Home / Eğitim / Biz Aptal mıyız?

Biz Aptal mıyız?

“Aptal mısın yahu?!” veya daha farklı versiyonu olarak “ Beyinsiz misin?! “ sorularına hayatınızın bir döneminde mutlaka muhattap olmuşsunuzdur!.

İş ortamında patrondan; hararetli bir kavga sırasında arkadaştan, sevgiliden veya eşinizden… Ancak düşününce, ironik de olsa, muhtemelen bu tür sorularla en çok karşılaştığınız yer şimdiye dek öğrenim gördüğünüz okullar, muhattaplarınız da hocalarınız olmuştur.

Bu sıralar beni bu konular hakkında tekrar tekrar düşündüren bir çok şey yaşandı:

– Umberto Eco ve Orhan Pamuk’un “Gerçekler, Kurgu ve Tarih Üzerine Bir Söyleşi” temalı söyleşisinde Eco’nun Aziz Nesin’i hatırlatan “İnsanların yüzde 50’sinin aptal olduğuna inanıyorum” sözleri,

– Adana Otistik Çocuklar Sağlık ve Eğitim Derneği Başkanı Fehmi Kaya’nın Eco’yu haklı çıkartmaya çalışırcasına, otistik çocukların beyninde “Allah alanı” bulunmadığı, dolayısıyla tüm otistiklerin ateist olduklarına! dair söyledikleri,

– PISA ( Uluslararası Öğrenci Seçme Programı ) sonuçlarında Türkiye’nin yıllardır olduğu gibi yine oldukça geride çıkması,

– Temelde biz halen eğitimimizi, zeka seviyemizi ve daha bir çok şeyi sorgularken şu anda hem Amerika’da hem de Avrupa Birliği’nde birbirinden bağımsız şekilde yürüyen ama teması aynı olan projeler yürürlükte. Neyle mi ilgili bu projeler? İnsan beyni ve onun potansiyelleri ile. Amerika’dakinin ismi “The Brain Iniciative”, Avrupa Birliği’nde yürütülenin ismi de “Human Brain Project”.

Eğitim kurumlarının aslında hep bir araç olduğunu düşünmüşümdür; insanların içindeki potansiyeli bir şekilde çıkartmaya yönelik bir araç. Bu potansiyel ise akla gelen her şey olabilir; sanat, bilim ve sporun aklınıza gelen her alanı. Ülkemizde eğitimin ve eğitim işi yapan kurumların çalışma prensibi ise bunun tam tersi gibi. Türkiye’de insanlar, çok yerde olduğu gibi, eğitim kurumlarına potansiyellerinin ne olduğunu bilmeden giriyorlar. Ancak sonuçta, ya halen neye yetenekli olduklarının farkında olmadan ya da farkında olup hayatları boyunca yetenekli oldukları alanla ilgili bir meslek sahibi olamayacaklarının acısıyla çıkıyorlar okullardan.

Burada insanın aklına direkt olarak gelen soru ve zannediyorum pratik olmak gerekirse başlamamız gereken noktada şu: “Biz gerçekten aptal ve potansiyelleri kısıtlı insanlar mıyız yoksa zekamızı ve potansiyelimizi ortaya çıkartacak doğru ortamları mı oluşturamıyoruz?”

Türkiye’de eğitim ve bunun yapıldığı kurumlar insanların kendilerini özgür hissedeceği, özgürce düşünebileceği bir ortam vermiyor. Bir insanın kendini en iyi ifade edebileceği ve yeteneklerini ortaya çıkartabileceği bir eğitim ortamının temel özellikleri nelerdir diye düşününce bunca yıllık akademik tecrübemde, görüp yaşadıklarımdan benim aklıma hemen gelen iki konuyu sıralayayım:

Kimsenin kimseyi bir sorusu veya düşüncesi için aptallıkla suçlamayacağı, her şeyin evet her şeyin serbestçe düşünülüp tartışılabileceği bir ortam… Türkiye’de sorusu yüzünden öğrencisine “aptal mısın evladım ?!“, eğitiminden sorumlu olduğu otistik çocuklara Allahsız diyen eğitimcilerle bu alanda zorlandığımız kesin…

Herhangi bir fikrin akla gelip şekillenmesinin en temel etkeni çevresel faktörlerdir; yan yana olduğunuz insanlar, okulun sağladığı imkanlar ve gerçek hayatla etkileşim. Richard Feynman’ın Princeton Üniversitesi ve inanılmaz sıkıcı ortamı için söylediği “Buraya gelen inanılmaz zeki insanlar averaj beyinler olarak çıkıyorlar” sözleri belki de Türkiye’nin genel eğitim mottosu. İnsanların kendilerini keşfedecekleri, ortam sağlayıcı özelliği olan eğitim kurumlarımız olmadığı kesin.

Tüm bu argümanların yersiz olduğunu, aslında yabancı bir ülkeye göre eğitimimizin kaliteli, öğrencilerimizin daha başarılı olduğunu düşünenler için çok basit bir istatistik daha mevcut. Türkiye’de futboldan sonra en çok lisanlı sporcunun bulunduğu federasyon hangisidir desem herkes basketbol diyecektir. Şaşıracaksınız ancak Türkiye Satranç Federasyonu’nun lisansli sporcu sayısı Spor Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 280 bin iken basketbol için bu rakam 230 bin civarında. Peki bu kadar lisanslı sporcu ile elimizdeki uluslararası usta sayımız kaç tane? Dilerseniz bu konuya hiç girmeyelim!

Sonuçta aslında ortada bariz bir gerçek var Türkiye’de, her alanda eldeki potansiyeli işleyemiyoruz; yüzbinlerce, milyonlarca adayın olduğu bir havuzdan biz sadece bir elin parmaklarının sayısını geçmeyecek kadar yetenek çıkartabiliyorsak İsmet Berkan’ın dediği gibi “ bir devrim yapılması gerekiyorsa o devrim yapılmalı “.

Çünkü böyle giderse Türkiye tam da Richard Feynman’ın dediği gibi “insanların zeki girip averaj beyinli olarak çıktıkları“ bir ülke olmaya doğru büyük bir hızla ilerliyor.

Can Gürses

https://twitter.com/canitti

Dünyalılar

 

Rastgele Haber

Okulsuz Eğitim Veren Bir Öğretmen Annenin Notları

Okulsuz eğitim dendiği vakit herkes bu konuya ilgi ve sempati ile yaklaşıyor ama öte yandan …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir