Home / Foto Galeri / Filtresiz, fotoşopsuz dünya ağrısı

Filtresiz, fotoşopsuz dünya ağrısı

(not: bu yazıyı yazalı aylar oldu, yazıyı da beni de oyaladılar, oyalanmak da ne fena, kalbinin tam ortası aslında biliyor da gerçeği, oyalana oyalana damar geliştiren kalp atmaya devam ediyor işte. neyse şimdi biraz geç de olsa: önümüze her gün gelen, bazen görüp de tek bir satır konuşamadığımız, dilimizi düğüm eden fotoğrafları çeken, nytimes’lara, time’lara, washington post’lara giren fotoğrafları çeken adamların, kadınların halini bilmenizde fayda görüyorum. sıraları yok. konuları zaten biliyorsunuz. bu yazının sebebi de kimse dönüp bu insanların hatrını sormamış! normal. kimsede birbirinin yüzüne bakacak hal mi kaldı da kafanı kaldırıp hatır soracaksın? neyse.)

Ülkenin doğusu ayrı batısı ayrı kapkaranlık bir senaryonun içinde, bütçe sorunu da yok belli ki, her yeri dümdüz ederken düşünmüyorlar. İnsanlar kendileriyle yaşayıp, kendileriyle ölürken geriye onlardan bize fotoğrafları kaldı. Sur dümdüz olmuş, Cizre’de evler yanmış yıkılmış, Ege kıyılarına çocukların cesetleri vurmuş, Boğaz Köprüsü’nün adı değişmiş bir gecede. Bir avuç fotoğraf karesinde oldu bittiye geldik günler içinde.
Türkiye’nin en önemli fotoğrafçılarından Ara Güler şöyle demiş eski eski günlerde: ‘Sinema sanattır ama fotoğraf sanat değildir. Fotoğraf hakikattir. Hakikatin kopyasıdır. Hakikatin parçasıdır, sanat olamaz.’ Hakikatlere bakıp da keşke ‘kurgu bunlar’ ya da ‘başka ülkenin yasını almış bizimkine yapıştırmışlar işte’ deseydik keşke.

Söz hakikati olduğu gibi çekip önümüze getirenlerde:

Fotoğrafçı Sertaç Kayar, 10 yıldır gazeteci, Reuters haber ajansı için çalışan freelance bir fotoğrafçı. Özellikle Sur, Cizre, Silvan, İdil, Yüksekova vs sokağa çıkma yasağının olduğu yerlerde ve bombalı saldırıların ardından çektiği kareler yayınlanıyor.

Kayar her olaydan ayrı etkilendiğini, hepsinin değdiği ve acı verdiği yerin aynı olduğunu ancak en acı olanın Cizre olduğunu söylüyor. Tanıklık ettiği manzaraların etkisini hala üstünden atamadığını anlatıyor. Cizre’de ilk kez fotoğraf makinesini kaldırıp çekim yaparken tereddüt ediyor, karşılaştığı manzara ile insanlığından ve fotoğraf çekerken gözünden akan yaştan utanıyor. Kayar gözyaşlarını makinesini gözüne götürüp saklamış.

Filtresiz-fotoşopsuz-dünya-ağrısı

Kayar anlatıyor:  

‘Bir evde sandıktan cenaze çıktı. Ağır bir hava vardı ama kimse ağlayamıyordu sanki, sadece gözyaşlarını görebiliyordum. Yasak süresince duyduklarım ile karşılaştığım manzara birebir birbirine uyuyor hatta daha fazlasını yaşıyordum. Harabeye dönen evler, çocukları kayıp olanlar, cenazesini alamayanlar, harabeye dönen evlerden birkaç parça eşya almaya çalışanlar… Tüm bunlara rağmen insanların “Gel dinlen su, çay iç” teklifleri yerin dibine koyuyordu. En çok etkilendiğim kareleri de Cizre’de çektim. Yaralanmış bir babanın, kendisi gibi yaralanan çocuklarına çaresiz bakışı ve babasına sığınmış korku içinde tedirgin bir çocuk. “Vahşet bodrumu” olarak ifade edilen harabe önünde yakınlarını yitiren ailelerin bekleyişi ve harabeler içindeki insanların feryadı…’

OTURAMIYORUM, SOKAKLARDA YÜRÜYORUM

Psikolojik olarak ciddi bir tahribat yaşadığını anlatıyor: ‘Dönüp baktığımda dün ile bugünüm arasında ciddi değişmeler var. Özellikle bu yakın zamanda yaşanan olaylar, ölümler, acılar ciddi bir etki bıraktı. Mesela kalabalık ortamlarda kalmak çok sıkıyor, konuşurken hemen yoruluyorum. Onun için yalnız kalma ihtiyacı doğuyor hep. Bu da daha sosyal ilişkilerin bozulup daha çok yalnızlaştırmaya götürüyor. Bir yerde uzun süre oturamıyorum, bir ortamda otururken anlatacak çok fazla bir şeyin olmadığını hissine kaplıyorum, onun için genelde dinlemek daha iyi geliyor. Yine geç saatlere kadar uyuyamama, uyuyunca çoğu zaman kabus görme durumu oluyor. Toplu taşıma araçlarını kullanmak çok sıkıyor, çok uzun zamandır acil olmadıkça binmiyor ve sokaklarda yürüyerek rahat nefes aldığımı hissediyorum. Maalesef bu konuda herhangi bir destek almıyorum’

UZUN ZAMANDIR GÜZEL BİR FOTOĞRAF ÇEKMEDİM

New York Times, Washington Post gibi gazetelerde onlarca fotoğrafı basılan Sedat Suna ise en çok 1 Mayıs gösterilerinden, Gezi olaylarından ve Kobane’de yaşanan patlama olaylarından etkilendiğini anlatıyor. Unutamadığı kare Kobane-Halep yolunda patlamış bir tankın üzerinde oynayan çocuklar!

Filtresiz-fotoşopsuz-dünya-ağrısı-1
‘En son ne zaman güzel bir fotoğraf çektin?’ diye soruyorum. ‘Galiba uzun zamandır Türkiye’de güzel ve umut verici bir fotoğraf çekmedim. Bütün yaşananlara ilk gözden tanık olduğum için, yaşanan olayı da gazeteden okuyan birinden daha umutsuzum. Ve uzun bir zamandır da yaşamın mı ölümün mü kıyısındayım bilemiyorum’ diye cevap veriyor.

Reuters Ajansı için çalışan Osman Orsal, Gezi olaylarının başlangıcındaki meşhur kırmızı elbiseli kadının fotoğrafını çeken foto muhabiri. 23 yıldır çeşitli gazetelerde çalıştığını anlatan Orsal olaylar bittikten sonra çektiklerini unutmaya çalıştığını, ama yarattığı etki olarak bu ‘Kırmızılı kadın’ karesini unutamadığını anlatıyor. Orsal, tehlikeli yerlere fotoğraf çekmek için gittiği vakitler fotoğraf makinasını kalkan gibi kullanıyor. Ona göre bu fiziksel olmasa da psikolojik bir kalkan. Peki ya fotoğraf çekerken hiç hayatından endişe etmiyor mu? ‘Tüm korkular, acılar yavaş yavaş aylar sonra çıkıyor’ diyor Orsal.

AYAKKABILARIMDAN NEFRET ETTİM 

Ankara’da, tren garı patlamasında 96 kişinin öldüğü 300’e yakın insanın yaralandığı günü çeken Arif Akdoğan anlatıyor: 

‘Arabadan yol ortasında inip Ankara Garı’na doğru koşmaya başladığımda ağaçlara yaslanıp ağlayan gençleri gördüm. Kaldırımlarda birbirlerine sarılan, ‘sakin olun’ anonsları yapan gençler vardı. Daha hızlı koşmaya başladım. Ankara Garına yaklaşınca insanların kaçarcasına uzaklaştığını, çığlıkların yükseldiğini duydum. Bir kız çocuğu gördüm annesine sarılmış, ağlayarak uzaklaşan. Durdum. Nefeslendim. Makinemin ayarlarına baktım son kez. İlk gördüğüm kanlar içinde birbirine sarılmış bir çiftti. Yüzlerce kez önünden yürüdüğüm, ışıklarında beklediğim, otobüslerine bindiğim Ankara Garı’nın meydanında herkes ağlıyordu. Aklıma ilk gelen yerde yatan birilerine basmamaktı. Gördüklerimin çoğu ölmüştü. Kanlar içinde uzanmış eller, başında bekleyen sevgililer. Fotoğraflar çekiyordum, başını hiç hatırlamadığım kabusun orta yerine bırakılmış gibiydim. Ayaklarımın altından nefret ettim, ayakkabılarımdan…’

Filtresiz-fotoşopsuz-dünya-ağrısı-2

Ya sonrası?

‘Sonra geriye doğru kaçtım. Garın önüne doğru başım önde giderken bir insan kalbi gördüm. İnanamadım yerde duranın bir kalp olduğuna. Üzerini bir kağıt parçasıyla örtmek hiç aklıma gelmedi. Oturup sigara içmek istedim birçok insanın yaptığı gibi. Yapmadım. Durdum fotoğraf çekemiyordum artık. Saçlarımı çektim kendime geleyim diye. Yeniden ayakkabılarım aklıma geldi. Kan içinde olduklarını hissettim. Kendimden nefret ettim. Boğulacak gibiydim. Benim için bir daha hiç eskisi gibi olmayacak meydana baktım. Bayraklar örtülmeye başlanmıştı cansız bedenlere. Tam karşımda, yüzlerini hiç unutmayacağım gencecik bedenler umutla geldikleri Ankara’nın kaldırımlarında yatıyorlardı üst üste, yan yana. Yaşanacak onca güzel günü taşıyacak bedenlerini, sevdiklerinin göz yaşlarıyla, Ankara’nın taşlarının üzerine bırakmışlardı.

İNSANIN İÇİ YARALANDI MI TEDAVİ OLMUYOR

Ahmet Şık, ülkenin önemli gazetecilerinden ve foto muhabirlerinden. Şık; bu işin en zor tarafının karşılarında acısından kıvranan insanlar varken görüntü ya da bilgi almaya çalışmak olduğunu, soru sormak ya da soran gözlerle fotoğraf çekebilmek için izin istemek olduğunu söylüyor. ‘Ne kadar empati yapabilsen de, acısına ortak olmaya çalışsan da bu çok zor’ diyen Şık çekilen görüntülerin, insanların anlattıklarının onlara emanet olduğunu, o emanete zarar getirmemeye çalıştıklarını anlatıyor. Ahmet çekilen görüntülerin, insanların anlattıklarının onlara emanet olduğunu, o emanete zarar getirmemeye çalıştıklarını anlatıyor. Bir tereddütü elbette var: ‘İnsanlar gazetecilere güvenseler de Türk basının kirli geçmişi her şeyi alaşağı edebiliyor’

Ahmet’e göre fiziksel zararlar eğer çok ağır ya da kalıcı değilse telafi ediliyor da ruh hallerinin nasıl yaralandığını ve asla bir daha aynı hale gelmediğini şöyle özetliyor: ‘İnsanın içi yaralandı mı onun tedavisi pek mümkün değil. Aklınıza fotoğrafını çektiğiniz kişinin hali geliverir. Durduk yerde kendinizi ağlarken bulursunuz. Kimi zaman uyku tutmaz. Uyku tutsa kâbuslar göreceğinizi bildiğinizden uyumak istemezsiniz. İnsan beyni ilginç. Bir şekilde hafızanın karanlık ya da kör bir noktasına itiyor hatırlaması kötü olayları.’
 
O GÖRÜNTÜLERİ HAZMEDEMİYORUM

Bu sene en acı karelerden birini fotoğraflayanlardan biri de AFP için çalışan Ozan Köse. Köse’nin unutamadığı gün tarihiyle aklında: 30 Ocak 2016. 30 Ocak’ta Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinden Yunanistan’ın Midilli Adası’na giderken teknesi batan mültecilerin cesetleri kıyıya vurdu. Ölen 39 kişinin arasında çocuklar da vardı. O günü Köse şöyle anlatıyor:

Filtresiz-fotoşopsuz-dünya-ağrısı-2

‘Sahile gittiğimde ilk gördüğüm ceset, bir bebeğinki oldu. 9-10 aylık gibi duruyor. Sıkı giyinmiş ve şapkası var. Turuncu bir emzik kıyafetlerine iliştirilmiş. 8-9 yaşlarında bir çocuğun bedeni de denizde. Onların yanında da bir kadın var. Belki de anneleri… Birkaç fotoğraf çekiyorum. Sahil boyunca yürüyorum. Bir kayanın üstünde başka bir çocuğun bedenini görüyorum. Daha sonra kâbuslar göreceğim, saatlerce konuşamayacağım. Ancak şu anda dürüst olmak gerekirse pek bir şey hissetmiyorum. Türk jandarması cesetleri topluyor. Gece bu sularda boğuldular. Çok fazla ceset var. Hepsini sayamıyorum. Her türlü felaketi fotoğrafladım, çok ceset gördüm ama o masum yavruları o halde görmeyi insanlığa yakıştıramıyorum. Jandarmaların minicik bedenleri kucaklayıp, o kapkara ceset torbalarına koymalarını hala hazmedemiyorum!’

Bir yanda ekmek parası, sevdikleri, hayatlarını adadıkları meslekleri, bir yanda bunca vicdan ağrısı. Bunca olaydan sonra sırtlarında ya da omuzlarında kalan işin yoruculuğu, gidip geldikleri bölgeler, günlerce yürüdükleri yollar, tehlike altında kelle koltukta iş yapmaları değil. Kaybolan hayatların, yıkılan evlerin, yerine belki de bir daha gelmeyecek insanların ağırlığı! Önümüzde yüzlerce kare, kaybedilen binlerce insan, elimizde kalan filtresiz, fotoşopsuz bir dünya ağrısı.

Elif Key

Kaynak: http://www.elif-key.com/2016/12/filtresiz-fotosopsuz-dunya-agrs.html

Dünyalılar (www.dunyalilar.org)

Rastgele Haber

Hedefte ihraç edilmiş polisler ve akademisyenler mi var?

691 Sayılı OHAL KHK’sının askerlikle ilgili düzenlemesini avukat Hülya Üçpınar değerlendirdi. Askere alma usulünde belirsizlik …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir