Home / Arka Bahçemiz / Korku Üzerine

Korku Üzerine

tumblr_inline_naik9o4NpS1rqg72d

Size biraz korkudan bahsetmek isterim. Korku nedir? İnsan nelerden korkar, neden korkar? Korku, insanın istediği şeyin gerçekleşmeyecek olması ya da gerçekleşmekte olan şeyin insan tarafından şiddetle istenmemesi durumudur. Schopenhauer bize bunu çok eskiden anlatmış: ‘‘İnsan hep daha fazlasını isteyen bir varlıktır.’’ Ancak her şeye rağmen, insan korkan bir varlıktır… Her şeye rağmen, korku sadece bu değildir.

Korkunun icadı ne kadar eskiye gider bilmiyorum fakat korkma eyleminin o eski zamanlardan bu günlere kadar genetik olarak aktarıldığına eminim. İnsan içgüdüsel olarak korkan bir varlıktır, ancak bunu belli etmeyecek ya da bazen fark etmeyecek kadar sosyal bir varlıktır. Cesur bir varlıktır diyemiyorum; zira halen cesaretin bir korkaklık saklama perdesi olup olmadığından emin değilim.

M.Ö 2000’li yıllara dönelim; öyle farz edin ki bir mağarada anlamsızca duvarı izliyorsunuz ve bir anda daha önce hiç duymadığınız bir ses geliyor; bir doğa olayı gerçekleşiyor ya da size hiç benzemeyen bir varlık tam karşınızda beliriyor. Ne yapardınız? Yapılacak eylem kişinin hayal gücüne göre değişebilir, ancak hissiyat kesindir: korkardınız! Buradan korkunun deneyim ya da bilgi eksikliğinden kaynaklanabileceğini öne sürmek hiç de yanlış bir fikir gibi durmuyor. Ayrıca akıllara şöyle de bir soru geliyor: İletişimin temeli korku olabilir mi? Tekrar aynı mağaraya, anlamsızca duvarı izlemeye dönelim. Bu sefer yanınızda sizin formunuzda birisinin daha olduğunu varsayalım. Dışarıdan gelen tehdit ikinizi birbirinize yakınlaştıracaktır ve sizi dayanışma kurmaya zorlayacaktır. Tarihsel süreçte gelişim hep böyle olmamış mıdır? Hayvanlarla insanlar arasındaki rekabette her canlı kendi türüne yakınlaşıyor; insanlar arası rekabette her kabile (ya da ırk) birbirine yakınlaşıyor; dinler arası rekabette her dinin mensubu birbirine yakınlaşıyor; son aşama mobilizasyon ve sonra (belki) demobilizasyon. Ancak bu süreçte iletişim gelişmiş oluyor. Bu değerlerin bir bina gibi inşa edildiğini düşünürsek, bu binanın temelini korku oluşturuyor.

Tekrar günümüze dönelim, M.S 2000’li yıllar. Evinizde oturuyorsunuz ve bir anda elektrikler kesiliyor. Dışarıda şimşekler çakıyor ve sert bir yağmur yağıyor. Her biri kendi odasında anlamsızca televizyona, bilgisayara, telefona, tablete bakan ev mensupları tek bir odada toplanıyor ve şimşeğin ne kadar sert olduğundan, ‘‘yağmurun da iyi yağdığından’’ bahsediyor. Bu boş konuşmaların tek sebebi korkudur. Sadece yıldırım düşmesinden duyulan korku değil bu, internetin ve teknolojinin yokluğunda insanların ne yapacaklarını bilememeleri ve bundan korku duyarak bir araya gelmeleridir. Korku arabulucudur, birleştiricidir; kontrol edendir, bazen de ayırandır.

Devletlerin kolektif bir savunma anlaşması etrafında toplanması, 2013 Haziran ayında Gezi Parkı olaylarında birbirinden alakasız insanların bir araya gelmesi ve bir insanın herhangi bir şeye karşı beslediği olumlu/olumsuz aşırı hisler korkudan kaynaklanmaktadır.

Devletler zaman zaman kolektif bir biçimde hareket etmek isterler, çünkü korkarlar; ortak bir düşmanları vardır ve tek başlarına bu düşmanla baş edemeyeceklerini düşünürler.

Gezi Parkı olaylarında çok farklı siyasi görüşten insanların birbirine polislerin ortasında kaldıklarında ya da biber gazına maruz kaldıklarında yardım etmesi korkudandır; ‘‘ya o ben olsaydım’’ şeklinde yapılan empatiden kaynaklanan, yarınların bugünlerden çok daha kötü olacağı korkusundandır.

Bir şeye olumlu yönde beslenen aşırı kuvvetli hisler o şeyi kaybetme korkusundandır. Olumsuz yönde beslenen hisler bahsi geçen şeyin o kişinin ulaşılmazlığından ya da daha iyi bir pozisyonda olabileceği kıskançlığından, korkusundandır.

“Korku, bazen ayaklarımıza kanat takar, bazen de ayaklarımızı yere çiviler.”
    – Montaigne

İletişimin temelinin korkuya dayandığını söyleyebileceğimiz gibi, kontrol altına alma, ‘‘yönetme’’ gibi eylemlerin de insanı korkutmakla mümkün olabildiğini açıkça ifade edebiliriz.

Kutsal kitaplar , hukuk sistemleri, siyaset ve insan ilişkileri: bunların hepsinin yaygınlaşmasında ve geçerliliğini korumasında korkunun yeri çok büyüktür. Kutsal kitaplarda insanların kendilerine emredilmiş görevleri yerine getirmediklerinde veya yasaklanan eylemleri gerçekleştirdiklerinde ölümden sonraki hayatta cezalandırılacakları söylenmiştir. Hukuk sistemlerinde de benzer şekilde insanların bağlı bulundukları bölgeye, şartlara ve toplum yapısına göre değişmekle birlikte kendilerine atfedilen yükümlülükleri yerine getirmedikleri takdirde veya kanunlarla yasaklanan davranışlarda bulunduklarında cezalandırılacakları dile getirilir. Siyaset konusunda da olacaklara dair kehanetlerle bir korkutma söz konusudur. Örneğin bir siyasetçinin çıkıp ‘‘Bize oy vermezseniz yarın bu ülkenin ekonomisi çok kötü durumda olacak’’ ya da ‘‘Koalisyon kurulursa doksanlı yıllara döneceğiz, her şey çok kötü olacak’’ gibi sözler savurması, seçmen üzerinde bir korku yaratma ve bu korku ile söylemlerinin destekleneceğini düşünmesi; oylarını artırabileceğini umması temel olarak korkudan beslenir. İnsan ilişkilerinde ve günümüz iletişiminde de korkudan bahsedecek olursak; yine bir cezalandırma söz konusudur fakat geçen zamanla birlikte bu cezalandırma biraz daha soyut bir hâl almıştır. Toplum kalıpları içinde farklı davranan, toplumun ya da bahsedilen bireyin içinde bulunduğu küçük topluluğun genel görüşlerinden çok daha farklı fikir, davranış ve yönelimlere sahip olan bir kişi o gruptan dışlanacaktır. İşte insanlar bunun korkusuyla artık olduğu gibi davranmaya ya da içinden gelen düşüncelerini rahatlıkla söylemeye çekinir olmuştur.

“Korkular umutsuz, umutlar ise korkusuz olmaz.”
           – Spinoza

Görüldüğü gibi her bir örnekte ceza şekli değişse de bir ‘‘ceza ile korkutma’’ kavramı bulunuyor. Yapması gereken bir şeyi yapmayan veya yapmaması gereken bir fiili gerçekleştiren ve bunların sonucunda başına ne gelebileceğine dair bir fikri olan ve bundan korkan bir insan rahatlıkla kontrol edilebilirken; hiçbir fikri olmadan, sadece başına gelen olaylar sonucu korkan bir insanın ne yapacağı asla tahmin edilemez. Edison’un elektrikli ampulü bulmasının sebebi karanlıktan korkmasıydı, karanlıkta ne yapılacağını kendisi keşfetti. Ancak korku artık ampul icat ettiren, iletişim kurmayı sağlayan bir araç olmaktan çok günümüz modern toplumlarında bir hizaya getirme aracı haline gelmiştir.

    “İnsanın çekeceği acıların sınırı vardır, fakat korkunun sınırı yoktur.”
– F. Bacon

Aycan (tanrivarmi.blogspot.com.tr)

Dünyalılar

 

Rastgele Haber

Sanat_iktidar

Nesnel Gerçeklikte Hayır Niçin Hayırlıdır?

NESNEL GERÇEKLİKTE HAYIR NİÇİN HAYIRLIDIR? Örtük (gizli) pedagojinin temelinde; pratiklerin motor-öğrenmevari kavranması, sorgulamanın ise bilinçdışı …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir