Home / Arka Bahçemiz / Gorgias ve Enformasyon Çağı

Gorgias ve Enformasyon Çağı

Gorgias ve Enformasyon Çağı

Yüz kişiden, inandığı, iman ettiği Tanrı’yı sözcüklerle anlatmasını isteyin. Hepsinin inandığı Tanrı ve Kutsal kitap “bir” olsa da hepsinin kafasındaki Tanrı tasavvurunun farklı olduğunu göreceksiniz. Hiçbirinin tarifi birbirine benzemeyecektir. Yüz kişiden birer tane ağaç resmi çizmesini isteyin. Gördükleri ağaç türleri hep aynı olsa da hiçbirinin çizdiği ağaçlar birbirine benzemeyecektir. Bir şiir okutun ya da 10 kişiye, ve ne anlatılmak istendiğini sorun, hepsi farklı şeylerden bahsedecektir. Çünkü duyumlanan tüm imgelemlerden geriye, hepsinin zihninde farklı izler kalmıştır.

Bundan yaklaşık 2500 yıl kadar önce Atina’da felsefe ve retorikle uğraşan Sofistler, bilginin ve yargının göreliliği üzerinde durdular. Protagoras, tüm argümanlarıyla “İnsan, her şeyin ölçüsüdür.”, buna bağlı olarak da mutlak doğru yoktur görüşünü temellendirmeye çalıştı. Septik Filozof Gorgias ise; meşhur “Hiçbir şey yoktur, olsaydı da bilemezdik, bilseydik de aktaramazdık” retoriğinde öne sürdüğü görüşünü Hiççiliğe, Kuşkuculuğa ve Bilinemezciliğe vardırır. Bilginin doğruluğu, mutlaklığı, gerçek dünyada kanıtlanabilirliği bilim felsefesinin çetrefilli bir konusudur, oysa bambaşka bir alan var ki; insanların söylenen her hangi bir sava inandırılması ve ikna edilmesi. İkna ve İnanma konusu, bilginin nesnesine uygunluğundan çok farklı olarak zihnin, önceki yaşantılarından, kişisel tutumlarından, dini inançlarından, ideolojik duruşlarından, bilginin geldiği kaynağa olan güvenden ve bu yazıda anlatamayacağımız kadar çok etkenden etkilenir ki, bu Sosyal Psikolojinin, Siyaset’in, Din Bilimin kilit konularındandır. İkna ve İnanmanın temel ilkeleri halen daha tartışılmaya ve açıklanmaya muhtaç bir konu olarak önümüzde durmaktadır.

2500 yıl sonra, bugün üzerinde uzlaşılan görüş, bilgi çağına geldiğimiz.. Teknoloji o kadar gelişti ki, bu gelişme; toplumu tüm yapı ve katmanlarıyla değiştirdi, bireyler ve toplumsal arası ilişkilerin niteliği değişti ve en önemlisi, bilgiye ulaşma hızı ve imkanları olağanüstü arttı. İnsanlığın binlerce yıllık tarihinde utanç dolu sayfalar çoğunluktayken, belki de yaptığı en iyi şey bilgiyi üretme ve dağıtmada ulaştığı son noktadır. Bilgiye kolayca ulaşabiliyoruz belki ancak bu kez şöyle bir sorunla karşılaşıyoruz; bilginin kendisini bulduğumuz yerde, onun tam tersini iddia eden bir çok örneği de bulmamız mümkün. Peki biz hangisine inanmayı seçiyoruz: İnanmayı en çok istediğimiz şeye!

Gelelim bunun sosyal ve siyasal alandaki yansımalarına. Teknolojinin sunduğu imkanlarla ispatlamak istediğimiz savı destekleyecek sahte deliller uydurabilir ve bunlara pek çok insanı inandırabiliriz, ya da tam tersi, açıkça ortada duran delilleri de karartma şansımız olabilir. Bu yaptıklarımız, pek çok oluşacak önyargının, ya da inancın ham maddesi olmaya hazırdır. Bilgi çağının en büyük handikapı, ucuz ve kirli bilgidir. Devletler güdümlü bilginin gücünü çok önceleri keşfettiler. Devletin tüm gücünü kullanarak bilinçli olarak dağıttığı manipülatif bilgi, insan mühendisliğinin ham maddesi oldu yıllarca.. İnsanların gerçek bilgilere ulaşmasını engellemeniz çok kolay. Hele hele okur yazarlık oranının, entelektüel düzeyin son derece düşük olduğu ülkelerde milyonları bir hiç etrafında birleştirmeniz mümkündür. Bu hiçlik, çoğu zaman dini-milli farklılıklar ekseninde kin, nefret, düşmanlık, olabilir. Çünkü yönetilen halkı parçalama taktiği devletlerin her zaman işini kolaylaştırmıştır. Kapitalizmi iliklerimize kadar işleyen, halkı kamplaştıran, işçi sınıfının yaşanmaz koşullarda yüzlerce yıldır yaşamasını sağlayan, insanları birbirinden ayıran şey, bilginin kendisi değil, Marx’ın üst yapı dediği inançlar, ideolojiler, görüşlerdir.

Kısacası Bilgi çağında bile aslında bilginin güvenilirliği, geçerliliği ve doğruluğu, M.Ö. 2500’lü yıllardan farklı değil. Niceliksel olarak elimizde çok fazla bilginin olması, niteliksel anlamda ilerlediğimiz anlamına gelmiyor.

Gülşah Gümüş

Dünyalılar

Rastgele Haber

İktidar ve Özgürlük Kavramlarına Dair Düşünceler

Mevcut iktidarları eleştiriyor olmanız, baskılara karşı çıkmanız, düşünceyi ifade özgürlüğünden, demokrasiden bahsediyor olmanız sizi gerçek …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir