Home / Arka Bahçemiz / Ben Nazım’ın en çok Pîrâye’ ye aşkını severim

Ben Nazım’ın en çok Pîrâye’ ye aşkını severim

Nazım Hikmet koca bir nazım, aşık, komünist, sürgün, mahpus…

 

Çok şey söylenebilir onun hakkında daha çocukken sol gelenekten bir aile mensubuysanız özellikle ezber edersiniz bir çok şiirini, çocuk yüreğinizin aklına ermeyen tuhaf durumlar yaşatır size bir insan neden mahpustur mesela…Ama bir itirafım var ben en çok aşık Nazım’ ı seviyorum çünkü onun yaşamında yaptığı her şeyde bir aşk durumu var. Ve onu ben aşık kimliğiyle anmak istiyorum çünkü yaşamının tüm sıkıntı ve buhranını aşkları sayesinde katlanılır kıldığını düşünüyorum… “Bizi esir ettiler, bizi hapse attılar: beni duvarların içinde seni duvarların dışında”  Maphustur Nazım “Yatar Bursa Kalesinde” duvarlar, çok az güneş ama bir dayanağı vardır o da aşkı, dünyaya dair duyduğu değiştirme umudu bir de…

Pîrâye! Nazım onsuz düşünülebilir mi? Nazım adını andığımızda aklımıza en çok onun ismi gelmez mi zaten. Hem bir şairi şair yapan en derin duygu değil midir aşk? Nazım için de öyledir kuşkusuz yoksa bu kadar içten düşünülebilir miydi? bir kadın..

“Bulutlar geçiyor: haberlerle yüklü, ağır.
Buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
Yürek kirpiklerin ucunda uzayıp giden toprak uğurlanır.
Benim bağırasım gelir: -”Pîrâye, Pîrâye!..” diye”

“O şimdi ne yapıyor şu anda, şimdi, şimdi?
Evde mi, sokakta mı, çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
Kolunu kaldırmış olabilir,
– hey gülüm, beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi…”

Nazım en derin hasretlerin şairidir aynı zamanda, mahpusluk günlerine sevdiği kadına ve oğluna duyduğu hasret, sürgün yıllarında coğrafyasına duyduğu hasret ve de ölümünde “Anadolu’ da bir köy mezarlığına” duyduğu hasret… Ve onun tüm bunlara dair hasretlik dizeleri…

“Memet, ben dilimden, türkülerimden,
tuzumdan, ekmeğimden uzakta,
anana hasret, sana hasret,
yoldaşlarıma, halkıma hasret öleceğim,
ama sürgünde değil,
gurbet ellerde değil,
öleceğim rüyalarımın memleketinde,
beyaz şehrinde en güzel günlerimin. ”

“Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
-öyle gibi de görünüyor-
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani…”

Dedik ya en baştan koca Nazım onu en iyi kendi dizeleri anlatır, çok kimliği vardır ama ben onun en çok Pîrâye’ ye olan aşkını severim. Ama onu bir kimliğe hapsetmeden sevebilmeyi başarmaktır bence asıl olan koca hasretli, koca yürekli yaşamındaki her şeyi aşkla harmanlayabilmiş bir insan olarak görebilmeyi başarmak, hasretini hasretlerimize ekleyip, aşklarımızı aşkıyla anlatabilmek… Anadolu’ da bir çınar ağaçlı mezar gördüğümüzde onu görmüş gibi sevinmek ama ölmüş bir insana hasret çektirenlere belleğimizin bir köşesinde hep yer vermeyi unutmamak, Nazım koca Nazım seni anmak sana hasretin adı…

Emek Erez

Dünyalılar

 

 

Rastgele Haber

Bütün Hayvanlar Eşittir Fakat Bazıları Daha Fazla Eşittir…

Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Amaçları daha eşitlikçi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir