Home / Arka Bahçemiz / Faşizm günlerinde esas suç cezadır…

Faşizm günlerinde esas suç cezadır…

Faşizme dair

faşizm_heryerde

“adam bağırıyor:

daha derin kazın toprağı!

siz ötekiler,

şarkı söyleyip dans edin…

-tutup palaskasındaki demiri savuruyor havada,

gözlerimin rengi mavi..-

sizler daha derine sokun kürekleri,

ötekiler devam edin

çalmaya ve dansa…”

Paul Celan, yirmi iki yaşında düştüğü ölüm kampında yaşadığı on sekiz ayı “Ölüm Fügü– Todesfuge” adlı ölümsüz şiirinde böyle özetliyor. Naziler akşam karanlığında Yahudi esirlere, kafalarına bir kurşun sıkıp öldürmeden önce kendi mezarlarını kazdırırken diğer Yahudilere de keman çaldırıyorlar, ölüm çukurlarının etrafında.

Yeryüzünün en büyük suçu ve diğer tüm suçların kaynağı faşizmdir. Suç ve ceza kavramları genel itibariyle sadece ezilenlerin ve güçsüzlerin üzerinde vücut bulur ve yargı mekanizması hemen her zaman ters orantılı bir şekilde işler. Özelde ise insan doğası inanılmaz bir şekilde suça mütemayildir ve zaten koşullar, istese de bir insanın suç işlemeden yaşamasına olanak veremeyecek kadar kötücül bir şekilde belirlenmiştir egemen sınıflar tarafından.

Buradan bakıldığında “Suç” haktır ve asıl suç olan “Ceza” dır.

Böylesine vahşi koşullar altında açlığa, yoksulluğa ve her türlü maddi manevi insani gereksinimden yoksunluğa mahkûm edilmiş bireylerin ya da toplumların, tırnak içinde “Suç” işlememeleri ve ucuz bir tevekkülle, kaderleri zannettikleri sömürü çarkına teslim olmaları asıl erdemsizliktir.

Her ne kadar ilk anda güdük bir şekilde politik çağrışımlar yapıyor olsa da, yaşamlarımızı iğdiş eden varoluş şeklinin bizatihi kendisidir faşizm. İçine doğduğumuz ailedeki ve sosyo-ekonomik ortamdaki hiyerarşik yapılanmadan, sahip olduğumuz cinsiyetten, otomatikman mensubu olmak zorunda kaldığımız dinden ve çoğu zaman hiç okumadan ezbere ya da zorunluluktan edindiğimiz politik dünya görüşümüzden tutun da, devam etmek zorunda kaldığımız ilkel eğitim sürecine varana kadar, bizi dünyaya geldiğimiz andan itibaren çürütmeye ve deforme etmeye kurgulanmış şeydir faşizm. Faşizmin başlıca figürleri kapital sahipleri, yönetenler ya da gözü dönmüş komutanlar değil, sözde yetişkin olduklarında çocukluk düşlerini ve kendi gördükleri baskıları unutan ebeveynler, acı çekmiş kadınların-annelerin yaşamdan intikam nesnesi olarak biledikleri ve büyüdüklerinde Kaosun Kutsal Kitabı isimli muhteşem kitabın yazarı Albert Caraco’nun dediği gibi “kralın evdeki izdüşümü” olan kocalar-babalardır; körbağırsaklarıyla yer değiştirmiş beyinlerindeki olmayan bilgileri bize dikte eden öğretmenlerdir; sonra sistemdir.

Faşizm bir ideoloji değildir, faşizm yaşamın kendisidir.

Celan’ın Nazilerin toplama kamplarında yaptıkları işkenceleri tasvir ettiği şiiri iliklerimizi donduruyor, döneme ait fotoğrafları gördüğümüzde tüylerimiz ürperiyor. Oysa işkence kesintisiz sürüyor, her yerde, yaşamamızın her anında.. Nereye başımızı çevirsek Nazilerimizle karşılaşıyoruz, salyalı ağızlarıyla bağırarak bize bir şeyleri dikte eden, dayatan Nazilerimizle.. Üstelik, bunları yüzümüzde kocaman bir minnettarlık gülüşüyle yapmamızı bekliyorlar.. Babadan kaçsak kocaya, kocadan kaçsak ikiyüzlü ahlâk bekçisi ahlâksız topluma, ailemizden kaçsak çürümüş eğitim mekanizmasına, okuldan kaçsak sömürüye, sömürüden kaçsak sisteme, sistemden kaçsak sözde devrimcilere, onlardan kaçsak hiçliğe tosluyoruz; hepsi ellerinde filistin askısıyla ve içindekiyle zafer sarhoşu olduktan sonra boşunu münasip bir yerimize monte edecekleri şampanya şişeleriyle bekliyor sırasını…

Dünya, etrafındaki oluklardan nehirlerce kan ve gözyaşı akan devasa bir işkence tezgâhından ibaret adeta… insanlarsa sadece ve sadece ikiye ayrılıyor: cellatlar ve kurbanlar… yer değiştirmeleri an meselesi olan…

Durumumuzun ayırdında olmadan, önce varoluşumuzu bu iliklerimize kadar işlemiş suçtan arındırmadan sürüler halinde yaşadığımız primitif hayattan bir ideal, mutluluk kırıntısı ya da gelecek güzel günler beklemek ne kadar anlamlı olabilir? İnsan, doğanın down sendromlu genetik artığıdır; üstelik kendisini inanılmaz bir aymazlıkla her şeyin üzerinde ve sahibi zanneden kokuşmuş bir artık…

Rabia Mine (mineliada@hotmail.com)

Dünyalılar

 

 

Rastgele Haber

Dindar Ama Ahlaksız Olmanın Kodları

Dindar bir insan nasıl ahlaksız olabilir? Allah’a ve ahiret gününe inanmaya devam ettiği halde nasıl …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir