorsa -ki yapıldı- tarlalara ekim yapmadan bitkiler, meyveler, sebzeler de üretilebilecektir. Dolayısıyla insan emeǧine ihtiyaç kalmayacak ya da en aza indirgenecektir kaçınılmaz olarak.

Gelecekte sınıfsal bakış da deǧişecektir. Çünkü gelecekte iki sınıf olacaktır: Hiçbir şeye sahip olmayan ezilenler ve her şeye sahip olan bir avuç elitler. Artık sınıfsal bakış denildiǧinde, işçi sınıfı deǧil, hiçbir şeye sahip olmayan ezilenler sınıfı akla gelecektir.

Yani Marksizm ile Anarşizmin bu anlamda birbirlerine yaklaşacaǧını düşünüyorum gelecekte. Ancak komünizm düşüncesi yaşayacaktır. Ezenler ve ezilenler, elitler ve hiçbir şeyi olmayan yoksullar olacaktır. Ancak bu ideolojilerin sonu olmayacaktır. Komünizm düşüncesi, o gerçekleşene dek ilelebet yaşayacaktır.

İdeolojinin sonu demek, aslında insanın daha iyi bir toplum ve yaşama ideallerinin de sonu demek anlamına gelir. İnsanı ayakta tutan ve onun zorluklara dayanmasını saǧlayan tek şey geleceǧe olan umududur. İşte o da ortadan kalkarsa, o zaman distopik, umutsuz bir toplumdan başka bir şey geriye kalmaz. Bu da insanın tarihsel gelişim çizgisine aykırıdır. Tarihin tekerleǧi ileriye doǧru döner, insanlık sürekli bir gelişme içerisindedir. İdeolojilerin sonu yerine, ideolojilerin kendilerini yenileyebileceǧi, iktidarın ise tamamen görünmez olabileceǧi bir süreç yaşanabilir.

Gelecekte yoksulluk ve zenginlik belirleyici olacaktır. Yani teknolojik üretim doǧrudan robot yapan robotlara baǧlandıǧında, insan işçilere de ihtiyaç kalmayabilir. Ancak öyle bile olsa toplumda sınıflar olacaktır. Ezilenler -bunun içerisine her türden sistemden dışlanmış insanlar girecektir. Yoksullar ve zenginler, iktidar sahipleri ve iktidara tabi olanlar yine kaçınılmaz olarak çatışma ve çelişki içerisinde olacaklardır.

 

Erol Anar

 

Referanslar

[1] İrfan Erdoǧan: “Modernlikten Endüstri Ötesi Topluma Geçiş ve İdeolojilerin Ölümü”, http://www.irfanerdogan.com
[2] Andrew Heywood:”Siyasî ideolojiler: Bir Giriş Political Ideologies: An Introduction”, Adres Yayınları, 5. Baskı: Eylül 2013; Ankara, s. 303.
[3] age. s. 306.
[4] Francis Fukuyama:”Tarihin Sonu ve Son İnsan”,Profil Yayıncılık, İstanbul, 2016.
[5]Ursula Le Guin:”Solun Geleceǧi Üzerine”, 4 Şubat 2015, dunyadanceviri.wordpress.com
[6]Marco Ampuja-Juha Koivisto: “Post Endüstriyel Toplumdan Ağ Toplumuna Geçiş ve Ötesi: Enformasyon Toplumu Teorisinin Siyasi Bağlamı ve Mevcut Krizi”, 14 Aǧustos 2015, http://ayrintidergi.com.tr/
[7]Akt: Mehmet Ali Sarı: “Tarihin mi sonu yoksa ideolojilerin mi?”, http://www.acarindex.com
[8]”Survey: 1.3 million industrial robots to enter service by 2018″, http://www.ifr.org/news/

 

 

Dünyalıar

Rastgele Haber

Geleceǧin toplumu 7: Robotlar geleceǧimizi mi çalacak?

  Gelecek, üzerine en az düşündüǧümüz zaman dilimidir. Deǧil geleceǧi, aslında bugünü bile yaşamayız. Daha …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir