Başka Dünyamanşet

Felsefe, Ahlak ve Erdem

Laiklik ilkesinin geçerli olduğu bir ülkede, yani teokrasinin yıkıldığı bir ülkede, dinin, devlet, siyaset, hukuk ve eğitim alanları üzerinde egemenlik kurması ve bu alanlara müdahale etmesi önlenir, dine bir sınır çekilir, bu koşulla, dindar olmayı seçen vatandaşların dini inanç ve ibadet özgürlüğü ve dinsiz olmayı seçen vatandaşların düşünceleri ve yaşam biçimleri güvence altına alınır. Laiklik ilkesinin olduğu yerde devletin dini olmaz, vatandaşın kendi özgür iradesine göre dini olur veya dini olmaz.

Ancak vatandaşın özgür iradesiyle dindarlığı veya dinsizliği seçebilmesi için, iki seçenek hakkında da bilgi sahibi olması gerekir. Din dersinin on yıl, felsefe dersinin iki yıl zorunlu olduğu ve ahlak dersinin din dersiyle birlikte okutulduğu, “dinsiz insan ahlaksız olur” yalanının dayatıldığı bir ülkede, laiklik kâğıt üzerinde kalır.

Felsefenin bir alt dalı olan Etik (Ahlak Felsefesi), İslam, Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerinin dışında bir ahlak ve erdem anlayışının da geliştirilebileceğini gösteren en önemli alandır. Hıristiyanlık ve İslam dinlerinden yüzlerce yıl önce yaşayan ve Musevilik dininin de etkisi dışında kalan antik Yunan filozofları Platon ve Aristoteles, buna dair en önemli örnekler arasında yer alır.

***

Bu filozoflar yaşamın amacının (“telos”), gelişerek iyi bir ruhu taşımak (“eudaimonia”) olduğunu düşünmüşlerdir. Onlara göre iyi bir ruhu taşımak da erdemli olmakla olanaklıdır. Belli başlı erdemler arasında da adalet, cesaret, dostluk ve ölçülülük gibi erdemleri saymışlardır. Platon bu erdemlerin özünün salt akıl yoluyla, Aristoteles ise hem akıl hem de deneyim yoluyla kavranabileceğini savunmuştur.

18. yüzyılda yaşamış olan İskoçyalı filozof David Hume, ahlakın ve erdemin dinin tekelinde olmadığını, ahlakın ve belli başlı erdemlerin temelinde duyguların olduğunu, duygudaşlık olarak nitelendirdiği bir duygu kesişmesiyle, vicdan, cömertlik, yardımseverlik, adalet temelli ortak bir ahlakın ve erdemin geliştirilebileceğini, bu potansiyelin ortaya çıkmasında, eğitimin ve çevre etkisinin çok önemli bir rol oynadığını savunmuştur.

Yine 18. yüzyılda yaşayan Alman filozof Immanuel Kant, eylemlerimizin doğuracağı sonuçlara bakmaksızın, onların mutluluk, haz, yarar sağlayacağını dikkate almaksızın, evrensel bir ilkeye göre eylemde bulunan kişinin, ahlaklı ve erdemli olabileceğini ve akıl sahibi olan insanların bunu kavradıklarını savunmuştur.

***

Ahlak ve erdem ile din arasında zorunlu bir bağlantı yoktur. Dindar olsunlar veya olmasınlar, felsefe tarihinde, bir ahlak ve erdem anlayışı geliştiren birçok filozof vardır. Ahlaklı ve erdemli olmak için din zorunlu değildir. Bunu da bize en iyi öğreten alan, felsefedir.

İnsanlığın ve uygarlığın gelişmesi, Tanrı düşüncesini kurgulamasıyla değil, ahlaklı ve erdemli olmasıyla olanaklıdır. Birinci ve öncelikli koşul, ahlaklı ve erdemli olmaktır, iyi bir insan olmaktır. Bu sağlandıktan sonra, insanlığın ve uygarlığın daha fazla gelişmesi için yapılması gereken de felsefede, bilimde, sanatta ve siyasette ilerleme sağlamaktır. Teokratik yapılanmalarda, din fetişizminin yaşandığı ortamlarda, felsefe, bilim, sanat ve siyaset gelişmez, dinin hizmetine girer.

İnsan, Tanrı kurgusuna yaklaştıkça, insan olmaktan uzaklaşır, insana, dünyaya ve yaşama yabancılaşır. 19. yüzyıl Alman filozofu Friedrich Nietzsche’nin söylediği gibi, yaşamı ve dünyevi olanı, öte dünyacılıkla, dinle, imanla ve Tanrı kurgusuyla değillemek, hiççiliktir, bir çöküşün ve yozlaşmanın göstergesidir. Tüm acılarıyla ve hazlarıyla, mutluluklarıyla ve mutsuzluklarıyla, yaşamı olumlamak ve kucaklamak, sürü zihniyetinin bir parçası olmaktansa, kendi değerlerini kendisi yaratan özgür bir ruh olmak, insanın gelişmesinin yolunu açar.

Felsefe özgürleştirir, din köleleştirir. Felsefe de uygarlık da din sayesinde değil, dine rağmen bir gelişme sağlamıştır.

Örsan K. Öymen

Dünyalılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu