Home / Güncel / Bir Burjuva Masalı: Seçimler

Bir Burjuva Masalı: Seçimler

seçim aldatmacası

Tüm dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de seçimler bir şölen havasında geçer. Özellikle seçim öncesinde partiler şehrin merkezi yerlerini bayrakları, flamaları, afişleriyle panayır yerine çevirir. Adaylar esnafları, evleri bir bir dolaşır; çiçekler, şekerler dağıtılır, dertler yüze yayılan geniş tebessümlerle dinlenir, ipe sapa gelmez vaatler bulunur. Normalde sessiz olan sokaklarımız partilerin seçim araçlarından şunu-bunu yapacağız diyen sesleri ile dolup taşar. Yine normalde hak arama ve protesto gösterilerinde boş olan alanlar partilerin seçim mitingleriyle dolup taşarlar. Epeyce politize ediliriz. Kahvehanelerde, iş yerlerinde, evlerde seçimler konuşulur. Neşelenir, umutlanırız. Milli piyangoda yaşanılan his gibi. Hani, ya çıkarsa?

Seçim günü gelip çattığında çoluğumuzu çocuğumuzu yanımıza alıp şu kutsal vatandaşlık görevimizi yerine getirmeye gideriz. Öyle ya, böyle fırsatlar kaçmaz, başka ne zaman tercihimize gerek duyulur ki? Artık hangi yalana daha çok kandı isek mührümüzü vurur ve bu kutsal görevimizi sonlandırmış bulunuruz.

Seçim sonuçlarını akşam haberlerde kasede çekirdek ve elimizdeki çay bardağı ile izleriz. Oy verdiğimiz partinin oy oranlarındaki iniş-çıkışları kalbimizin kalp ritminin hızlanıp yavaşlamasına sebebiyet verir. Eğer bizim oy verdiğimiz parti başarılı olursa öncelikle bu bizim eserimizdir, gururlanırız. Nasılsa koca ülke yönetimine biz yön veriyoruzdur!

Nihayet seçimler sonuçlanmıştır. Gerçekten de bu sefer ‘başarı’ sağlamışızdır. Önceki seçimler aksine bu seçim sonuçlarından oldukça umutluyuzdur. İktidar partisi gerilemiştir çünkü… Sabah güne yeni bir ülkeye uyanmış gibiyizdir. Kutlamalar, diğer partilerle alaylar vesaire.

Günler geçer; sanki günler geçtikçe gözlerimizin üzerindeki perde de yavaştan kalkıyordur, çünkü faturalar yine aynı vergilerle gelmekte, insanlar ölmekte, fabrikalarda, atölyelerde, şurada-burada hala aynı koşullarda yaşamaktayızdır, üstelik aynı sefil ücrete. İşçi ölümleri, trafik kazaları, hastanelerde yaşanan rezillikler yine aynıdır. Hak arama eylemleri yine gaz bombalarına boğulmakta, üstelik yeni hapishaneler inşa edilmektedir.

Oy verdiğimiz adayları, yani şimdi milletvekili olmuş adayları artık kapımızda görememekte, derdimizi sormamaktadırlar. Yüzlerini dahi televizyonda ancak görebilmekteyizdir.

Bizler de sokaklara tekrar çıkmaya başlar, protesto hakkımızı kullanmak ister, engelleniriz. Emir böyle, denilir bize. Emri verenler kim? Emri verenler geçende oy verdiklerimizdir işte.

Onlarca kez kandırıldığımız gibi yine kandırılmışızdır. Biz kaybetmiş, onlar kazanmıştır. Biz halkızdır, onlar burjuvalar, bürokratlar.

Bu seçim oyununa burjuvalar demokrasi diyor. Halbuki bizlere okullarda demokrasinin ”halkın kendi kendini yönetmesi” olarak öğretilmişti. Nerede bizim kendi kendimizi yönetmemiz? Hangi yasalar bize danışılıyor? Peki biz seçtiklerimizi denetleme hakkına sahip miyiz? Değiliz.

Gerçekten de kölelere oy verme hakkı verildiğinden beri köleler, köleliklerini unuttu; dahası, ”beni o değil de şu yönetsin” yarışına girdi, hem de zincirlerini koparırcasına.

Seçmenler ile seçilen milletvekilleri arasındaki ilişki seçimler bittikten hemen birkaç gün sonra sona erer. Seçtiklerimiz bir varmış, bir yokmuş olur.  Masalımız da burada biter. Gerçekler başlar.

Seçimler halkın yaşamında belirleyici bir rol oynamamaktadır. İktidarlar, partiler, isimler değişebilir, lakin verili sistem değişmedikçe bizim için değişen birşey yoktur. Gerçek şu ki, kimse kimsenin derdini çözmeyecek; dertler, sorunlar partilerin sadece seçim malzemesi olacaktır. Dertlerimizi, sorunlarımızı çözecek olan bizlerden başka biri olmayacaktır. İrademiz sandıkları sığmaz, sokaklara yeni Gezi’lerle sokağa taşmaya devam edecektir. Aramızdaki saçma-sapan düşmanlıkları, ayrımcılıkları, ırkçılıkları bırakmalıyız. Aramıza bu ayrılık tohumlarını ekenler yine bu burjuva partileridir. Bunun aşmanın yolu da halkın öz gücünün örgütlü mücadelesi olacaktır.

Baran Sarkisyan

Dünyalılar

Rastgele Haber

Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler… – Fikret Başkaya

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir